İspanyolca ile ilgili bir çok şey

İspanyolca Deyimler - Dünya Küçük

hiç ummadığımız bir yerde, hiç beklemediğimiz biriyle karşılaştığımız veya bir daha karşılaşma imkanımız neredeyse hiç bulumayan biriyle vedalaşırken "belki bir yerlerde yolumuz kesişir" mesajı vermek istediğimiz zamanlarda kullanırız "dünya küçük" deyimini. ispanyollar dünyanın küçüklüğünü anlatmak için "mendil" kelimesini kullanmayı tercih ederek,"el mundo es un pañuelo" yani "dünya bir mendildir" demişler. bazı deyimlerin kökünü kazıp bir açıklama bulmak mümkün fakat bu deyimde kazı yapılacak bir durum olduğunu düşünmüyorum. her şey net, neyi kazacaksın! ortada boyutlardan yola çıkılarak yapılmış bir benzetme dışında bir durum yok. sayfadaki bazı başlıklardan alışık olduğumuz üzere hayali senaryolar kuralım ve öğrendiğmiz deyimi senaryo içinde kullanalım.

---aklınıza esti ekvador ginesine gittiniz. orada gezinip "burada tam olarak ne işim var" diye kendi kendinizi sorgulayarak dolaşırken, yıllar önce yaşadığınız mahallenin sıhhi tesisatçısının kahvede gazoz içtiğini gördünüz. "görmese bari" diyerek rotanızı nasıl değiştireceğinizi hesaplarken göz göze geldiğiniz. kuracağımız cümle aynen şu olur "vay sıhhi tesisatçı abi, sen ne arıyorsun buralarda, el mundo es un pañuelo vallahi."

--- milli piyango bileti almak için şanslı büfenin önüne sabahtan sıraya girdiniz, büfenin açılmasına daha yarım saat var. black friday ergenlerinden hallice olduğunuzu farkedip canınız sıkıldı, bu can sıkıntısından kurtulmak için önünüzde sıra bekleyen abiyle laflamaya başladığınız. laf döndü dolaştı memlekete geldi (bizde laf buraya gelmek için çok dolaşmaz, ilk olarak buradan başlar, bunu biliyorum ama sahneyi kurmaya çalışıyorum). sırasıyla aynı şehirden, aynı ilçeden ve aynı mahalleden olduğunuzu öğrendiniz. coğrafi konumla ilgili kısımlar bittikten sonra, tanınıp tanınmadığı sorgulanmak üzere mahalleden bazı isimler ortaya atılmaya başladı, isimlerin de bazılarını tanıdıktan sonra bilmem kimin bilmem nesi olduğunu öğrendiniz. cümlemiz şu: "yok canım, sen o musun? el mundo es un pañuel derlerdi de inanmazdım, ben de şeyin arkadaşıyım, hani şey var ya..." (iç ses, hay yere batsın mendili de bilete de!).

biraz mübalağa oldu ama siz meseleyi anladınız.

bana göre dünyanın en keyifli uğraşlarından biri deyim çevirmektir. farklı kültürlerin aynı durumlar karşısında hangi benzetmeleri kullanmayı tercih ettiğini öğrenmek ve arada bağlantılar kurmaya çalışmak gayet eğlenceli. tabi ben de biraz abartıyor olabilirim, emin değilim! neyse, biz başlığın konusu olan deyime dönelim. fransızlar aynı deyim için yine mendil benzetmesini kullanmış, fakat dünya bir mendildir demek yerine "dünya bir cep mendilidir" diyerek bahsi arttırmıştır. portekizlilir dünyayı birazcık daha büyük görmüş olacak ki lenço yani "atkı, şal" kelimesini kullanmıştır. (soğuk havalardan korunmak veya şık görünmek için dünyayı boynuna dolamak...). ayakları biraz daha yere basan ve hesap kitap işlerinden iyi anlayan almanlar, "küçük dediysek o kadar da değil" diyerek "dünya bir köydür" deyimini kullanmış, linguistik olarak insaf eylemişlerdir.

yazı doğal sınırlarını ulaştı, bundan sonrası lüzumsuz gevezelik etmek olacağından sizi aşağıdaki notla başbaşa bırakarak, bir sonraki başlıkta görüşmek üzere diyorum efendim.



*** sayfayı biraz savsakladığımın (yine!) farkınayım. hem vakitsizlikten hem de zihinsel tembellikten dolayı başlıkların arası açılabiliyor. iki bin yirmi yılının ikinci ayı neredeyse bitti bitecekken 2020 arşivine sadece bir yazı girebilmiş olmam, yıl içindeki performansım hakkında negatif ipuçları veriyor. bu notu istatistiki bir özür veya özeleştiri olarak kabul edebilirsiniz.



plaza de mayo anneleri için hazırlanan bir afiş

İspanyolca Deyimler - Viejo Verde (Kart Zampara)

yazılar, yine zaman-motivasyon eğrisi üzerinde kaybolmakla meşgul bir süredir. birçok yazının taslak halinde durduğu listeden gelişi güzel bir başlık seçtim sizin için ve şansınıza "viejo verde" yani "kart zampara" yazısı çıktı. sizde de ne suerte varmış ama!

aslında, birkaç yüzyıl geriye gidebilseydik bu deyimin size çıkmasını şanssızlık olarak görmeyecek, hatta bu deyimle tanımlanmış olmaktan gurur duyacaktınız. evet, tam da düşündüğünüz gibi; deyim zaman içinde anlamı kayması yaşamış, pejoratif, iğneleyici, laf sokucu bir karakter edinmiştir. kelimelerin ve deyimlerin de, tıpkı insanlar gibi, maküs talihleri olabiliyor.

susana'ya dadanan viejo verde yargıçlar

iber yarımadasının kart zamparalık anlayışı hakkında bilgi vermeye geçmeden önce, anlam kaymaları hakkında biraz konuşabilir, talihleri tarafından negatif anlama doğru itilen kelimelere bakıp "semantiğin bir cilvesi işte!" diyerek iç çekebiliriz. ilk örneğimiz genç, şen, alımlı kadın anlamına gelen ve kız çocuklarına isim olarak verilen "yosma" kelimesi olsun. önceleri pozitif anlamlar içeren kelime, zamanla toplumun hazzetmediği tavırlar sergileyen, komünite (sociedad) tarafından belirlenen kurallara uymak istemediği için marjinalleştirilen (el margen'e yani marjine, kenara, sınıra itilen) kadınları tanımlamak için kullanılmaya başlamıştır. kelimenin bu semantik yolculuk sırasında durduğu duraklardan iki tanesine bakalım. orhan veli'nin ilk olarak 1947 yılında yayınlanan "istanbul'u dinliyorum" şiirinde bir yosma referansını görüyoruz.

