İspanyolca ile ilgili bir çok şey

Expresiones Turcas I - Ne Pahasına Olursa Olsun

hola a todas las personas hispanohablantes que siguen este blog y que se esfuerzan para aprender turco. en esta página de blog podrán encontrar muchos artículos que se tratan de la estructura gramática de idioma turco. (basta escribir "clases de turco" en buscador) al lado de artículos de gramática, me gustaría compartir con vosotros algunas expresiones y modismos que se utilizan en turquía. quiero escribir un montón de artículos sobre modismos (si encuentro suficiente tiempo para sentarme en la silla), así que voy enumerando los títulos. este es articulo uno en que vamos a hablar sobre la expresión “ne pahasina olursa olsun”.

esta expresión turca significa literalmente “a todo costo”. (desde este punto seguiré utilizando segunda persona en singular) la utilizamos cuando queremos mostrar nuestra dedicación y decisión para realizar una cosa aunque corra el riesgo de salir mala, fea o peligrosa.

digamos que quieres visitar un país desconocido (no se trata de turquía, que es un país bien conocido en el mundo entero) pero tienes muchas dudas, o que tienes amigos y familiares que te digan “no vayas, este podría ser peligroso”. pero tú eres de cabeza dura y dices “me voy ne pahasina olursa olsun”

o imaginemos que eres un romántico sin remedio y amas a una persona que no es tan romántica como tú. está más claro que agua que va a ir mal pero tú dices “te seguiré amando ne pahasina olursa olsun”
vale, no hagas estas cosas y que seas un poco sensato. nos vemos en el próximo artículo de esta serie. hasta ese tiempo estudiad turco ne pahasina olursa olsun.



un saludo desde bella ciudad de estambul.



Değişik Kelimeler 2 - Nomeolvides

serinin ikinci yazısını başka bir palabra compuesta'ya yani birleşik kelimeye ayırıyoruz. oldukça güzel bir çiçeğin adı olan bu kelime "beni unutma" anlamına geliyor. çiçek birçok dilde aynı ada sahip (türkçeye de "beniunutma" çiçeği olarak geçmiş). çiçeğin bir fotoğrafını buraya ekleyelim.

mavisi makbuldür.

ayrılık temasını konu edinen bu adın etimolojisi hakkına çeşitli iddialar bulunuyor*. bu iddiaların hangisinin doğru olduğunu bilmek pek de mümkün gözükmediği için etimolojik kazıyı atlayıp kelimenin morfolojik yapısına göz atalım ve sözcüğü parçalarına ayıralım.

no-me-olvides

sözcüğü üç parçaya ayırdık. ilk iki parçayı anlamak çok da zor değil. no - fiili negatif yapmak için dahil edilmiş, me-beni, bana anlamlarında kullanılabiliyor, burada beni anlamında kullanılmış. bu iki parçayı hızlı bir şekilde inceledikten sonra sayfadaki yerlerine geri koyalım ve üçüncü parçayı sayfadan çıkararak incelemeye başlayalım. olvides kelimesini iki elimizi kullanarak yavaşça, dağıtmadan sayfadan çıkaralım. ve elimizde evirip çevirerek muhtevasını inceleyelim. aman arkadaşlar, kırıp dökmeden. sonra rae ile aramız bozuluyor.

olvides birleşeninin olvidar (unutmak) fiilinden türetildiğini görür görmez anlıyoruz. -ar bitimli fiillerin ikinci tekil şahısının -as eki aldığını biliyoruz (olvidas). burada -es takısı almış (olvides). üçüncü kelimeyi sayfadaki yerine tekrar koymadan önce bu durum üzerine konuşarak yazıyı biraz uzatalım.

olvidas çekiminin neden olvides haline dönüştüğünü anlamak için subjuntivo konusuna bamamız gerekiyor. "beni unutma" cümlesi olumsuz emir cümlesidir. yapma, etme cümleleri subjuntivo ile kurulur. olumsuz emir cümlelerini doğru kurmak için üç adımlı bir yol izleriz.

birinci adımda söz konusu fiilin presente de indicativo'da, yani haber kipi geniş zamanda birinci tekil şahıs çekimini buluruz:

1. olvido

ikinci adımda sondaki o harfini atarız ve yerine -ar bitimli fiiller için -e harfi, -er veya -ir bitimli fiiller için -a harfini getiririz. olvidar fiili ar mastar ekiyle bittiği için bu durumda o yerine -e getirilir.**

2. olvide

bulduğumuz bu kelime fiilin subjuntivo de presente, yani dilek kipi geniş zaman birinci tekil şahıs çekimidir. üçüncü adımda diğer şahısların çekimini yazarız.

3. yo olvide - tú olvides-ella olvide, nosotros olvidemos, vosotros olvideis, ellos olviden

yukarıdaki temel açıklamalara bakınca neden olvidas değil de olvides yazıldığını anlayabiliriz.

no me olvides = beni unutma

bu cümle tek kelime haline getirilerek isim olarak kullanılmıştır. içeriği anladığımıza göre kelimeyi sayfada ait olduğu yere yavaş ve dikkatli bir şekilde bırakabiliriz. hayır, hayır, oraya değil, başlığa!

aşağıdaki notları okuyarak yazıyı sonlandıralım.

* etimoloji bakımından en beğendiğim hikaye rönasans dönemi romantiklerinin, bu nadir çiçeği sevdiklerine verdiikten sonra unutulmalarının mümkün olmadığına inandıkları için bu adı kullanmalarıdır. yani çiçeği veriyorsunuz ve sonsuz aşka ve sadakate kavuşuyorsunuz. ne güzel dünya!

** subjuntivo bulmak için attığımız birinci adımın sonunda her zaman son harfi o olan çekimler bulmamız mümkün olmayabilir. bazen haber kipi geniş zaman birinci tekil şahıs çekimlerinin sonunda o bulunmayabilir. estar - estoy, ir-voy, dar-doy, vs. bu gibi fiillerin presente de subjuntivo çekimleri irregulardır. bunların en meşhuru ir fiili çekimidir ki kendisi oldukça meşhur bir müzik grubunun isminde yer bulmuştur. belçika'lı müzik grubu vaya con dios'u anmak için aşağıdaki şarkıyı dinliyoruz.









