İspanyolca ile ilgili bir çok şey

İspanyolca Deyimler - Hızır Gibi Yetişmek

hızır gibi yetişmek veya ilaç gibi gelmek gibi deyimler için "como agua de mayo" veya "venir como agua de mayo" deyimlerini kullanabilirsiniz. birebir çevirisi "mayıs suyu gibi" veya "mayıs suyu gibi gelmek" olan bu deyimler tarım pratiğinden türetilmiştir. nisan ve mayıs aylarında yağan yağmurlar kış boyunca saklanan bitkilerin can bulması ve yeniden toprak üzerine çıkmak için gerekli cesareti bulması için oldukça önemlidir. aynı şekilde, tam ihtiyaç duydukları zamanda yapılan yardımlar insanlara nisan-mayıs yağmurları gibi gelir, onların ileri çıkması ve kendilerini geliştirebilmelerine yardımcı olur.

cümle içinde kullanmak için farazi bir durum oluşturalım:

ay sonunu yine getiremediğiniz, doluya koyup aldıramadığınız, boşa koyup dolduramadığınız bir süreçten geçiyorsunuz. cebinizde kalan son parayı faturalara mı yoksa acil kişisel ihtiyaçlarınıza mı harcayacağınızı bilmiyorsunuz. tam da bu süreçte yılbaşı çekilişi için aldığınız bilete ikramiye çıkıyor. çok yüksek bir miktar olmasa da giderlerinizi karşılayabileceğiniz ve bir süreliğine rahatlayabileceğiniz bu para size "como agua de mayo" geliyor.

el dinero me vino como agua de mayo
para imdadıma hızır gibi yetişti.

cümleyi parçalayım:

el dinero: para
me: bana
vino: venir fiilinin dili geçmiş zaman üçüncü tekil şahıs çekimi
como agua de mayo : mayıs suyu gibi/hızır gibi/ilaç gibi.


tabii ki her şey para değil ve tabii ki hızır gibi yetişen her zaman para olmaz. bazen bir arkadaşın tavsiyesi, desteği veya buhranlı durumlarınızda size yapılan psikolojik destek de "agua de mayo" gibi gelebilir.

agua de mayo'nuzun hiç eksik olmadığı bir yıl geçirmenizi dilerim.


nos vemos/görüşürüz.





Dünya Çapında En Çok Okunan Kitapların İspanyolca Adları

başlığı bu kadar uzun tutunca sanırım herhangi bir açıklama yapmama gerek kalmamıştır. bu kitap adlarının bir çoğunda geçen "de" edatı kullanımı sayesinde başlığı okurken bol bol isim tamlaması pratiği yapabiliriz. daha önce film adlarıyla ilgili yazıda da gördüğümüz üzere bazı isimler türkçeye çevrilen isimlerle birebir aynı olurken bazıları farklı olacak.

1- don quijote de la mancha​ - don kişot




2- historia de dos ciudades - iki şehrin hikayesi




3- así se templó el acero - ve çeliğe su verildi



4- el señor de los anillos - yüzüklerin efendisi



5- guerra y paz - savaş ve barış


6- juan salvador gaviota - martı jonathan livingston



7- diario de ana frank - anne frank'ın hatıra defteri


















8- lo que el viento se llevó - rüzgar gibi geçti


9- cien años de soledad - yüzyıllık yalnızlık


10- el mundo de sofía - sofie'nin dünyası


11- donde el corazón te lleve - yüreğinin götürdüğü yere git



12 - la peste - veba



13- cometas en el cielo - uçurtma avcısı


14- el alquimista - simyacı


15- el guardián entre el centeno - çavdar tarlasında çocuklar


16- el nombre de la rosa - gülün adı


17- el principito - küçük prens


18- las aventuras de alicia en el país de las maravillas - alis harikalar diyarında


19- el código da vinci - da vinci şifresi




















20- 50 sombras de grey - grinin 50 tonu


















































İspanyol Ressamlar ve Tabloları - II (Goya - Tribunal de Inquisición)


giriş notu: yazıda yıldızla işaretlediğim noktaları bazı gramer bilgileriyle destekleyeceğim. yıldız sayısına göre yazının sonunda verilen açıklamaları okuyarak gramerle ilgili bilgi edinebilir, “ya bize ispanyolca anlat, bırak şimdi tabloyu falan” yakınmalarından tasarruf edebilirsiniz. bundan sonra, doğrudan gramer anlatımını hedeflemeyen her yazı için bu yöntemi kullanmaya çalışacağım. yıldızları takip edin (figüratif bir cümle değildir)