".....
istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
bir yosma geçiyor kaldırımdan;
küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
bir şey düşüyor elinden yere;
bir gül olmalı;
istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı..."

birinci durakta, kaldırımdan geçerken elindeki gülü düşüren yosma, semantik değişimler için çok da uzun sayılmayacak bir zaman diliminin ardından ulaşılan ikinci durakta, yeşilçamın da büyük etkisiyle, iyiden iyiye dışlanıyor, elindeki gül alınıp doğrudan "fahişe" olarak tanımlanıyor.




bu süreçte anlam kaymasına neden olan değişimin yosmanın tavırlarında mı yoksa toplumun algısında mı gerçekleştiği sorgusunu atlayarak yazıya devam edelim. ilk örnekte kız çocuklarına verilen bir ismi konuştuk. ikinci örneğimizi erkek çocuklarına verilen ve yine anlam kayması yaşayan bir isme, satılmış ismine ayıralım.

tıbbın, ulaşımın, teknolojinin bugün olduğu kadar yaygın olmadığı dönemlerde bebek ölüm oranının oldukça yüksek olması istatiklerle doğrulanabilen bir gerçekliktir. dünyaya gelen çocuklarının hayata tutunamamasının sebenini uğursuzluk/lanet olarak gören aileler, şamanlara dayanan bir geleneğini kullanmış, laneti çocuktan uzaklaştırmak amacıyla çocuğun kendilerine ait olmadığını, başkalarına (genellikle ölüme karşı koyabilecek bir güce) satıldığını (adandığını) söylemiş ve bu satılmışlık durumunu çocuğun adına iliştirerek durumu resmiyete dökmüştür. satılmış ismi bir tür isim büyüsüdür. bebeklerin ölümüne sebep olan güç, çocuğun satılmş olduğunu duyunca onu almaktan imtina edecektir. etimolojik açıklama olarak farklı versiyonların buluştuğu ortak nokta budur. kısacası ismi satılmış olan birini gördüğünüzde kendisinden önce doğan en azından birkaç kardeşinin öldüğünü doğrudan anlayabiliriz. çocuklara verilen isimlerle topluma o çocuk hakkında bazı bilgiler sunulduğunu zaten biliyoruz. örneğin kız çocuklarına verilen yeter ismi "bilmem kaçıncı çocuğu doğurdum, bundan sonra artık doğurmam!" mesajını içerirken, döndü veya döne ismi üstüste kız çocuğuna sahip olan ailelerin, bir sonraki çocukta şanslarının dönmesini istediklerini vurgulamaktadır. bu kullanımlara aşina olmayan yeni nesiller, örneğin "satılmış" ismini duyduklarında "kim çocuğuna böyle bir kötülük yapmak ister" diye düşünerek, aile kavramını sorgulamaya başlayabilir. yosma örneğinde değişenin toplum mu yoksa yosma mı olduğu konusuna girmemiştik ama burada değişenin tıp ve teknolojideki ilerlemeler olduğunu, bebek ölümlerinin tıp ve bilim sayesinde azalmasına bağlı olarak bu ismin kullanım alanının daraldığını ve anlam kaymasının yanı sıra kaybolma riskiyle karşı karşıya bulunduğunu söyleyebiliriz.


anlam kaymaları her zaman olumsuza doğru ilerlemek zorunda değildir. bazen olumsuz anlamda kullanılan bir kelimeyi veya deyimi, uzun yılar sonra olumlu anlamlar verirken de görmek mümkündür. örneğin "yaman komşu, yaman avrat, yaman at; birinden göç, birini boşa, birini sat" atasözünde yaman adjetivo'su kötü anlamına gelirken bugün sadece olumlu anlamıyla kullanılmakta ve kötüden övgüye doğru gerçekleşen anlam kayması durumuna bir örnek oluşturmaktadır.

türkçe örneklerden ayrılıp, bu başlığın konusu olan viejo verde'ye dönelim. yeşil renk, doğada gençliği ve hayatı simgeler. yaprakların, bitkilerin tazeliğinin ve canlılığının göstergesidir. bu pratik bilgiden yola çıkan insanlar, "ilerleyen yaşına rağmen hala dinç olan", başka bir deyişle "iyi yaşlanan" kişileri tanımlamak için, birebir çevirisi "yeşil yaşlı" manasına gelen deyimi kullanmışlardır.

ilk başlarda "vay be, adama bak. yaş yetmiş ama iş bitmemiş" şeklinde açıklanan deyim günümüzde "amca! yaşından başından, saçından sakalından da mı utanmıyorsun!" tepkisi gerektirecek şekilde bir değişim geçirerek, yaşından beklenmeyen cinsel faaliyetler peşinden koşan kişileri tanımlar hale gelmiştir.

+ hulk 80 yaşına gelince ne olacak?
- yeşil bir yaşlı (viejo verde) olacak.

bu kullanım ispanyolcada kendisine çok güçlü bir yer bulmuş hatta başka deyimleri de etkileyerek kendine benzetmiştir; bir zamanlar chiste rojo veya chiste colorado (yani kırmızı fıkra, renkli fıkra) olarak tanımlanan cinsel içerikli fıkralara "chiste verde" denilmeye başlamıştır. yazıyı bitirmeden önce "öğrendiğimiz bilgiyi cümle içinde kullanalım" yazacak, ardından "ben bugün viejo verde gördüm" örneğini verecektim ama cümledeki esprinin, zaman içinde kullanımdan düşmeye (desuso) bağlı olarak anlaşılmayacağını düşünerek vazgeçtim. sonraki yazıda görüşmek üzere.


not: deyim ingilizcede "a dirty old man" olarak bilinir. tabi böyle denince barış manço'nun "nick the chopper" şarkısı geliyor aklımıza. şarkının sözleri bu başlığın içeriğine tam olarak uymasa da dirty old man nick'in macerasını dinlemek isteyenler buraya tıklayabilir.

¿İspanyolca Tweet Okuyalım Mı?

cümle incelemesi olarak kabul edilebilecek bu yazıda, bazı eğlenceli ispanyolca tweetleri okuyacağız. iş sadece eğlence düzeyinde kalmasın diyerek bu tweetleri tercüme edecek, bazılarının üzerlerine kafa yoracağız. vamos! (haydi), empezamos! (başlayalım).

"iphone 8'in üç kamerası bulunacak: biri hd 4k, diğeri hd ready 16 k; ve sonuncusu ufoları kaydetmek için çok kötü bir kamera olacak." llevar taşımak, getirmek, giymek, üzerinde taşımak gibi anlamlara geliyor. yo llevo una camiseta roja, ben kırmızı bir gömlek taşıyorum (giyiyorum) anlamına gelir. ufolar konusunda gördüğüm en komik paylaşım diyebilirim. yine de i want to believe.

"- eşinizin öldüğünü üzülerek size bildirmek zorundayım.
- doktor, bana söyleyin, çok acı çekti mi?
- hayır, bu gibi şeyler artık beni etkilemiyor."

bu noktada biraz duralım. zira türkçeye birebir çeviride espri kayboldu (lost in the translation). farklı şahıslar için kullanılabilen çekimler ve ekler birçok dilde komedyenlerin can dostudur. izler misiniz bilmem ama tolga çevik komedi dükkanı programında sık sık bu dostuna başvurur. sahnede iki kişi vardır, yönetmen talimat olarak, örneğin, "saçını okşa" talimatını verir. tolga çevik kendi saçını okşar ve seyirci güler. işte tam da bu durumun bir benzeri üstteki tweette mevcut. ispanyolcasını yeniden (yakından) inceleyelim. "ha sufrido?" sorusu esprinin bel kemiğini oluşturuyor. haber fiilinin çekimi olan "ha" hem üçüncü tekil şahıslar "él-ella" için, hem de bir kişiye nazik hitap olarak "siz" için kullanılabiliyor. kadının "acı çekti mi?" sorusunu "acı çektiniz mi?" olarak algılıyor ve kendisinin artık bu gibi durumlara alıştığını bildiriyor. kocasını kaybeden kadın soruyu nefesten tasarruf ederek sormasaydı, yani hepi topu iki harfle oluşturulabilecek él zamirini başa ekleseydi doktorun kafası karışmayacaktı. aynı şekile yönetmen, "saçını okşa" yerine  "onun saçını okşa" talimatını verseydi esprinin iskeleti oluşmayacaktı.

"tildeler olmadan, adam bir haber mi sunuyor yoksa 6 kişi öldürtene kaynana cinayeti bedava diye kendi reklamını mı yapıyor belli değil."(tweetin ruhuna sadık kalması vesprisini koruyabilmesi için çeviriye yorum kattım)
yine gramerle ilgili bir tweet var karşımızda. tweeti atan kişi haber kanalının dili yanlış kullanmasından yakınırken, tilde kullanımının neden çok önemli olduğunu da vurguluyor. önce tildesiz halini tercüme edelim, sonra gerekli yerlere tilde ekleyerek cümlenin anlamının nasıl değiştiğini görelim ve tweet sahibin yaptığı espriyi çözelim.