İspanyol Ressamlar ve Tabloları - IV (Goya - 3 de Mayo)

serinin bu yazısında goya'nın 3 mayıs tablosu hakkında konuşacağız. yalnız bu yazıda paylaştığımız tek tablo bu olmayacak. ispanya tarihinde büyük öneme sahip olaylar dizisini konu eden, goya ve farklı ressamlar tarafından çizilen birçok tabloyu başlık altında göreceksiniz. olayların anlaşılması için biraz daha gerilere doğru gidip, napolyon'un meşhur mısır seferini noktaladığı andan başlayalım. ama önce tabloya bir bakalım isterseniz.



hindistan'ı fethederek ingilizleri zayıflatmak fikriyle mısır'a, filistin'e ve suriye'ye saldıran napolyon, bu planın işe yaramayacağını görüp fransa'ya döner. iktidarını iyiden iyiye sağlamlaştırmanın ardından, ingilizlerle ticaret yapmaya devam eden ve ingiltere'nin köklü bir mütteği olan portekiz'i işgal etmek konusunda ispanya'yı ikna eder. plana göre fransızlar, ispanyol topraklarını kullanarak portekiz'i işgal edecek, ardından işgal ettiği yerleri ispanya ile bölüşecektir. planın ilk kısmı üzerinde anlaşıldığı şekilde icra edilir ve portekizin işgali gerçekleştirilir, portekiz kralı bir gemiye atladığı gibi latin amerika'ya kaçar. fakat doğru gitmeyen bir şeyler vardır. fransızların ispanyol topraklarındaki askeri varlığı günden güne artmaktadır. bu artışla bağlı olarak, güya portekizin işgalinde görevli olan fransız askerlerinin bakımı ve beslenmesi için elinden geleni yapan yoksul ispanyolların beli bir kat daha bükülmektedir. üstelik fransızlar, anlaşmanın herhangi bir maddesinde bulunmamasına rağmen burgos, salamanca, pamplona, san sebastián, barcelona gibi ispanyol şehirlerini işgal etmeye başlamıştır. başkent madrid'te de hatırı sayılır sayıda fransız askeri bulunmaktadır. burbon hanedanından olan ispanyol kralı, ne olur ne olmaz diyerek aranjuez'e taşınmış, en kötü durumda oradan sevilla'ya ve sevilladan, tıpkı devrilmesine ön ayak olduğu portekiz kralı gibi, gemiyle latin amerika'ya kaçmanın planlarını yapmıştır. kraliyet ailesinin hareket halinde olduğu haberi kulaktan kulağa yayılınca öfkeli halk sarayı basmış, yağmalamış ve kralın iktidarı oğluna devretmesini sağlamıştır.

aranjuez olaylarını konu alan gonzalez valazquez'in bir tablosu. tarzları benzese de las meninas'ın çizeri diego valazquez ile karıştırılmamalıdır.

buraya kadar, olayların geri planı hakkında genel bilgiyi verdikten sonra yazının diline müdahale ederek anlatmaya devam edebiliriz. yeni kral fernando ve eski kral olan babası, "napolyon ile görüşeceksiniz" denilerek, biraz da zorla madrid'ten uzaklaştırılır. daha sonraları götürüldükleri bayona'da tahttan çekildiklerini açıklamak zorunda kalırlar. bu kısım, bugünkü yazımızın dışında kalıyor. biz baba-oğul, yeni ve eski kralın geride bıraktığı madrid'e dönelim. fernando ve babası madrid'den ayrılırken "biz napolyon hazretleriyle görüşüp dönene kadar ülke size emanet, aman gözünüzü açık tutun ha!" diyerek bir kurul oluşturur, fakat bu kurul çok sürmeden napolyon'un generallerinin elinde bir oyuncağa, kuklaya dönüşür. ispanya, artık, fiili olarak napolyon'un kontrolü altındaır.

27 nisan tarihinde, napolyon'un en bilindik generallerinden biri olan general murat'ın eline, "eski kral carlos olarak, şehirde kalan iki oğlumun, kraliçemin ve prensin bayona'ya getirilmesini istiyorum" şeklinde bir emir ulaşır. güya kraldan gelen, fakat aslında fransızların uydurduğu bu emir 1 mayıs gününü, 2 mayıs gününe bağlayan gece kukla kurul tarafından onaylanır ve seyahat hazırlıklarına hemen başlanır.

2 mayıs sabahı, madrid'liler erkenden sarayın kapısına toplanmaya başlar. fransızlar, kraliyet ailesinin madrid'te kalan son üyelerini şehirden götürmeye çalışmaktadır ve bunun ne anlama geldiği herkes tarafından bilinmektedir. gün içinde kalabalık artmaya devam eder. sessiz sedasız süren bekleyişi bir çığlık böler "ihanet! kralımızı götürdükleri yetmiyormuş gibi şimdi de kraliyet ailesinin tamamını görüyorlar!"*. bu çığlığın ardından halk fransız askerlerine saldırır ve madrid sokaklarında gün boyu sürecek olan sokak çatışmaları başlar.

olaylara hazırlıksız yakalanan ispanyollar ellerine geçirdikleri her şeyi silah olarak kullanmaktadır; bıçaklar, dikiş iğneleri, sopalar, hatta balkonlarda duran çiçek saksıları ile fransız askerlerine saldırmaktadır.**

Cuchilleros Sokağındaki çatışmaları gösteren bir ilustrasyon
tam da işlerin rengi ispanyollar lehine dönüyor denildiği sırada, napolyon'un mısır seferinden dönerken yanında getirdiği atlı memlük askerleri devreye girer ve halka karşı inanılmaz bir zalimlikle saldırıya geçer. general murat'ın şehir dışında bekleyen otuz bin kadar askeri de şehre girince ispanyolların yapabileceği hiçbir şey kalmaz. yenilgi kaçınılmazdır. memlüklü saldırısı yine tarafından çizilen ve 2 mayıs adı verilen tabloya yansıtılmıştır***

goya-2 mayıs

general joaquim murat madrid'te kontrolü sağladıktan sonra "dökülen fransız kanı intikam istiyor. ayaklanmaya katılan herkes kurşuna dizilecektir" emrini verir. ve 3 mayıs tablosuna konu edilen kurşuna dizme emri icra edilir.

tarihi altyapı ve olayların gelişimi hakkında yeteri kadar bilgi verdikten sonra artık tablo hakkında teknik bilgilere geçebiliriz. bu amaçla bir kez daha tabloyu ekleyelim.