bir süredir ispanyol engizisyonu hakkında bir şeyler yazmak istiyordum. fakat konunun uzunluğu ve karmaşıklığı nedeniyle yazmaya başladığım andan itibaren yazı akışını sağlayamadığımı, konudan saptığımı hatta (hasta*) yer yer saçmalamaya başladığımı fark ettiğim için bu yöndeki bütün girişimlerin taslak halinde kaldı. hem kapsamlı bir işin altına girmemiş olmak hem de yakın zamanda başladığımız ispanyol ressemlar ve tabloları serisine devam etmiş olmak için goya’nın engizisyon temalı bir tablosu hakkında konuşacağız. deyim yerinde değil biliyorum ama bir taşla iki kuş vuracağız**

resmi büyütmek için üzerine tıklayın


ispanyolca auto de fe de la inquisición veya tribunal de la inquisición olarak adlandırılan tabloyla ilgili ayrıntıları anlamak için ispanyol engizisyonu hakkında biraz konuşabiliriz.

ülkemizde ve dünyanın genelinde cadıları yakmasıyla bilinen engizisyon mahkemeleri, ispanyada biraz daha farklı işlemiş ve yerel politik/sosyal ihtiyaçlara yanıt vermekle yükümlü olmuştur. ispanya tarihiyle ilgili başka yazılarda da adlarını andığım katolik kralları (reyes catolicos) engizisyon mahkemelerinin ispanyada kuruluşu sırasında da görüyoruz. reconquista (yeniden fetih) döneminin başarıyla sona erdiğinin bir delili olan granada kapitülasyonlarının imzalanmasınan 13 yıl önce, 1478 yılında papalığın da olurunu alınarak kuruluyor ispanyol engizisyonu. bu tarihte iberya yarımadasına yukarıdan bakan herhangi bir kişi, yarımadada arap ve berberi hakimiyetinin silindiğini rahatlıkla görebilir. yüzyıllar süren bu müslüman hakimiyeti ve yarımadaya roma döneminde gerçekleşen yoğun yahudi göçüne bağlı olarak ispanya topraklarında herhangi bir dini bütünlük bulunmamaktadır. bu bütünlük eksikliği, artık ülkenin neredeyse tamamını kontrolü altına almış olan katolik kralların el atacağı ilk iş olacak, yüzlerce yıldır bir arada yaşayan ve ibadet eden hristiyan, müslüman ve yahudiler arasında ciddi sıkıntılar ortaya çıkacaktır.

bu dinlerin mensupları arasında yüzlerce yıl boyunca hiç sıkıntı yaşanmamış mıdır gerçekten diye bir soru akla gelebilir. tabii ki yaşanmış, hatta yahudilere karşı büyük pogromlar gerçekleştirilmiştir. ama ne fiziksel saldırılar ne de sözlü saldırılar iktidarda bulunan kişilerce açıktan desteklenmemiştir. hatta kendilerine kötü davranıldığını, ayrımcılığa maruz kaldıklarını düşünen yahudiler sıklıkla krallara başvurmuş ve yaşadıkları sorunlar kralların doğrudan müdahale ve emirleriyle çözülmüştür.
bu bilgiler doğrultusunda bakıldığında, engizisyon mahkemelerinin ispanyadaki birincil amacının cadıları avlamak değil, dinsel bütünlüğü sağlamak ve katolik itikadının yarımadada tamamen hakim olmasını sağlamak olduğu söylenebilir. kral ve kraliçeye (fernando ve isabel) kesin bağımlılığı olan bu mahkemelerin politikaya alet edildiğini, ülke içerisinde muhalifleri ve daha sonra coğrafi keşiflerle (siz burayı coğrafi işgal olarak okuyun) fethedilen latin amerika topraklarındaki yeni ispanya (bugünkü meksika), peru ve kolombiyada işgale karşı koyanları korkutmayı hedeflediğini söylemek yanlış olmaz. zira bu duruma karşı söz söylemek bize kalmamış, ilk sözü katolik kral fernando’ya (isabelin kocası) mektup yazan papa söylemiştir. papa yazdığı bu mektubunda özetle “hakiki hristiyanlar da bu işten zarar görüyor, nedir bu işin aslı? siz ne yapmak istiyorsunuz” şeklinde yakınmış, karşılık olarak fernando’dan, yine özetle “sen kendi işine bak” yanıtını almış ve bu yanıtın üzerine çok da ayak diretmemiş, ispanyol engizisyonunu eleştirmekle daha fazla meşgul olmamıştır.
papanın denetiminden sıyrılan ve kralın tam desteğini alan engizisyon mahkemeleri tabir-i caizse esmiş gürlemiş, özellikle kuruluşunu izleyen ilk yüz yıllık süre içerisinde yenilmedik nane bırakmamıştır. reconquista’nın tamamlanmasının ardından, hali hazırda kullanılmakta olan, yeni hristiyan tanımlaması daha sık kullanılır hale gelmiştir. yeni hristiyandan kasıt din değiştirere baskıdan kurtulmaya çalışan yahudi ve müslümanlar için kullanılmış, hristiyan doğan kişilere ise eski hristiyan adı verilmiştir. yeni hristiyanlar üzerinde, özellikle daha zengin bir topluluk olan yahudilikten hristiyanlığa geçiş yapanlar üzerinde bu defa da “gizlice kendi dinlerinin ibadetlerini yapıyorlar, bizi kandırıyorlar” gerekçesiyle baskı kurulmuş ve bu iddiayla insanlar yargılanıp yakılmaya varan çeşitli cezalara çarptırılmıştır. mahkemeler isimsiz şikayetleri de kabul etmiştir. biraz işleyişten bahsettikten sonra tablo ile ilgili birkaç şey söyleyip tamamlayacağım.