"mato seis personas, tambien asesino su suegra" - altı kişi öldürürüm. kaynananızı da katlederim. cidden promosyon yaparmış gibi bir hali var cümlenin. altı alana bir bedava gibi! tildeleri yerleştirip çevirelim:

"mató a seis personas. también asesinó a su suegra"- altı kişiyi öldürdü. kaynanasını da katletti. bir şeyler dikkatinizi çekti mi? ilk cümlede kaynananızı diyerek ikinci tekil şahısa kibarca yönelirken, ikinci cümlede kaynanasını diyerek üçüncü tekil şahısla temas kurulmuş. bunun açıklaması, aitlik bildiren su kelimesinin hem onun hem de ikinci tekil şahısa kibarlık babında sizin anlamına kullanılmasıdır. unutmayalım, ispanyolcada, tanımadığımız birine nezaket kuralları dahilinde hitap edeceksek şahıs zamiri olarak usted'i kullanıyoruz ve fiil çekimi için üçüncü tekil şahıs çekimini göz önünde bulunduruyoruz. aynı durum benim senin onun... gibi kullanımlarda da geçerli. usted ikinci tekil şahısa bağlı bir kullanımken kendini üçüncü tekil şahıs zannediyor ve sürekli onun çekimini kullanmak istiyor. ördeği annesi zanneden kedi yavrusu misali üçüncü tekil şahısın peşine takılıp gidiyor.
"yaşama isteğimi arıyorum" busco veya estoy buscando dese de aynı kapıya çıkardı. "amigo, que haces?" (arkadaşım, napıyon) diye sorun birine trabajo derseniz de olur, estoy trabajando derseniz de olur hatta sadece trabajando derseniz de olur. rahat olmak lazım.

"çok gözlemci misiniz?" cümledeki "çok" kullanımı kulak tırmalıyor.  espriyi kaybetmemek ve cümleyi biraz daha az kulak tırmalar hale getirmek için soruyu "kendinizi aşırı gözlemci bir kişi olarak tanımlar mısınız?" olarak kabul edelim.
( ) evet
( ) hayır
(X) filmde birisi öldüğünde karnına odaklanıp iyi ölü taklidi yapıp yapmadığını anlamaya çalışırım.

-yüksek teknoloji gelişim merkezi burası mı?
- evet, bekleyin, inip kapıyı açıyorum.


"bir şeyler yapmaya zorlandığımda ben". zira kedisiz olmazdı.








Latince'nin Hayaletleri V - Trans-

trans- ön eki, latincenin hayaletleri arasında kendini en fazla gösterenlerden biri olsa gerek. -trans ve ondan türeyen -tras ön ekleri "karşıya, diğer tarafa, öteye" gibi anlamlar katmaktadır. söz konusu türkçeye çevirmek olduğunda "boyunca", "arası", "ötesi" vb. anlamlara gelebilir. içinde bu hayaleti barındıran ve sıklıkla kullandığımız birkaç kelimeyi inceleyebiliriz.

transmanchuria kelimesi trans + manchuria kelimelerinin birleştirilmesinden oluşur ve mançurya ovası boyunca veya mançuryayı gen tren hattına verilen addır.

transatlántico kelimesi trans + atlántico kelimelerinin birleştirilmesinden oluşur ve atlantik boyunca, atlantik ötesi, atlantiği gen anlamlarında kullanılır. örneğin "vuelo transatlantico" kavramı atlantik okyanusunun ötesi/atlantiği gen/atlantiğin bir ucundan diğer ucuna yapılan bir uçuştur.

trans-mançurya vtransatlantik olarak kullanabildiğimiz gibi mançurya demiryolu veya atlantik ötesi (örneğin yolculuk) olarak da kullanabiliriz. örneklere devam edelim.

travesti kelimesi trans ön eki + giyinmek anlamında latince fiil vestire'nin birleşiminden oluşmuştur. trans-vestirgiyinme konusunda karşıya geçme/karşının giysini giyme gibi anlamlara gelir. genelde kadın elbisesi giyen erkekler için kullanılan bu kavram, ihtivası gereği, erkek elbisesi giyen kadınlar için de gerlidir. yani erkek gibi giyinen kadınlar da transvestir eylemini gerçekleştirmektedir.

transa girmek veya trans haline geçmek olarak bizimde sıklıkla kullandığımız trans kelimesi, doğrundan trans önekinden oluşmuş gibi görünse de aslında trans ön ekinin peşine latince ire fiili de birleştirilerek türetilen transire'den evrilmiştir. karşıya gitmek, diğer tarafa geçmek anlamına gelir. yani transa girdiğimizde kendi benliğimizden çıkıp, karşı tarafa geçtiğimiz belirtilmektedir.

transfer yapmak fiilinde kullandığımız transfer kelimesi -trans ön ekine latince ferre (taşımak, götürmek) fiilinin eklenmesinden türemiştir. sporcular bir takımdan diğerine/karşı takıma taşınır, götürülür. veya dosya transferi işlemini düşündüğümüzde bir bilgisayardan (veya harici donanımdan) başka bir bilgisayara (veya harici donanıma) dosya taşınması (ferre) durumuu görürüz.

bir dönem moda olan ve magazin haberlerinin baş rolüne oturan transparan kelimesi -trans ve latince parere (görünmek, belirmek, ortaya çıkmak) fiilinden türemiştir. diğer tarafta/öte yönde görülen, beliren anlamlarına gelir.

bonus;

maveraünnehir kelimesi arapçada nehrin ötesi/ardı anlamlarına gelir. seyhun ve ceyhun nehirlerinin çevrelediği ve bu nehirler boyunca uzanan bölgeye ispanyolcada transoxiana adı verilmiştir. yunanlıların oxus olarak adlandırdıkları seyhun nehrinin ötesindeki topraklardan bahsetmek için bu grekoroman esintili terim kullanılmaktadır.

serinin altıncı yazısında görüşmek üzere. 






Expresiones Turcas - II

hola amig@ hispanohablante!

espero que tu estancia en este país se convierta en una experiencia muy agradable. ya has empezado a hablar turco? acepto, que es un poco dificil pero con un poco de esfuerzo (sudando la camisa?) se puede aprender de mejor manera. me acuerdo de un chico español (cuyo nombre no puedo acordarme, es que pasó muchos años) que hablaba muy bien turco. hasta conocía algunas expresiones y frases hechas y nos sorprendía mucho al pronunciarlas como que algunas de las expresiones que utilizaba eran tan antiguas y coloquiales que hasta algunos turcos no podían entender de que se trataba. en este articulo intentare compartir contigo unas expresiones turcas para que puedas dejar a tus amigos turcos con la boca abierta. en el primer artículo de este serie compartí contigo solamente una expresión. pero desde ahora, en cada artículo voy a compartir cinco expresiones. primero voy a intentar hacer una traducción literal que en muchas casos parecerá una tontería y despues voy a explicar lo que significa la expresión.


1- bal dök yala
empezamos con esta. si traducimos mot-à-mot (palabra por palabra) significaría algo como "vertir/echar miel y lamer" (ambos verbos en modo imperativo para segunda persona singular). los turcos utilizan esta expresión para aclarar que algo se ha limpiado de manera perfecta que se puede lamer la miel vertida sobre esta cosa. esto hago yo de vez en cuando, limpio la casa y la dejo pulcra (así que no soy tan guarro). terminaremos cada expresión con una frase ejemplar (siempre que digo "frase ejemplar" me viene a la mente una frase elegante, con pantalones planchados y camisa planchada, que lleva a cabo todos sus deberes de ciudadanía, que vota, que defiende sus derechos, que ayuda a otras personas etc.)

- okul çok temiz, valla bal dök yala!

la frase ejemplar significa "la escuela está muy limpia, juro por díos que se puede vertir miel al suelo y se puede comer lamiendo" en el ejemplo "valla" significa "juro por díos". es un arabismo en idioma turco y de vez en cuando se escribe/pronuncia como "vallahi". la forma correcta es vallahi, pero en habla cotidiana casi todos los turcos prefieren utilizarlo como "valla". es muy común, tambien tú puedes utilizar esta palabra sin tener miedo de meter la pata.