çizildiği tarih: 1813-1814
teknik: tuval üzerine yağlı boya
orijinal boyut: 268 cm × 347 cm
korunduğu yer: prado müzesi - madrid-

tablo, 2 mayıs 1808 tarihinde gerçekleşen ayaklanma sırasında tutuklananların, 3 mayıs günü sabaha karşı kurşuna dizilmelerini konu ediniyor. tablonun sol tarafında ispanyollar, sağ tarafında ise fransızlar görülüyor. sol ön kısımda, yerde, daha önce kurşuna dizilenler, sol orta kısımda infaz edilmek üzere olanlar ve onların biraz ilerisinde kurşuna dizilmek için sırasını bekleyen ispanyollar görünüyor. fransız askerlerin hemen önünde yere bırakılmış fenerden çıkan ışık ispanyolları aydınlatıyor. fransızların yüzünü göremiyoruz. kalın giyinmelerine bakılırsa infaz sırasında hava oldukça soğuk. infaz edilelmek üzerinde olanların arasında dua eden bir din adamı, askerlerin yüzüne dimdik bakan bir köylü ve yüzünü elleriyle kapayan başka bir kişi var. bunlar arasında en ilgi çekeni kollarını yukarıya kaldırmış olan kişi. ışığı en çok alan bu kişi ülkesi uğruna kendini feda etmeyi simgeliyor. bu kişinin sağ eline iyice yaklaşıldığında avucunun ortasında bir çukur olduğu görülebilir. bu çukur isanın çarmıha gerilerek kendini feda etmesine atıfta bulunuyor. hristiyan inancında isanın kendini insanlar için feda ettiğine inanıldığı düşünüldüğünde goya'nın burada, özgürlük için kendini feda etme anlayışını derinleştirdiğini, vurguladığını düşünebiliriz. din adamının hemen arkasında akışı akan bir kadın görseli bulunuyor. tablodaki tek kadın bu. arka kısımda, uzakta, belirli belirsiz bir kalabalık var. ellerinde meşale taşıyan bu kalabalığın askerler mi yoksa infazları izlemek için toplanan halk mı olduğu belirsiz.


ispanyol iç savaşı sırasında aklı başında ispanyollar zarar görmemesi için tabloyu güvenli bir yere taşımak istemiş, fakat taşıma işini yapan kamyon kaza yapınca tablo hasar görmüştür. bir süre cenevrede misafir edilen tablo, iç savaşın sona ermesinin ardından ispanya'ya geri dönmüş ve restore edilmiştir. ispanyol resminin en önemli parçalarından biri olan bu tablo birçok sanat ürününe esin kaynağı olmuş ve beklenen beklenmeyen bir çok yerde kendini göstermiştir.

luis buñuel'in 1974 yapımlı "özgürlük hayaleti" filmi tablonun gösterilmesinin ardından kurşuna dizilme sahnesinin yeniden canlandırılmasıyla başlar. tablo toplamda iki sahnede görülür. bir gün, ispanyol yönetmenler hakkında bir yazı dizisi başlatırsam baş köşeyi kapacak olan buñuel'in filimlerini izlemenizi tavsiye ederek yazıyı aşağıdaki notlarla sonlandırıyorum. bir sonraki yazıda buluşmak üzere "hasta luego" efendim.



notlar:

* ilk çığlığı atarak kitleyi ajite eden ve olayların fitilini ateşleyen kişi jose blas de molina adında bir anahtar ustasıdır.

** bu olaylar sırasında madrid'te bulunan ispanyol askerleri, fransızların kuklası olan kurulun emrine uyarak kışlalarında kalmışlardır. emre uymayan az sayıda asker halkın yanında fransızlara karşı savaşarak hayatını kaybetmiştir.

*** goya bu tabloları yapmak için kraliyet ailesinden yardım almıştır. kraliyet ailesine "halkımızın bu görkemli direnişini fırçamla resmetmek için müthiş bir istek duyuyorum" yazmış, karşılık olarak ihtiyaç duyduğu malzemeler kendisine verilmiştir.

Club de Lectura - Estambul

Hola a todos! 

El club de lectura celebrará su primera sesión en la cuarta semana del mes septiembre. Leeremos un texto cada mes en la sesión compartiremos nuestras reflexiones sobre el texto. Para participar en estevento, es necesario tener conocimiento suficiente de castellano, lo suficiente para poder leer libros. Los textos a leer se definirá por los organizadores del evento. El texto para primera sesión ya se ha determinado y se les enviará en formato PDF a las personas qudeseen participar.

Para obtener más información, envíe un correo electrónico:

ispanyolcadefteri@hotmail.com


* No se trata de una reunión para practicar. Las personas que quieren participar deben leer el texto entero y participar activamenten las reuniones.

* Nos reuniremos en partasiática dEstambul.

El evento es gratuito.

* Cupo máximo: diez personas.






İspanyol Ressamlar ve Tabloları - III (Dali - La Persistencia de La Memoria)

serinnin ilk iki yazısında Goya'nın eserleri hakkında konuşmuştuk. üçüncü yazıyı dali'nin en bilindik eserlerinden biri olan "belleğin azmi" tablosuna ayırıyorum. bizim "hani şu eriyen saatler vardı ya" diye anlatmaya çalıştığımız tabloya ispanyollar "eriyen saatler" veya "yumuşak saatler" adlarını da vermektedir.

24 cm x 33 cm üzerine yağlı boya ile yapılmış eser an itibariyle new york çağdaş sanat müzesindedir.




fonda deniz görünüyor, sağda küçük bir kayalık var. sol ön kısımda, bir masanın üzerinde iki saat ve bir ağaç görünüyor. masanın üzerindeki saatlerden birinin üzerine bir sinek konmuş, diğer saatin üzerinde bir yığın karınca var. karıncaların istila ettiği bu saat bir cep saati. bedenle temas halinde olan bu saatin üzerine karıncalar özellikle yerleştirilmiş. bir endelüs köpeğinde, kadına tecavüz etmeye çalışan adamın avucunda da karıncalar beliriyordu. cep saatini diğer saatlerden ayırmasının temelinde cep saatinin bedene olan yakınlığı veya bedenin de tıpkı saatler gibi eriyip çürümeye başlayacağının vurgulanması yatıyor olabilir. ön orta kısımda belirli belirsiz bir yüz var. tablonun karanlık tarafında kalmış, boynu karanlığın içinde kaybolmuş durumda, muhtemelen kumsalda uzanmakta olan bir insanın yüzü. dali'nin başka eserlerinde de görülen bu yüzün aslında bir otoportre olduğu da söyleniyor.

tabloyu ilk gördüğümde saatlerin yıkandıktan sonra kurutulmak için güneşin altına bırakıldığını, ressamın burada zamanın saatler nezdinde yıkanabileceğini ve kirlerinden arıtıldıktan sonra güneşte (hatta ağaç dalında) kurutulmaya bırakılabileceğini, bu sürecin bazen aksiliklere tabi olabileceğini (yunup arıtılmış saatlerin üzerindeki sinek ve karıncalar) anlatmak istediğini düşünmüştüm. aklıma ilk gelen şey saatlerin erimesi olmamıştı.

eser sergilenip üne kavuştıktan ve her önüne gelen tarafından yorumlanmaya başlandığında (kendimden bahsediyorum), eserin, einstein'ın izafiyet teorisinden ilham aldığı ortaya atılmış ve dali'ye bu konu sorulmuş. dali, ilham kaynağının einstein değil, camambert peyniri olduğunu, bu peynirin güneş altında kalınca erimesinden ilham aldığını açıklamıştır. internetten baktım biraz önce, söz konusu peynirin kilosu 250 lira civarında. almaya kalksak biz de saat gibi eririz vesselam.



sanal ortamlarda bu fotoğrafın bir sahtesi dolaşıyor. birileri fotoshop marifetiyle gala'nun yerinlorca'yı yerleştirmiş. tamam biliyoruz lorca eşcinseldi ve dali'ye aşıktı. ama bari altına biz bunu "gönderme" olsun diye fotoshopladık yazılmaz mı? sonra insanlar görüp gerçek zannediyor (yine kendimden bahsediyorum)

Clases de Turco - Llover, Nevar, Granizar

hola chic@s,

para las tres situaciones, en turco utilizamos conjugación de mismo verbo; yağmak pero, antes de decir la conjugación del verbo es necesario mencionar de las palabras tales como "yağmur", "kar" o "dolu" a fin de explicar que es lo que cae desde el cielo.

yağmur: lluvia
kar: nieve
dolu: granizo

primero echamos un vistazo a la conjugación del verbo en presente de indicativo. cabe destacar que este verbo, tal como los verbos llover, nevar y granizar, generalmente se utiliza en la conjugación de tercera persona del singular. (llueve, nieva y graniza). es lógico eh? como seres humanos nosotros no tenemos derecho a llover, a menos que seamos amantes de literatura. entonces sí, cuando uno es romántico tiene toda la derecha a flexibilizar las reglas de idioma y llover de vez en cuando y
decir por ejemplo "yo no lloro, yo lluevo". lo mismo pasa en turco y yo no creo que tengamos muchos lectores románticos aquí en la página. así que voy al grano y dejo de decir pendejadas.

a conjugar se ha dicho!

(yağmur, kar, dolu) yağıyor = llueve, nieva, graniza

una frase:
istanbul'da yağmur yağıyor = llueve en estambul (escucha esta canción sobre la lluvia y estambul)

utilizamos en negativo:

yağmıyor - no (llueve, nieva, graniza)

una frase:
burada kar yağmıyor - aquí no nieva

preguntamos:

yağıyor mu - llueve?, nieva?, graniza?

una frase más:
bolivya'da kar yağıyor mu? - nieva en bolivia?


adiós, amigos!
,





Blogun Arka Sokakları - Calles Traseras de Blog

sayfa yaklaşık on yıldır yaşıyor. yaklaşık on yıldır inişli çıkışlı bir seyir izleyen sayfanın yönetici panelini birazcık dolaşalım. bugüne kadar kaç kişi ziyaret etmiş, en çok hangi yazılar okunmuş, birlikte göz atalım. yöntem olarak tümevarımı seven insanlar olarak öncelikle yazıyı yazmaya başladığım anda sitede aktif olan ziyaretçi trafiğine bakalım.


ben bu yazıyı yazmaya başladığımda 3 kişi vardır, yoktur konusuna kafa yormakta, en yüksek ziyaretçi sayısını bu başlık çekmekteydi. iki kişi "ispanya ispanyolcasını öğrendik ama latin amerika'ya gidip dut yemiş bülbüle döner miyim?" diye düşünüp sayfaya gelmişti. listeye göre bir kişi film izleyip kafa dağıtmak derdindeydi. günlük sayfaya bakalım.



son yirmi dört saatin en çok okunan konusu ispanyolca-ingilizce-türkçe cümleler olmuş, onun hemen arkasından yine hay gelmiş.ispanyol dilindv en sık kullanılan 100 fiil başlığı yine ilgi toplamış. panele her girdiğimde bu başlığı, ser ve estar, hay ve geniş zaman gibi oldukça rağbet gören başlıklar arasında görüyorum. bu kayıtları haftalık veya aylık raporlar halinde de kontrol edebiliyorum. ama sözü çok fazla uzatmamakiçin sayfa kuruluşundan bu güne kadar en fazla okunan yazılara bakmayı münasip buluyorum


giriş seviyesinde ispanyolca öğrenenlerin en çok zorlandığı ve en kolay öğrendiği iki konu alt alta. tüm zamanlarda en fazla okunan yazı ser ve estar fiilleri olmuş. geniş zaman düzenli fiil çekimleri ikinci, en sık kullanılan 100 fiil üçüncü olmuş. kayıtlardan çıkıp genel sayfa görüntüleme istatistiklerine bakalım. bugünün, dünün, geçen ayın ve tüm zamanların toplam sayfa görüntülemelerini burada buluyoruz.
dün toplamda 244 sayfa görüntülenmiş, bugün bu sayı artarak 261'e ulaşmış. geçen ay 7492 sayfa görüntülemesi, toplamda ise bir milyon üzerinde görüntüleme olmuş. sayfayı 253 kişi takip listesine almış (takip widget'ini kaldırıdığım için bu sayı uzun süredir sabit bir şekilde duruyor). Tekrar eklemeyi, şimdilik, düşünmüyorum. son olarak bu insanlar google'a ne yazdı da karşılarına bu sayfa çıktı sorusuna yanıt arıyalım. yine günlük, haftalık, aylık ve tüm zamanlar olarak raporlanan bu kısımda genel tabloya bakalım.



göründüğü üzere insanlar en çok saat kaç (que hora es) sorusunu sorarak bizi bulmuşlar. ikinci sırada sayfayı daha önce ziyaret edip, adresi hatırlamak için google'a ispanyolca defteri yazanlar var. dördüncü ve sonuncu sırayı yine bu gruba dahil olan insanlar işgal etmiş durumda. kimisi blogspot.com.tr kimisi blogspot.com uzantısını google'a yazmış. neden doğrudan adres çubuğuna yazmadıkları sorusunu bir kenara bırakarak, ispanyolca refaransı olmaksızın, google'da sadece "kelime bilgisi oyunu" aratıp sayfaya ulaşan insanları düşündüm. acaba bu insanlardan kaç tanesi ispanyolca'ya başladı?

bir sonraki yazıda görüşürüz.

Clases de Turco - Tener + Que + Infinitivo

hace mucho tiempo que no escribo nada para ayudar a los que están aprendiendo turco. a veces no me da tiempo, a veces no tenga la menor gana de escribir. así es la vida, hay días que uno no quiere hacer nada más que terminar de quehaceres cotidianos y tumbarse para ver/escuchar algo. en mi caso, a veces paso meses bajo la influencia este sentimiento. pero, al contrario, a veces (como hoy mismo) sí, que quiero hacer algo para otras personas y sentirme mejor. has leído bien. hago todo lo que hago para sentirme bien y no para enseñar algo a la gente. el concepto de enseñar me parece un poco discutible. yo creo más en aprender que en enseñar. dejando a un lado las tonterías, después de una larga pausa, ya podemos seguir con la clase de turco.