2-   damdan düşer gibi
a ver! la palabra "dam" tiene diferentes significados en turco. podría significar carcel (jerga carcelaría) o podría significar "azotea". en esta expresión significa azotea. la traducción palabra por palabra "como si cayera de la azotea". aquí me gustaría alejarma un poco de tema para acordarme un poco de mi niñez. en el pueblo donde yo nací y crecí, en los veranos, hacía un calor que hasta las ranas iban con cantimplora y junto con la ayuda de chupasangres voladores (mosquitos) no nos dejaba conciliar el sueño. esto nos hacía dormir en las azoteas. llevabamos las camas a las azoteas y todo familia dormía al aire libre, bajo las estrellas (aunque en aquel tiempo, con esta actividad de dormir bajo las estrellas, no se trataba nada de romance. lo hacíamos con el objetivo de poder dormir). esto no tiene nada que ver con la explicación de la expresión. no se de donde salió la necesidad de contarlo. dejando las tonterías (hasta se podría denominar como pendejadas) a un lado y volvemos a la actualidad. damdan düşer gibi significa "de repente", "de buenas a primeras", "inesperadamente" (out of no where, out of the blue).

- fırsat, damdan düşer gibi geldi (que la oportunidad se presentó de repente/inesperadamente)

3- çantada keklik
esta si que es muy interesante. nunca has pensado llevar perdices en una bolsa? suena un poco raro, eh? esta expresión turca significa, literalmente, "perdiz en la bolsa/en el saco". se utiliza para definir que una cosa es muy fácil a realizar que hasta los niños lo podrían llevar a cabo. ya creo que entiendes lo que significa la expresión. sí, que significa "pan comido", "chupado (chupao)" o "facilísimo". no solamente se utiliza con los verbos a veces una cosa tambien puede ser çantada keklik. por ejemplo, puedes decir, "türkçe, çantada keklik" o puedes decir "türkçe öğrenmek çantada keklik" (turco es pan comido o aprender turco es pan comido).

pues, ya estoy un poco cansado. al iniciar el articulo he dicho que iba a escribir cinco expresiones, pero ahora mismo no tengo ganas de seguir escribiendo. en otro artículo puedo escribir siete y así contrabalancearlo. es que hoy me tocó ir de un lado a otro lado de estambul y esto me hace adormecer. no puedes saber como me gustaría ahora mismo llevar la cama a la azotea y dormir como un tronco bajo las estrellas (tampoco se trata de romance, solamente saudade).

nos vemos en la proxima ocasión.




Değişik Kelimeler 3 - Matasuegras

değişik kelimeler serisinin üçüncü yazısını genellikle partilerde ve yılbaşı kutlamalarında kullanılan bir ürüne, matasuegras'a ayırıyoruz. kukuleta ile birlikte partilerin olmazsa olmazlarından olarak kabul edilen ve içine hava üflenince açılan ve sonra kapanan bu amaçsız aletin türkçede adı parti düdüğü olarak geçiyor. bu türkçe isim, ingilizcedeki "party horn" isminin bire bir çevirisidir. sıklıkla kullanılmamakla birlikte "kaynana dili" olarak da bilinen bu ürünün ispanyolca adı matasuegras yani kaynana öldürendir. ürünün ve kelimenin tarihine bakarak devam edelim.

ürün her ne kadar da amaçsız, saçma görünse de yüz yıldan fazla bir geçmişe sahip. piyasaya hangi adla çıktığına dair net bir bilgi yok, insanların uzun bir süre boyunca "hani şu üflenince açılan kağıtlar var ya, hah işte ondan yirmi tane" diyerek sipariş verdikleri biliniyor. nesnenin adlandırılma ihtiyacı doğal olarak boşluk tanımıyor ve zamanla ürüne farklı adlar verilmeye başlanıyor. ürünün adlandırılması işini ilk olarak italyanlar gerçekleştiriyorlar. bu noktada biraz gerilere doğru, 1800'lü yılların sonuna doğru gidelim.

sömürgecilik yarışında geride kalmak istemeyen italyanlar afrika'da yeni arayışlar içindedir. 1889 yılında italyanlar "biz arkandayız saldır şurayı ve de şurayı al sonra aramızda resmi bir anlaşma da yaparız" diyerek shewa kralı 2. menelik'in kanına girerler. imparatorluk hayalleri kuran menelik, tigray vamhara bölgelerini işgal eder. bir ay kadar sonra da italyanlarla bir anlaşma imzalanır. anlaşma iki dilli olarak hazırlanır ama italyanca hazırlanan anlaşmayla amharca hazırlanan anlaşma arasında uyumsuzluk vardır, zira italyanca anlaşma etiyopya'yı italyaya bağlı bir devlet olarak tanımlarken, amharca metin etiyopya'nın bağımsız olduğunu bildirmektedir (çeviri hatası mı? zannetmiyorum. italyanlar uyanıklık yapıyor).

bu durumu fark eden menelik anlaşmayı tanmadığını bildirir. italyanlar da zaten böyle bir fırsat kollamaktadır. saldırıya geçerek etiyopya'yı işgal etmeye çalışırlar ancak ciddi bir yenilgi alırlar. bu yenilgi italyanların psikolojisini uzun yıllar boyunca bozacak ve taa ikinci italya-etiyopya savaşına kadar bu psikolojik bozukluk etkisini kaybetmeyecektir.* tabiri caizse bu "kuyruk acısı" italya'da menelik adının karalanması için her şeyin yapılmasına neden olur. yazının konusu olan oyuncak o yıllarda popülerdir fakat bir adı yoktur. gündemin de etkisiyle italyanlar oyuncağa menelik dili adını verirler zira düşman olarak kabul ettikleri menelik de tıpkı bu oyuncak gibi "uzun, sivri ve keskin dillidir". ptsd'nin garip bir tezahürü olarak ortaya çıkan bu isim başka ülkeleri de etkiler. birçok avrupa ülkesi "bizim italyanlardan neyimiz eksik" diyerek oyuncağa kendilerine göre isim vermeye başlar. ispanyollar, başlangıçta portekizlilerden esinlenerek kaynana dili anlamına gelen lengua de suegra'yı kullanır ama kelime bir şekilde döne dolaşa matasuegras halini alır.

karikatürize edildiğinde kaynana, tıpkı bizde olduğu gibi, birçok kültürde biraz sivri dilli olarak kendini gösteriyor. bu anti-kaynana ideoloji bizde biraz soft kalıyor, ispanya ve ispanyolca konuşulan ülkelerde daha ofansif bir yaklaşım görebiliyoruz. birkaç anti-kaynana propaganda görseliylyazıyı bitirelim.


matasuegras, keşke işe yarasaydı


son cümleye dikkat "kaynana için zehir satılır"


haftanın günleri akrabalarımız olsaydı, pazartesi kaynana olurdu.




*1935 yılında gerçekleşen ikinci italya-etiyopya savaşı sırasında italyada mussolini etiyopyada haile selassie yönetimdedir. savaş italya'nın zaferiyle sonuçlanıyor.

Franco'nun Kemikleri - I

bugünlerde ispanya'nın gündemini meşgul eden iki konu var. birincisi, tekrarlanan genel seçimler. ikincisi, franco'nun kemiklerinin başka bir yere taşınması. ilk konunun nasıl sonuçlanacağını iki hafta sonra, seçimlerin tekrarlanmasının ardından görebileceğiz. ikinci tartışmayı anlamak için geriye doğru ilerleyelim. tarihte geriye doğru yolculuk yaptığımız diğer yazılarda kullandığımız tekniği burada da kullanabiliriz. üzerinde yılların numaralandırıldığı uzun halıyı ayaklarımızın ucundan başlayarak seriyoruz ve bazen uzun adımlarla otuz-kırk yıl birden gerilerken bazen de "aldım verdim ben seni yendim" oynar gibi küçük adımlarla ilerleyerek önemli olayları yeniden canlandırıyoruz. haydi başlayalım.

geriye doğru seyahatimizin ilk adımını biraz uzun açıyoruz ve 1975 yılına uğruyoruz. franco'nun cenazesinin la valle de los caidos'a doğru taşındığını görünüyoruz. cenaze konvoyuna eşlik eden binlerce kişi, bir veda işareti olarak beyaz mendillerini sallıyor ve hep bir ağızdan "franco, franco, franco" diye bağırıyor.

gazetenin başlığı "franco öldü"

ortalama açıklıkta bir adım daha atıyoruz. franco yönetimi altındaki ispanya'nın boğa güreşleri, futbol ve siesta dolu günlerine ulaşıyoruz. insanlar, politika konuşmadıkları sürece, hayatlarına bir şekilde devam ediyor. kanıksanan ama hala bir tarafıyla istenilmeyen bir rejim altında günlerini geçiriyorlar. bu görüntüler "cuentame como paso" dizisinde izlediklerimizi aklımıza getiriyor. "dizide gördüğümüz ve öğrendiğimiz için bu kısımları hızla geçerek vakit kazanıyoruz. üçüncü adımı atıyoruz. bu adım bizi, anlatıla anlatıla bitirilemeyen, romanların, filmlerin, albümlerin konusu olmaya devam eden ispanyol iç savaşına götürüyor. bir tarafta cumhuriyetçiler diğer tarafta franco'nun yönetimi altındaki milliyetçi güçler allah yarattı demeyip birbirlerine girmiş durumdalar. cephelerden atılan sloganlara kulak verdiğimizde, iktidarı seçimle kazanan fakat franco liderliğindeki askeri darbeyle indirilen tarafın "yaşasın ikinci cumhuriyet" diye bağırdıklarını duyuyoruz. aslında buradan başlayarak ilerlememiz ve franco'nun kemiklerinin mezardan çıkarıldığı güne ulaşmamız mümkün ama neden ikinci cumhuriyet diye slogan atıldığını anlamak için yaklaşık bir elli yıl kadar geriye gidiyoruz ve birinci cumhuriyetin karmaşık ispanyasına bakıyoruz.

fransızların milli bıçak adını taktıkları giyotinden süzülüp gelen özgürlük, eşitlik ve anayasa talepleri, aradan geçen onca zamana rağmen kaybolmak bir yana kendini daha güçlü hissettirmiş ve 19. yüzyılın sonlarından itibaren başlayan ve 20. yüzyılın başlarında ivme kazanan bir dalga yaratmış, bu dalgaya kapılan bir çok monarşi devrilmiştir. ispanya'da monarşinin devrilmesi için ilk büyük girişim 1873 yılında gerçekleşir.


II. isabel

II. isabel'in yönetimi altında bulunan ülke, o sıralarda kapitalist ispanyanın ilk ekonomik krizi olarak tanımlanabilecek bir kriz içinde debelenmektedir. ekonomik krize, tarımsal üretimden elde edilen mahsülün düşüklüğü de eklenir ve buğday fiyatı altı kat artış gösterir. finansal kriz ve verimsiz mahsül ikinci isabel'i zor durumda bırakır, bu zor durumu fırsat bilen askerler darbe yapıp isabel'in ülkeyi terk etmesini sağlar. darbenin ardından geçici hükümet kurulur, anayasa çalışmalarına ve genel seçim çalışmalarına başlanır. monarşinin sonu gelmiş gibi görünmektedir ama olaylar bu kadar çabuk durulmayacaktır. zira bir sene içinde geçici hükumet dört defa değişecek, cumhuriyetin federal mi üniter mi olacağı hususunda bir türlü anlaşamayan cumhuriyetçiler nedeniyle ülke bir türlü kendini toparlayamayacak ve iç savaşa sürüklenecektir.

döneme ait bir çizim. cumhuriyeti çekiştirip duran üniterler ve (lanet olası) federaller

bu iç savaş sırasında monarşinin yeniden güç kazanmasına karşı bazı bölgeler kanton yönetimine geçtiklerini duyuracak ve kendi kantonlarının bayraklarını resmi kurumlara, kalelere çekerek, "siz anayasayı yapsanız da yapmasanız da biz artık monarşiyle yönetilmiyoruz" mesajı verecektir. ülkede yaşanan karmaşaya bir örnek olması, biraz da tarihle arası pek iyi olmayan okurların dikkatinin artırılması için burada ilginç bir bilgi paylaşayım. cartagena kendi kantonunu ilan etmiş ve kantonun kırmızı renkli düz bir bayrakla temsil edilmesine karar vermiştir. bir an önce bayrağı kentin kalesine dikmek isterler fakat elde kırmızı renkte bir bayrak yoktur. bir liman kenti olan cartagena'nın kalesinde, uluslararası gemilerle girişilen ticari ilişkiler nedeniyle çeşitli devletlere ait bayraklar bulunmaktadır. bu bayrakların arasında osmanlı donanmasına ait olan beyaz ay yıldızlı kırmızı bayrak imdatlarına yetişir. "kalenin burcuna bu bayrağı asalım, uzaktan bakılınca ay yıldız görünmez, biz de rengimizi belli etmiş oluruz" diye düşünürler ve ilginç bir şekilde osmanlı bayrağı bir süre boyunca cartagena kentindeki galeras kalesine çekilir. bir süre sonra cumhuriyetçi bir asker, "bu iş böyle olmayacak" diyerek kasaturayla kolunda bir kesik açar ve bayrağın beyaz ay ve yıldızını kendi kanıyla kapatarak hedeflenen kırmızı kanton bayrağını elde eder.

galeras kalesine çekilen bayrak

bütün bu karmaşa hepi topu bir yıl sürer ve birinci cumhuriyet başarısızlığa uğrar. burbon hanedanı bir restorasyon sürecinden sonra monarşiyi yeniden sağlamlaştırır. yaklaşık 150 yıldır devam eden cumhuriyet-monarşi kavgasının ilk raundunu monarşi kazanmıştır.

bu birinci raundun yaklaşık 60 yıl ardından ikinci raund başlayacak, bu yazının başlığında bahsi geçen kemiklerin sahibi franco ve ikinci cumhuriyetçiler arasında, etkisi bugün de çok canlı olan bir kavga başlayacaktır.


Diéresis - Ü'nün noktaları

başka dillerde kendine daha geniş olarak yer bulabilen diéresis, ispanyolcada kendine, sadece u harfinin üzerine iki nokta koyulması ve ü harfinin elde edilmesi şeklinde yer bulmuştur. burada bizim için önemli olan nokta bu harfin ü değil, u olarak okunmaya devam ettiğini unutmamak.

diéresis örneklerine geçmeden önce, geriye, bu blog söz konusu olduğunda yaklaşık 9-10 yıl kadar geriye giderek alfabeye dönüş yapalım. ispanyol alfabesini öğrendimiz sırada, bize sıkıntı çıkaran, "ben her zaman tekdüze telaffuz edilmek istemiyorum" beyanında bulunan harfleri daire içine alarak bir nevi fişleme faaliyeti yürütmüştük. bu pek de etik olmayan faaliyet sırasında çember içerisinde kalan harflerden birine, g harfine, bakalım. bu harfin telaffuzuyla ilgili olarak bazı temel kurallar keşfetmiş, bunları da madde madde defterlerimize yazmıştık.



bir; g harfinden sonra e veya i harfleri geliyorsa sesin yumuşadığını, bizdeki h sesine dönüştüğünü keşfetmiştik. hatta söz konusu e ve i ünlülerine, "c" harfi üzerinde de benzer bir etki gerçekleştirmiş olmaları nedeniyle, "olağan şüpheliler/sospechosos habituales" adını vermiştik. bu iki seslinin g harfini neden takip ettikleriyle ilgili paranoyak teorilere bulaşmayıp örneklere geçmiş; giro yazıp hiro, gemelo yazıp hemelo okumuştuk.

iki: öğrendiğimiz ikinci kural yukarıdaki takip olayıyla ilgili teorilerimizin pek de paranoyakça kaçmayacağını bize kanıtlamak ister gibiydi. bu kurala ait vakalarda g harfini bir u harfi takip ediyordu ama u harfinin hemen arkasından yine sospechosos habituales geliyordu. hece olarak gue - gui hecelerini görüyorduk.g'nin hemen arkasından gelerek onu yumuşatmayı ve h'ye dönüştürmeyi sağlayan bu sesli harfler aradaki u harfi nedeniyle bu defa amaçlarına ulaşamıyor ve g sesi üzerinde bir etkileri olmuyordu. olan aradaki u harfine oluyor; g harfi ve e-i ünlüleri arasındaki bu garip iletişim sonucunda dilsiz (muda) kalıyor, telaffuz edilmiyordu. gue hecesini ge, gui hecesini gi okuyorduk.