ojo: sé muy bien que tener que infinitivo y deber infinitivo se utilizan en diferentes casos y que se trata de obligaciones externas o obligaciones impuestas por las mismas personas que van a realizar la acción. yo no quiero ir en estos detalles y quiero subrayar que en turco puedes utilizar en dos casos. se entiende perfectamente. desde este punto de clase voy a seguir utilizando solamente las oraciones con tener que + infinitivo, tú puedes utilizar las mismas frases con deber + infinitivo. hasta se puede utilizar para necesitar+infinitivo.

hoy te hablare de un perífrasis importante para poder comunicar y expresar lo que sentimos a los turco-hablantes. cuando es necesario que hagamos algo utilizamos en turco los siguientes sufijos (independientemente, como lo saben, de genero)

ben .....meliyim/malıyım
sen......melisin/malısın
o.........meli/malı
biz.....meliyiz/malıyız
siz.....melisiniz/malısını
onlar..meli/malı

ya que conocemos de sufijos, ahora podemos hablar como utilizarlos. como ejemplos vamos a utilizar dos verbos, uno que acaba en -mek, y otro que acaba en -mak: konuşmak/gitmek (hablar/ir)

antes de todo es necesario quitar la letra "k" que se encuentra al final del verbo infinitivo.

konuşma-
gitme-

se los cortamos una parte de cola. ahora nos toca algo importante. la pregunta es fácil: debo elegir el grupo de "meliyim" o el grupo de "malıyım"? la respuesta también es fácil, aunque no sea tan fácil como la pregunta. para decidir fijamos la última vocal, si la última vocal es a elegimos grupo "malıyım".

ben konuşma-lıyım (yo tengo que hablar)
sen konuşmalı-sın (tú tienes que hablar)
o konuşma-lı (él/ella tiene que hablar)
biz konuşma-lıyız (nosotros tenemos que hablar)
siz konuşmalı-sınız (vosotros tenéis que hablar o usted tiene que hablar)
onlar konuşma-lı (ellos/ellas tienen que hablar)

ahora con el verbo gitmek. como que despues de quitar "k" se queda gitme- y como que la última vocal es "e", vamos a utilizar el grupo "meliyim".

ben git-meliyim (yo tengo que ir)
sen git-melisin (tú tienes que ir)
o git-meli (él/ella tiene que ir)
biz gitme-liyiz (nosotros tenemos que ir)
siz gitme-lisiniz (vosotros tenéis que ir o usted tiene que ir)
onlar gitme-li (ellos/ellas tienen que ir)

quien quiere frases ejemplares?

ben ispanyolca konuşmalıyım
yo tengo que hablar español


biz bu akşam gitmeliyiz
nosotros tenemos que ir esta noche

bu: este, esta, esto
akşam: tarde (ya atardecido)

oración negativa

ahora nos toca de hablar frases negativas. lo que hay que hacer es poner otro "me" o "ma" antes de grupos de "malıyım" y "meliyim". en otras palabras, hay que convertir estos grupos de "meliyim" y "malıyım" en grupos de "memeliyim" y "mamalıyım".

konuşmak
ben konuş-mamalıyım (no tengo que hablar)
sen konuş-mamalısın (no tienes que hablar)
o konuş-mamalı (no tiene que hablar)
biz konuş-mamalıyız (no tenemos que hablar)
siz konuş-mamalısını (no tenéis que hablar o usted no tiene que hablar)
onlar konuş-mamalı (no tienen que hablar)

gitmek
ben git-memeliyim (no tengo que ir)
sen git-memelisin (no tienes que ir)
o git-memeli (no tiene que ir)
biz git-memeliyiz (no tenemos que ir)
siz git-memelisiniz (no tenéis que ir o usted no tiene que ir)
onlar git-memeli (no tienen que ir)


basta para hoy, no? ahora te dejo tranquila para que puedas pensar y que llegues a preguntarte "por qué este sujeto no nos habló nada sobre oración interrogativa".


un abrazo a todas las personas que quieren aprender algo por tener objetivos agradables.




Latincenin Hayaletleri V - Ad Kalendas Graecas (Çıkmaz Ayın Son Çarşambası)

serinin beşinci yazısını, biraz daha silik bir hayalete ayırıyoruz. bu yazının konusu, serinin diğer yazılarında ele alınanlara nazaran, güncel kullanım bakımından daha az şans bulan bir latince deyim. deyimi açıklamaya ve parçalarına ayırmaya başlamadan önce roma takvimi hakkına özet bilgi verme gerekliliği hissediyorum. ardından bu silik hayalete geri döneceğiz ve sözü çok da uzatmadan yazıyı tamamlayacağız.

romalıların ilk takviminin, devletin kurucusu olduğuna inanılan romulus tarafından hazırlandığı söylenir. bu takvim on aydan oluşmaktadır. mart ayıyla başlayan bu on aylık yılın ilk dört ayı roma kültürü tarafından önem verilen karakterlerin adıyla anılmaktadır.

martius - savaş tanrısı (mars)
aprilis - venüs
maius - merkür'ün annesi olan tanrıça maya
iunius - baş tanrıça

bu noktadan itibaren aylara verilen adlar sıralamayla ilgilidir.

quintilis - quinque (beş) kelimesinden türetilmiştir. beşinci ay anlamına gelir
sextilis -sex (altı), altıncı ay
september: (septem: yedi) yedici ay
october: (octo: sekiz) sekizinci ay
november: (novem: dokuz) dokuzuncu ay
december: (decem: on) onuncu ay

bu takvim üzerinde gerçekleştirilen ilk reform ocak ve şubat aylarının eklenmesi oldu. romalılar bu aylar için de önemli karakterlerin adını kullanmaktaydı.

ianuarius: roma tanrısı jano'ya adanmıştır. bu tanrı bir işe başlamadan önce romalıların başvurdukları kutsal karakterdir (besmeleyi andırıyor sanki)
februarius: şubat ayına denk gelen ruhsal arınma törenlerinin tanrısıdır.

daha sonraları bazı ayların adları dönemin hükümranlarının adlarını alıyor ama bu kadar uzatmaya gerek yok. özetle egosuna turp suyu sıktığımın iuilius caesar'ı (jül sezar) temmuz ayının adını değişitiriyor. daha sonra hükümran olan agustus da "benin ondan ne eksiğim var ki?" diyerek ağustos ayına kendi adını veriyor.

imparatorların egosunu bir tarafa bırakıp takvimin işleyişine dönelim. romalılar ayları üç önemli güne bölmüşler. bunlar;

kalenda: ayın başlangıcı (cermen dillerinde calendar, romans dillerinde calendario kelimesi bu kelimeden türemiştir.)

none: ayın beşinci veya yedinci günü (dokuz sayısıyla ilişkilendirilebilir, bir sonraki aşama olan idus'a dokuz gün kaldığını belirtir. romalılar ayın biri, ikisi, üçü diye saymak yerine bir sonraki aşamaya kaç gün kaldığını söylemeyi tercih ermişler)

idus: ayın ortası anlamına gelir. bazı aylar için 13. gün bazı aylar için 15. gündür.