üç: defterime not ettiğimiz üçüncü kural bu yazının başlığıyla ilgiliydi. istisnai durum olarak gördüğümüz bu kuralın başrolünde yine aynı kahramanlar bulunuyor, hece olarak yine gue-gui hecelerini görüyor, tam "ge" veya "gi" olarak telaffuz etmeye girişirken u harfinde bazı değişiklikler olduğunu fark ediyorduk. harfin yukarıya doğru uzanan çıkıntılarında birer nokta bulunuyordu. bu noktalarla u harfi, bize göre solunda bulunan g harfini ve sağında bulunan e veya i harfini tanımadığını, onların arasındaki iletişime dahil olmak istemediğini, kendisinin u seslisi olduğunu ve böyle telaffuz edilmek istediğini yüksek sesle haykırıyor ve seslendirilme hakkını talep ediyordu. biz de bu talebe uyardak, güe-güi şeklinde yazılan heceleri gue-gui şeklinde telaffuz ediyorduk.

pingüino: penguen

u üzerinde noktalar olmasaydı, yani pinguino olarak yazılsaydı, ikinci kurala dahil olacak ve buna bağlı olarak pingino şeklinde telaffuz edilecekti. ama u harfi "diéresis" kullanarak kendini bize okuttu.

lingüistica: linguistik

diéresis olmasaydı "lingistika" olarak telaffuz edilecekti. diéresis sayesinde "linguistika" olarak telaffuz ediyoruz.

güiza: fenerbahçenin eski topçusu

vatandaşın adı guiza olarak yazılsaydı giza diye telaffuz edilirdi.


yukarıdaki örneklerde, diéresis'in isimlere yardımcı olduğunu görüyoruz. fakat bazı durumlarda fiil çekimlerine de yardımcı olabilir. mesela hangi fiili alalım?

buldum! avergonzarse (utanmak) fiilini alalım. refleksivo (dönüşlü) olan bu fiilin presente de indicativo/haber kipi geniş zaman çekimini yapalım. fiilin geniş zamanda düzensiz olduğunu, kökteki o sesinin ue diftongunu oluşturuğunu unutmayalım.

yo me averguenzo (ben utanıyorum)

bu noktada duralım. artık diğer şahısların çekimine ihtiyacımız yok zira birinci tekil şahıs çekimini kullanarak meramımızı anlatabiliriz. bulduğumuz bu çekimi, ikinci maddeyi uygulayarak telaffuz edelim;

"abergenzo" 
ilerlemeden önce mastardaki o harfi hakkında konuşalım. avergonzarse fiili düzensizdir ve mastardaki o harfi bir değişim yaşayacaktır. fakat ne kadar değişirse değişsin, harfin bir özü vardır ve öncelik o özü korumak olacaktır. bu koruma güdüsüyle çekim sırasında ya "o" harfi hiç bozulmaz (birinci ve ikinci çoğul şahıs) ya da ue harflerine dönüştürecek bir diftong oluştururuz (1. ve 3. tekil ve çoğul şahıslar). yukarıda bulduğumuz çekime bir daha bakalım:

yo me averguenzo

yazılı haline baktığımızda u ve e harflerini görüyoruz, özü korumakla ilgili herhangi bir sorun yok gibi, fakat telaffuzda durum değişiyor; "abergenzo" telaffuzunda u sesi kendini var edemiyor. bu tarz fiillerin tamamında çözüm diéresis kullanımıdır.

yo me avergüenzo (ben utanıyorum)

bu doğru çekimde aberguenzo telaffuzu elde edilir yani u harfi korunur, diftongun canı sıkılmaz.


günümüz ispanyolcasında diéresis genellikle g harfiyle ilişki içindedir. g-u-e-i dörtlüsü arasındaki iletişimde kendini var eder. ispanyolca metinlerde, bu yazıda bahsedilenlerin haricinde bir diéresis kullanımı gördüğünüzde söz konusu metnin bir şiir olduğu yönünde tahminde bulunabilirsiniz. zira ispanyolca yazan şairler hece ölçüsünü uydurmak için zaman zaman diéresis kullanarak vurguları değiştirmeyi ve hece sayısını artırmayı, zaman zaman da sinalefa ile bir çeşit ulama oluşturup hece sayısını düşürmeyi kendilerine huy edinmişlerdir. dili istedikleri gibi evirip çevirme, orasından burasından çekiştirip uzatma veya sıkıştırıp kısaltma işini sadece ispanyolca yazan şairler değil dünyanın her noktasındaki şairler yapmıştır. konuyu daha fazla uzatmamak için, hece uyumu yakalamak amacıyla yapılan müdahalelere bizim topraklardan bir örnek vererek yazıyı sonlandırıyorum.

aşkın beni del'eyledi     8 hece
yaktı yaktı kül eyledi    8 hece
el aleme kul eyledi       8 hece

halk edebiyatından verilen örnekte, "aşkın beni deli eyledi" denilseydi, birinci dize dokuz hece olacak ve uyum bozulacaktı. 

hece ölçüsünü örnek olarak verdiğimiz bu teknikler, ispanyolcada "metrica" başlığı altında toplanır. metrikaya bağlı olarak türetilen diéresis örnekleri bu yazının kapsamı dışındadır.



Expresiones Turcas I - Ne Pahasına Olursa Olsun

hola a todas las personas hispanohablantes que siguen este blog y que se esfuerzan para aprender turco. en esta página de blog podrán encontrar muchos artículos que se tratan de la estructura gramática de idioma turco. (basta escribir "clases de turco" en buscador) al lado de artículos de gramática, me gustaría compartir con vosotros algunas expresiones y modismos que se utilizan en turquía. quiero escribir un montón de artículos sobre modismos (si encuentro suficiente tiempo para sentarme en la silla), así que voy enumerando los títulos. este es articulo uno en que vamos a hablar sobre la expresión “ne pahasina olursa olsun”.

esta expresión turca significa literalmente “a todo costo”. (desde este punto seguiré utilizando segunda persona en singular) la utilizamos cuando queremos mostrar nuestra dedicación y decisión para realizar una cosa aunque corra el riesgo de salir mala, fea o peligrosa.

digamos que quieres visitar un país desconocido (no se trata de turquía, que es un país bien conocido en el mundo entero) pero tienes muchas dudas, o que tienes amigos y familiares que te digan “no vayas, este podría ser peligroso”. pero tú eres de cabeza dura y dices “me voy ne pahasina olursa olsun”

o imaginemos que eres un romántico sin remedio y amas a una persona que no es tan romántica como tú. está más claro que agua que va a ir mal pero tú dices “te seguiré amando ne pahasina olursa olsun”
vale, no hagas estas cosas y que seas un poco sensato. nos vemos en el próximo artículo de esta serie. hasta ese tiempo estudiad turco ne pahasina olursa olsun.



un saludo desde bella ciudad de estambul.



Değişik Kelimeler 2 - Nomeolvides

serinin ikinci yazısını başka bir palabra compuesta'ya yani birleşik kelimeye ayırıyoruz. oldukça güzel bir çiçeğin adı olan bu kelime "beni unutma" anlamına geliyor. çiçek birçok dilde aynı ada sahip (türkçeye de "beniunutma" çiçeği olarak geçmiş). çiçeğin bir fotoğrafını buraya ekleyelim.

mavisi makbuldür.

ayrılık temasını konu edinen bu adın etimolojisi hakkına çeşitli iddialar bulunuyor*. bu iddiaların hangisinin doğru olduğunu bilmek pek de mümkün gözükmediği için etimolojik kazıyı atlayıp kelimenin morfolojik yapısına göz atalım ve sözcüğü parçalarına ayıralım.

no-me-olvides

sözcüğü üç parçaya ayırdık. ilk iki parçayı anlamak çok da zor değil. no - fiili negatif yapmak için dahil edilmiş, me-beni, bana anlamlarında kullanılabiliyor, burada beni anlamında kullanılmış. bu iki parçayı hızlı bir şekilde inceledikten sonra sayfadaki yerlerine geri koyalım ve üçüncü parçayı sayfadan çıkararak incelemeye başlayalım. olvides kelimesini iki elimizi kullanarak yavaşça, dağıtmadan sayfadan çıkaralım. ve elimizde evirip çevirerek muhtevasını inceleyelim. aman arkadaşlar, kırıp dökmeden. sonra rae ile aramız bozuluyor.

olvides birleşeninin olvidar (unutmak) fiilinden türetildiğini görür görmez anlıyoruz. -ar bitimli fiillerin ikinci tekil şahısının -as eki aldığını biliyoruz (olvidas). burada -es takısı almış (olvides). üçüncü kelimeyi sayfadaki yerine tekrar koymadan önce bu durum üzerine konuşarak yazıyı biraz uzatalım.

olvidas çekiminin neden olvides haline dönüştüğünü anlamak için subjuntivo konusuna bamamız gerekiyor. "beni unutma" cümlesi olumsuz emir cümlesidir. yapma, etme cümleleri subjuntivo ile kurulur. olumsuz emir cümlelerini doğru kurmak için üç adımlı bir yol izleriz.

birinci adımda söz konusu fiilin presente de indicativo'da, yani haber kipi geniş zamanda birinci tekil şahıs çekimini buluruz:

1. olvido

ikinci adımda sondaki o harfini atarız ve yerine -ar bitimli fiiller için -e harfi, -er veya -ir bitimli fiiller için -a harfini getiririz. olvidar fiili ar mastar ekiyle bittiği için bu durumda o yerine -e getirilir.**

2. olvide

bulduğumuz bu kelime fiilin subjuntivo de presente, yani dilek kipi geniş zaman birinci tekil şahıs çekimidir. üçüncü adımda diğer şahısların çekimini yazarız.

3. yo olvide - tú olvides-ella olvide, nosotros olvidemos, vosotros olvideis, ellos olviden

yukarıdaki temel açıklamalara bakınca neden olvidas değil de olvides yazıldığını anlayabiliriz.

no me olvides = beni unutma

bu cümle tek kelime haline getirilerek isim olarak kullanılmıştır. içeriği anladığımıza göre kelimeyi sayfada ait olduğu yere yavaş ve dikkatli bir şekilde bırakabiliriz. hayır, hayır, oraya değil, başlığa!

aşağıdaki notları okuyarak yazıyı sonlandıralım.

* etimoloji bakımından en beğendiğim hikaye rönasans dönemi romantiklerinin, bu nadir çiçeği sevdiklerine verdiikten sonra unutulmalarının mümkün olmadığına inandıkları için bu adı kullanmalarıdır. yani çiçeği veriyorsunuz ve sonsuz aşka ve sadakate kavuşuyorsunuz. ne güzel dünya!

** subjuntivo bulmak için attığımız birinci adımın sonunda her zaman son harfi o olan çekimler bulmamız mümkün olmayabilir. bazen haber kipi geniş zaman birinci tekil şahıs çekimlerinin sonunda o bulunmayabilir. estar - estoy, ir-voy, dar-doy, vs. bu gibi fiillerin presente de subjuntivo çekimleri irregulardır. bunların en meşhuru ir fiili çekimidir ki kendisi oldukça meşhur bir müzik grubunun isminde yer bulmuştur. belçika'lı müzik grubu vaya con dios'u anmak için aşağıdaki şarkıyı dinliyoruz.









İspanyol Ressamlar ve Tabloları - IV (Goya - 3 de Mayo)

serinin bu yazısında goya'nın 3 mayıs tablosu hakkında konuşacağız. yalnız bu yazıda paylaştığımız tek tablo bu olmayacak. ispanya tarihinde büyük öneme sahip olaylar dizisini konu eden, goya ve farklı ressamlar tarafından çizilen birçok tabloyu başlık altında göreceksiniz. olayların anlaşılması için biraz daha gerilere doğru gidip, napolyon'un meşhur mısır seferini noktaladığı andan başlayalım. ama önce tabloya bir bakalım isterseniz.



hindistan'ı fethederek ingilizleri zayıflatmak fikriyle mısır'a, filistin'e ve suriye'ye saldıran napolyon, bu planın işe yaramayacağını görüp fransa'ya döner. iktidarını iyiden iyiye sağlamlaştırmanın ardından, ingilizlerle ticaret yapmaya devam eden ve ingiltere'nin köklü bir mütteği olan portekiz'i işgal etmek konusunda ispanya'yı ikna eder. plana göre fransızlar, ispanyol topraklarını kullanarak portekiz'i işgal edecek, ardından işgal ettiği yerleri ispanya ile bölüşecektir. planın ilk kısmı üzerinde anlaşıldığı şekilde icra edilir ve portekizin işgali gerçekleştirilir, portekiz kralı bir gemiye atladığı gibi latin amerika'ya kaçar. fakat doğru gitmeyen bir şeyler vardır. fransızların ispanyol topraklarındaki askeri varlığı günden güne artmaktadır. bu artışla bağlı olarak, güya portekizin işgalinde görevli olan fransız askerlerinin bakımı ve beslenmesi için elinden geleni yapan yoksul ispanyolların beli bir kat daha bükülmektedir. üstelik fransızlar, anlaşmanın herhangi bir maddesinde bulunmamasına rağmen burgos, salamanca, pamplona, san sebastián, barcelona gibi ispanyol şehirlerini işgal etmeye başlamıştır. başkent madrid'te de hatırı sayılır sayıda fransız askeri bulunmaktadır. burbon hanedanından olan ispanyol kralı, ne olur ne olmaz diyerek aranjuez'e taşınmış, en kötü durumda oradan sevilla'ya ve sevilladan, tıpkı devrilmesine ön ayak olduğu portekiz kralı gibi, gemiyle latin amerika'ya kaçmanın planlarını yapmıştır. kraliyet ailesinin hareket halinde olduğu haberi kulaktan kulağa yayılınca öfkeli halk sarayı basmış, yağmalamış ve kralın iktidarı oğluna devretmesini sağlamıştır.

aranjuez olaylarını konu alan gonzalez valazquez'in bir tablosu. tarzları benzese de las meninas'ın çizeri diego valazquez ile karıştırılmamalıdır.

buraya kadar, olayların geri planı hakkında genel bilgiyi verdikten sonra yazının diline müdahale ederek anlatmaya devam edebiliriz. yeni kral fernando ve eski kral olan babası, "napolyon ile görüşeceksiniz" denilerek, biraz da zorla madrid'ten uzaklaştırılır. daha sonraları götürüldükleri bayona'da tahttan çekildiklerini açıklamak zorunda kalırlar. bu kısım, bugünkü yazımızın dışında kalıyor. biz baba-oğul, yeni ve eski kralın geride bıraktığı madrid'e dönelim. fernando ve babası madrid'den ayrılırken "biz napolyon hazretleriyle görüşüp dönene kadar ülke size emanet, aman gözünüzü açık tutun ha!" diyerek bir kurul oluşturur, fakat bu kurul çok sürmeden napolyon'un generallerinin elinde bir oyuncağa, kuklaya dönüşür. ispanya, artık, fiili olarak napolyon'un kontrolü altındaır.