tarihin en meşhur idus'u sezarın delik deşik edilerek öldürüldüğü mart idus'u olsa gerek. rivayete göre kahinin biri sezar'ı "mart'ın idus'una dikkat et, başına bir gelecek var" diyerek uyarır. sezar bahsi geçen gün, kendisine suikastin düzenleneceği yere giderken gördüğü kahine "hani bak mart'ın idus'unda bir şey olacak deyip duruyordun. bak idus geldi ama bir şey olmadı" der. kahinin yanıtı "evet geldi ama daha geçmedi" der. sonrasını zaten brütüs, senato üyeleri ve istemezlerin hançeri.

yukarıda bahsedilen sistem o dönemin en önemli güçlerinden ve doğal olarak romanın önemli rakiplerinden biri olan grekler tarafından kullanılmamaktadır. bu nedenle romalılar birilerine bir işin hiç bir zaman olmayacağını/yapılmayacağını belirtmek için "grek calendası gelince" yaparız manasında "ad kalendas graecas" derlermiş.

bizde aynı kullanım çıkmaz ayın son çarşambası (bazıları perşembe demeyi tercih eder) şeklinde ifade edilmektedir.

örnekleyip bitirelim:

- hey, ispanyolca defteri! bir so
nraki yazıyı ne zaman yazacaksın?
- ad kalendas graecas canım ad kalendas graecas!










Uzayan Cümleler 5

blogu takip edenler cümleleri orasından burasıdan çekiştirip uzattığımız, özne yüklemle başlayıp farklı öğeler ekleyerek sündürdüğümüz bu seriyi zaten biliyorlardır. serinin beşinci yazısında öznesi el profesor (öğretmen) yüklemi leer (okumak) olan cümleyle ilk adımı atıyoruz.

el profesor lee 
öğretmen okuyor

birinci adımda temel cümlemizi kurduk, derdimizi anlattık. fakat derdimiz her zaman bu kadar basit olmayabilir. konuşma pratiği sırasında da yaşadığımız en büyük problemlerden biri de öğeleri bir araya getirip uzun cümleler kuramamak. ilk adımda yazarak bu sıkıntıyı aştığımızda konuşurken de aynı işlemi daha kolay yapabileceğimize inanıyorum. bu halde yukarıdaki cümleye bir öğe daha ekleyelim. işlemi yaparken en kolay yoldan giderek bir tümleç ekleyelim mesela.

el profesor lee un libro
öğretmen bir kitap okuyor


ilk cümleyi okuduğumuzda aklımızda okuyan bir öğretmen belirmişti. yani ortada bir öğretmen olduğunu ve okuma eylemi gerçekleştirdiğini biliyorduk ama okuduğu şeyin bir kitap mı, gazete mi yoksa başka bir şey mi olduğunu bilmiyorduk artık biliyoruz. civilization tarzı oyunlarda haritanın yavaş yavaş aydınlanması gibi, yeni öğeler eklendikçe kafamızda beliren düşünceler de aydınlanıp berraklığa kavuşuyor. birz daha aydınlatalım.

el profesor de inglés lee un libro
ingilizce öğretmeni bir kitap okuyor


öğretmenin branşını da öğrenmiş olduk. cümlemiz biraz daha uzadı. cümle artık daha geniş ve daha kapsamlı. kapsamı istediğimiz kadar ayrıntılandırabiliriz. bir sonraki adımda kitap konusunda bilgi verelim.

el profesor de inglés lee un libro grueso
ingilizce öğretmeni kalın bir kitap okuyor


kitap kelimesine eklediğimiz adjetivo güzel durdu. öğretmenin ne eksiği var?! ona da bir adjetivo ekleyemez miyiz? öğretmenlerin bir adjetivo hakkı yok mu? kaç para ulan bir adjetivo!

el nuevo profesor de inglés lee un libro grueso
yeni ingilizce öğretmeni kalın bir kitap okuyor

niteleme sıfatı olan yeni öğretmenin üzerinde iyi durdu bence. biraz daha uzatalım meseleyi. gözümüzde canlanan bu öğretmen şimdiye kadar hepimizin zihninde farklı mekanlarda canlandı. bu yazıyı okuyanların bazıları öğretmenin sınıfta, bazıları bahçede bir bankta, bazıları da evde veya başka bir mekanda olduğunu düşündü. cümleye eklenen her bir yeni öğeyle cümle kendini geliştirirken hayal gücünün somutlanan bilgilere bağlı olarak daralması söz konusu. fakat başka bir açıdan bakarsak böyle bir daralma olmadığını da söyleyebiliriz. çünkü yeni eklenen öğeyle birlikte kafamızda canlanan yer hakkında da hayal gücümüz farklı detaylar (renkler, mimari, stil vs.) ekleyerek işlemeye devam edecek.

el nuevo profesor de inglés lee un libro grueso en la casa
yeni ingilizce öğretmeni evde kalın bir kitap okuyor

şimdi öğretmenin nerede olduğunu biliyoruz. ama olaylar burada sona ermek zorunda değil. bu ev nasıl bir ev? ev hakkında ne biliyoruz. büyük bir evden mi yoksa küçük, hani zalim ev sahiplerinin gözümüzün yaşına bakmadan fiyat biçtikleri kutudan hallice bir evden mi bahsediyoruz? belirsizlik sürdükçe haritada yeni alanlar açabiliriz. işin güzel tarafı cümleyi kuran biziz ve istersek bu öğretmeni kocaman bir köşke koyabiliriz. ingilizceyle veya ingilizce öğretmeniyle arası iyi olmayanlara burada mükemmel bir intikam şansı da doğuyor. ama biz mesleğe duyduğumuz saygıdan dolayı öğretmenin kötü bir yerde yaşamasını istemiyoruz. bir öğretmenin aldığı maaşla çok iyi bir evde yaşadığını iddia edecek kadar da ülke gerçeklerinden ve ekonomiden kopuk olmadığımız için bir sonraki adımda farklı bir alana yönelebiliriz.

el nuevo profesor de inglés lee un libro grueso en la casa que
yeni ingilizce öğretmeni evde kalın bir kitap okuyor... (?)


burada que bağlacını ekledik, olayları biraz daha karmaşık hale getireceğiz. ispanyolca cümle que bağlacını aldı ve olayın nereye gideceğini anladı. kafası net. türkçe cümlenin kafası ise bir çoğumuzun kafası gibi karmakarışık oldu bu adımda. ne olduğunu/olacağını anlamaya çalışıyor. bunun başlıca sebeplerinden biri cümle diziliminin (syntax) ispanyolcada SVO (sujeto, verbo, objeto/özne, yüklem, tümleç) türkçede SOV (sujeto, objeto, verbo özne tümleç yüklem) olmasıdır. simültane tercüme yapan bir insan sentaks bakımından aynı kategoriye giren iki dil arasında tercüme yaparken daha rahattır fakat sentaks değiştiğinde bazen konuşmacının cümlesini bitirmesi için "eee, ııı" gibi garip sesler çıkarak zaman kazanmaya çalışabilir. şu anda türkçe cümlenin yaşadığı şaşkınlık bundan kaynaklanmaktadır. onu daha fazla bu şaşkınlıktan kurtarmak için ispanyolca cümleden, devam etmesini rica edelim.