27 nisan tarihinde, napolyon'un en bilindik generallerinden biri olan general murat'ın eline, "eski kral carlos olarak, şehirde kalan iki oğlumun, kraliçemin ve prensin bayona'ya getirilmesini istiyorum" şeklinde bir emir ulaşır. güya kraldan gelen, fakat aslında fransızların uydurduğu bu emir 1 mayıs gününü, 2 mayıs gününe bağlayan gece kukla kurul tarafından onaylanır ve seyahat hazırlıklarına hemen başlanır.

2 mayıs sabahı, madrid'liler erkenden sarayın kapısına toplanmaya başlar. fransızlar, kraliyet ailesinin madrid'te kalan son üyelerini şehirden götürmeye çalışmaktadır ve bunun ne anlama geldiği herkes tarafından bilinmektedir. gün içinde kalabalık artmaya devam eder. sessiz sedasız süren bekleyişi bir çığlık böler "ihanet! kralımızı götürdükleri yetmiyormuş gibi şimdi de kraliyet ailesinin tamamını görüyorlar!"*. bu çığlığın ardından halk fransız askerlerine saldırır ve madrid sokaklarında gün boyu sürecek olan sokak çatışmaları başlar.

olaylara hazırlıksız yakalanan ispanyollar ellerine geçirdikleri her şeyi silah olarak kullanmaktadır; bıçaklar, dikiş iğneleri, sopalar, hatta balkonlarda duran çiçek saksıları ile fransız askerlerine saldırmaktadır.**

Cuchilleros Sokağındaki çatışmaları gösteren bir ilustrasyon
tam da işlerin rengi ispanyollar lehine dönüyor denildiği sırada, napolyon'un mısır seferinden dönerken yanında getirdiği atlı memlük askerleri devreye girer ve halka karşı inanılmaz bir zalimlikle saldırıya geçer. general murat'ın şehir dışında bekleyen otuz bin kadar askeri de şehre girince ispanyolların yapabileceği hiçbir şey kalmaz. yenilgi kaçınılmazdır. memlüklü saldırısı yine tarafından çizilen ve 2 mayıs adı verilen tabloya yansıtılmıştır***

goya-2 mayıs

general joaquim murat madrid'te kontrolü sağladıktan sonra "dökülen fransız kanı intikam istiyor. ayaklanmaya katılan herkes kurşuna dizilecektir" emrini verir. ve 3 mayıs tablosuna konu edilen kurşuna dizme emri icra edilir.

tarihi altyapı ve olayların gelişimi hakkında yeteri kadar bilgi verdikten sonra artık tablo hakkında teknik bilgilere geçebiliriz. bu amaçla bir kez daha tabloyu ekleyelim.




çizildiği tarih: 1813-1814
teknik: tuval üzerine yağlı boya
orijinal boyut: 268 cm × 347 cm
korunduğu yer: prado müzesi - madrid-

tablo, 2 mayıs 1808 tarihinde gerçekleşen ayaklanma sırasında tutuklananların, 3 mayıs günü sabaha karşı kurşuna dizilmelerini konu ediniyor. tablonun sol tarafında ispanyollar, sağ tarafında ise fransızlar görülüyor. sol ön kısımda, yerde, daha önce kurşuna dizilenler, sol orta kısımda infaz edilmek üzere olanlar ve onların biraz ilerisinde kurşuna dizilmek için sırasını bekleyen ispanyollar görünüyor. fransız askerlerin hemen önünde yere bırakılmış fenerden çıkan ışık ispanyolları aydınlatıyor. fransızların yüzünü göremiyoruz. kalın giyinmelerine bakılırsa infaz sırasında hava oldukça soğuk. infaz edilelmek üzerinde olanların arasında dua eden bir din adamı, askerlerin yüzüne dimdik bakan bir köylü ve yüzünü elleriyle kapayan başka bir kişi var. bunlar arasında en ilgi çekeni kollarını yukarıya kaldırmış olan kişi. ışığı en çok alan bu kişi ülkesi uğruna kendini feda etmeyi simgeliyor. bu kişinin sağ eline iyice yaklaşıldığında avucunun ortasında bir çukur olduğu görülebilir. bu çukur isanın çarmıha gerilerek kendini feda etmesine atıfta bulunuyor. hristiyan inancında isanın kendini insanlar için feda ettiğine inanıldığı düşünüldüğünde goya'nın burada, özgürlük için kendini feda etme anlayışını derinleştirdiğini, vurguladığını düşünebiliriz. din adamının hemen arkasında akışı akan bir kadın görseli bulunuyor. tablodaki tek kadın bu. arka kısımda, uzakta, belirli belirsiz bir kalabalık var. ellerinde meşale taşıyan bu kalabalığın askerler mi yoksa infazları izlemek için toplanan halk mı olduğu belirsiz.


ispanyol iç savaşı sırasında aklı başında ispanyollar zarar görmemesi için tabloyu güvenli bir yere taşımak istemiş, fakat taşıma işini yapan kamyon kaza yapınca tablo hasar görmüştür. bir süre cenevrede misafir edilen tablo, iç savaşın sona ermesinin ardından ispanya'ya geri dönmüş ve restore edilmiştir. ispanyol resminin en önemli parçalarından biri olan bu tablo birçok sanat ürününe esin kaynağı olmuş ve beklenen beklenmeyen bir çok yerde kendini göstermiştir.

luis buñuel'in 1974 yapımlı "özgürlük hayaleti" filmi tablonun gösterilmesinin ardından kurşuna dizilme sahnesinin yeniden canlandırılmasıyla başlar. tablo toplamda iki sahnede görülür. bir gün, ispanyol yönetmenler hakkında bir yazı dizisi başlatırsam baş köşeyi kapacak olan buñuel'in filimlerini izlemenizi tavsiye ederek yazıyı aşağıdaki notlarla sonlandırıyorum. bir sonraki yazıda buluşmak üzere "hasta luego" efendim.



notlar:

* ilk çığlığı atarak kitleyi ajite eden ve olayların fitilini ateşleyen kişi jose blas de molina adında bir anahtar ustasıdır.

** bu olaylar sırasında madrid'te bulunan ispanyol askerleri, fransızların kuklası olan kurulun emrine uyarak kışlalarında kalmışlardır. emre uymayan az sayıda asker halkın yanında fransızlara karşı savaşarak hayatını kaybetmiştir.

*** goya bu tabloları yapmak için kraliyet ailesinden yardım almıştır. kraliyet ailesine "halkımızın bu görkemli direnişini fırçamla resmetmek için müthiş bir istek duyuyorum" yazmış, karşılık olarak ihtiyaç duyduğu malzemeler kendisine verilmiştir.

Club de Lectura - Estambul

Hola a todos! 

El club de lectura celebrará su primera sesión en la cuarta semana del mes septiembre. Leeremos un texto cada mes en la sesión compartiremos nuestras reflexiones sobre el texto. Para participar en estevento, es necesario tener conocimiento suficiente de castellano, lo suficiente para poder leer libros. Los textos a leer se definirá por los organizadores del evento. El texto para primera sesión ya se ha determinado y se les enviará en formato PDF a las personas qudeseen participar.

Para obtener más información, envíe un correo electrónico:

ispanyolcadefteri@hotmail.com


* No se trata de una reunión para practicar. Las personas que quieren participar deben leer el texto entero y participar activamenten las reuniones.

* Nos reuniremos en partasiática dEstambul.

El evento es gratuito.

* Cupo máximo: diez personas.