el nuevo profesor de inglés lee un libro grueso en la casa que compró
yeni ingilizce öğretmeni satın aldığı evde kalın bir kitap okuyor


ön yargılı davranmışız maaşlarla ilgili. gördünüz mü bakın öğretmen bir ev alabilmiş kendine. ingilizce öğretmeni için boşuna üzülmüşüz. ya da acaba öyle mi? bakalım cümle haritasının bir sonraki aydınlanan öğesi bize nasıl bilgiler veriyor.

el nuevo profesor de inglés lee un libro grueso en la casa que compró manuel
yeni ingilizce öğretmeni, manuelin satın aldığı evde kalın bir kitap okuyor



üzgünüm ama ev öğretmenin değilmiş. manuel diye birine aitmiş. öğretmen kendine ev alamadığından manuelin satın aldığı evde kalıyor, üstelik bir de orada kitap okuyormuş. cümleler, tıpkı insanlar gibidir, büyüdükçe farklı ihtiyaçlara sahip olurlar. bu boyutlara ulaşan bir cümlenin artık noktalama işaretlerine ihtiyaç duyması tamamen normaldir. cümleyi biraz daha uzatalım

el nuevo profesor de inglés lee un libro grueso en la casa que compró manuel, su papa, 
yeni ingilizce öğretmeni, 
manuelin, babasının, satın aldığı evde kalın bir kitap okuyor

manu'nun kim olduğunu ve öğretmene neden ev satın aldığını öğrendik. bitti mi? bitmedi.

el nuevo profesor de inglés lee un libro grueso en la casa que compró manuel, su papa, para veranear
yeni ingilizce öğretmeni, manuelin, babasının, yazları geçirmek için satın aldığı evde kalın bir kitap okuyor


zavallı öğretmen, ev alamadığından babasının yazlık olarak kullanmak için satın aldığı evde kitap okumak durumunda kalmış.

istersek bu varlıklı babanın evi nerede satın aldığını (en cordoba), kaç paraya satın aldığını (por un millon de pesetas/bir milyon pesetaya), ne zaman aldığını (en el año 1975, yani 1975 yılında) vb. öğeler ekleyerek noktaya karşı direnebilir, cümleyi uzattıkça uzatabiliriz. ama bugünlük bu kadar yeter. cümleyi uzatırken izlediğim adımları bir iskelet olarak koruyup, farklı kelimeler kullanarak siz de benzer bir egzersiz yapabilirsiniz. şimdi cümleyi tersten sökerek eski haline doğru küçültelim. önce yazı geçirmek için kısmını sökelim.

el nuevo... şaka tabi ki. kim uğraşacak şimdi manuel'le. binbir güçlükle aldığım evi söküyorlar diye feryat figan, gelmeyin üstüme çocuğumu keserim diye...tövbeee. yıkım ekiplerini, kırk yaşındaki oğlunu kesmekle tehdit etmek... sahi sizin zihninizde öğretmen kaç yaşındaydı?


bir sonraki yazıda görüşürüz.






Değişik Kelimeler 1 - Hazmerreír

uzun bir aradan sonra yeni bir başlıkla ve yeni bir seriyle huzurlarınızdayım. seri başlatıp devam etmemek/edememek konusundaki geçmiş pratiklerim dikkate alındığında bu seriyi ne kadar sürdürebileceğim konusunda bir netlik olmadığını kabul etmekle birlikte, oldukça uzun bir seri yapmayı düşündüğümü belirtmek isterim.

dil öğrenme sırasındaki en önemli sıkıntılardan birisi sürekli aynı kelimeleri kullanıp durmak olsa gerek. bir dilin öğrenilmesi sürecinde en sık kullanılan kelimeler arasında masa, sandalye, kedi, köpek, ev, araba, ağaç, bahçe, kadın, erkek gibi sustantivolar (isimler) ve kırmızı, sarı, siyah, beyaz, küçük ve büyük gibi adjetivolar (sıfatlar) bulunur. yaklaşık 70-80 civarındaki kelime sürekli tekrarlanıp durur. başlangıç aşamasında normal (hatta yararlı ve de gerekli) olan bu hal, birkaç ay geçtikten sonra bir soruna dönüşüp motivasyonu düşürmeye başlar. ilk bir kaç ay benim de desteklediğim bu jenerik kelimeler, sonraki aşamalarda cümlelerden tecrit edilmeli ve uyarına gelirse, mistır ve misis bıravnın evine çaktırmadan bırakılmalıdır.

bu sorunun herkes için geçerli olabilecek/ortaklaştırılabilecek bir çözümü yok. kanımca yapılması gereken, sevilen, ilgi duyulan alanlarla alakalı listeler yapmaktır. uzay bilimlerini seviyorsanız bu alandaki terimlerin bir listesini çıkarıp cümleleri bu terimlerle kurmaya çalıştığınızda jenerik kelime buhranından kurtulduğunuzu hissedersiniz.

bu konuda size yardımcı olabileceğini düşündüğüm bazı kelimeleri bu seride yayınlayacağım. bu serinin yazıları birkaç cümlelik açıklamalardan ve birkaç örnek cümleden ibaret olacak ama yazıların sonuna türkçe cümle/cümleler bırakıp bunları tercüme etmenizi isteyeceğim. benim size sunabileceğim yegane teşvik bu olacak.

serinin ilk yazısını (açılışı) çok hoşuma giden birleşik (bileşik) bir kelimeye, hazmerreír kelimesine ayırıyorum.

hacer fiilinin emir hali (haz)+me+reir fiili bir de araya kaynaştırma/birleştirme sırasında türeyen r harfi konularak teşkil edilen bu kelime, türkçeye "maskara", "soytarı", "alay konusu" olarak çevrilebilir. Motamot (al pie de la letra) çevirisini yapalım: haz: yap, me: beni, reir: gülmek. yani beni gülmek yap, hacer fiilinin kendisinden sonra mastar gelen kullanımının gramatik gereklilikleri sonucu ise "beni güldür".

şöyle bir soru sorduğunuzu duyar gibiyim; "sayın blog yazarı arkadaş, sayfanın üst kısmında açıkladığına ek olarak başka ne işimize yarar bu kelimeler, yani biraz ekstra zahmet değilmi sence? yani demem o ki bu kelimeler yerinv gündelik dilde işimize yarayacak başka kelimeleri öğrenmek daha mantıklı değil mi?" yanıt olarak iki noktaya vurgu yapabilirim. birincisi; kelime dağarcığı ne kadar geniş olursa dile hakimiyet o kadar artar. bu hakimiyet ve tahakküm sadece öğrenilen, hedef dil üzerinden değil, aynı zamanda anadil üzerinde de olumlu sonuçlar doğurur. ikincisi; anadili ispanyolca olanların bilmekle birlikte çok sık başvurmadığı bu kelimeleri kullanmak çeşitli ortamlarda "ispanyolca biliyorum, hem de çok fena biliyorum, bak öyle böyle değil yani" mesajı vererek "ego benim olacak! binecem üstüne vurucam kırbacı, vurucam kırbacı!" efekti oluşrutmanıza katkı sağlar. zira kabul edelim veya etmeyelim ego önemli bir motivasyon kaynağıdır.

iki örnek cümle verip seri başlatma yazısını sonlandırayım.

Yo soy hazmerreír de todo el país: bütün ülkenin maskarasıyım (dalga konusuyum)

Ojo (dikkat demek için bu kelimeyi kullanabilirsiniz. normalde göz anlamına gelen kelime aynı zamanda dikkatini çekerim, bakın burası çok önemli veya çokomelli gibi kullanımların yerine geçer. gündelik dilde atención veya cuidado kullanmak yerine ojo kelimesini tercih edebilirsiniz): hazmerreír kelimesini çoğul şahıslar için tekil olarak kullanabilirsiniz.

Somos el hazmerreír del mundo - dünyanın m
askarasıyız (dünyanın maskarası durumundayız)

okuyucunun çevirmesi için cümle:

kimse arkadaşlarının alay konusu/maskarası olmak istemez.

yaptığınız çeviriyi yorum olarak bırakabilir veya çevirdikten sonra kendi kendinize "oldu bu ya, oldu oldu!" diyebilirsiniz.

figüratif algılarınız önünde saygıyla eğiliyorum.

hasta luego efendim.




Seri için seçtiğim görsel.






İspanyolca Kavramlar - Vergüenza Ajena

vergüenza: utanma, utanç
ajeno/a: propio/a'nın zıttı. propio olmayan yani yabancı olan, dışarıda olan, başkasıyla ilgili olan 

bu yazının konusu olan kavram, başkası adına/başkasının yerine duyulan utanç anlamına gelir. toplumsal kurallara uygun olmayan davranışlar sergileyen insanlara baktığımızda hissettiğimiz duygunun adı vergüenza ajena'dır ve sentir fiiliyle birlikte kullanılır.

sentir vergüenza ajena: başkasının yerine utanmak

ingilizceye vicarious embarrassment veya cringe olarak tercümedilebilir. dans etmesini bilmeyen ama ikinci kadehten sonra yerinde durmasını da öğrenememiş şahsımın çevrede bulunan insanlara sıklıkla hissettirdiği bu duygunun empatiyle bir ilişkisi olduğu düşünülmekte, bu nedenlempatik utanma/utanma empatisi olarak alternatif tanımlar da yapılmaktadır.

başka dillerde tek kelimeyle anlatılan fakat anadile çevrilirken birkaç kelimenin yan yana sıralandırılmasını gerektiren kavramları paylaşmak ve "vay be ne kadar da derinliğe sahip bir dil" diye hayranlık duymak son yıllarda internette moda olan bir akım. bu kavram tam da bu kategoriye giriyor. almanların dış utanç, hollandalıların ise, bence daha güzel bir tanımla, yer değiştiren utanç adını verdikleri bu hisse çok fazla maruz kalmamanız dileğiyle yazıya son verirken sözü bloğum hakkında ne düşündüğünü sorduğum dr. house beye bırakıyorum.





Si'ler ve No'lar

si ve no kelimelerinin çoğul hallerini síes ve noes şeklinde yazabiliriz. oldukça demokratik bir arkadaş grubunuz bulunduğunu ve bu grupta kararların oylama sonucu alındığını düşünelim. böylesi bir durumda sí ve no (yani evet ve hayır) oylarının sayısını çoğul olarak belirtmemiz gereksiğinde "sís" veya "nos" demek yerine doğru kullanım olan "síes" ve "noes" kelimelerini tercih etmeniz gerekir. örnek bir cümle yazarak bu küçük notlar serisinin ilk yazısını sonlandırmak istiyorum.


Al final de votación hemos tenido tres noes y siete síes.
Oylama sonunda üç hayır ve yedi evet oyuna sahip olduk.


Western filmlerinde de söylendiği üzere; "Adiós muchachos"






Ülkeler ve Uyruklar

ülke adlarını öğrenmek kolay ama ülkelerin vatantaşlarını nasıl adlandırabileceğimiz (nacionalidad) konusunda bazen sorun yaşayabiliyoruz. yani ispanya'ya "españa", ispanyola ise cinsiyetine göre "español" veya "española" diyoruz. ispanya ve ispanyollar konusunda pek bir sorun olduğunu düşünmüyorum zira ispanyolca ile uğraşanların en sık kullandığı ülke ve uyruk adları bunlar. ama bazı ülkeler için bu sorunun üstesinden gelmek kolay olmuyor ve "amaaan uyrukla dalaşacağıma çalıyı dolaşırım" diyerek ülke adının başına "de" edatı getiriyoruz. bu yazıda amerika kıtasında bulunan ülkeler için yardımcı olmak istiyorum ve sözü uzatmadan listeyi aşağıya bırakıyorum.



Antigua y Barbuda: antiguano, -na
Argentina: argentino, -na
Aruba: arubeño, -ña
Bahamas: bahameño, -ña
Barbados: barbadense
Belice: beliceño, -ña
Bermudas: bermudeño, -ña
Bolivia: boliviano, -na
Brasil: brasileño, -ña o brasilero, -ra
Canadá: canadiense
Chile: chileno, -na
Colombia: colombiano, -na
Costa Rica: costarricense
Cuba: cubano, -na
Dominica: dominiqués
Ecuador: ecuatoriano, -na
El Salvador: salvadoreño, -ña
Estados Unidos de América (kısaltma EE. UU.): estadounidense
Granada: granadino, -na
Guatemala: guatemalteco, -ca
Guyana: guyanés, -esa
Haití: haitiano, -na
Honduras: hondureño, -ña
Islas Caimán: caimanés, -esa
Jamaica: jamaicano, -na o jamaiquino, -na.
México: mexicano, -na
Nicaragua: nicaragüense
Panamá: panameño, -ña
Paraguay: paraguayo, -ya
Perú: peruano, -na
Puerto Rico: puertorriqueño, -ña
República Dominicana: dominicano, -na
Surinam: surinamés, -sa
Trinidad y Tobago: trinitense
Uruguay: uruguayo, -ya
Venezuela: venezolano, -na