diyelim ki komşunuzdan hiç hoşlanmıyorsunuz ve bu kişiden nasıl kurtulacağınızı bilmiyorsunuz. çözüm çok basit, engizisyona gidiyorsunuz “bunlarda bir sorun var, gece garip garip ayin sesleri geliyor evlerinden, ama hiç bizim isa mesih itikadına benzer ayinler değil bunlar” diyorsunuz ve olay orada bitiyor. zira bu andan itibaren, sizin isminiz bile geçmeden, söz konusu kişi sorguya alınıyor. işkenceye tabi tutuluyor. dini bir mahkeme olan engizisyonun hakimleri (din adamları), söz konusu kişinin ruhunu kurtarmak ve kıyamet gününde doğru itikat dahilinde dirilmesini sağlamak gibi kutsal bir işle uğraştıklarına inandıkları için, kimsenin gözünün yaşına bakmıyor. sonunda itiraf ve pişmanlık bildirimi aldıklarında müthiş bir mutluluk yaşıyorlar ve sorgulanan kişiyi laik mahkemeye teslim ediyorlar. laik mahkeme adını duymak bu yazıyı okuyanları rahatlatabilir ve “oh be sonunda işkence sona erdi” diye düşünmeye itebillir. fakat laik kola devretme o dönemde ölüm anlamına geliyor zira engizisyon mahkemeleri dini kurumlar olduğu için ölüm kararı alamıyorlar ve bu pis işi laik mahkemelere bırakıyorlar. bundan sonraki süreçte ilgili kişinin bütün mallarına el konuluyor (yahudilerin zenginliği düşünüldüğünde bu yargılamaların hiç de dini sebeplere dayanmadığı söylenebilir) ve cezanın uygulanması süreci başlıyor.

cezanın uygulanmasının ilk adımı auto de la fe etkinliği. ibreti alem için halka açık olarak, bazı durumlarda zorunlu katılımla, gerçekleştirilen bu etkinlik sırasında cezalandırılacak olan kişilere, cezalarına uygun elbiseler giydiriliyor. goyanın çizdiği tabloda kafalarında uzun kukuletalar bulunan karakterler cezalandırılmasına karar verilen kişileri canlandırıyor. kukuletaya ek olarak sambenito*** adı verilen kıyafet giydiriliyor. kıyafet sarı renkli ve üzerinde haç bulunuyorsa kilisenin suçlunun öldürülmesine gerek bulunmadığını bildiriyor ve kişi bir süre bu kıyafetle dolaştırılıp topluluğun aşağılamasına maruz bırakılıyor. kilisenin belirlediği süre boyunca kıyafeti sadece evdeyken üzerinden çıkarabiliyor. şayet kıyafetin üzerinde ejderjalar, alevler ve şeytan figürleri bulunuyorsa yandınız demektir. (bu cümle de figüratif değil zira sadece yakılacak kişiler bu şekilde giydiriliyor). fakat derdi günü hristiyanlığınızı kurtararak öbür dünyanızı garanti altına almak olan (güya) engizisyon mahkemesinin size bu dünyada son bir güzelliği de olmuyor değil. eğer son anda pişmanlığınızı haykırırsanız, “ben ettim siz etmeyin, vallahi de billahi de doğru yola geldim” diye ağlarsanız sizi garrote vil denilen düzeneğe götürüyorlar. garrote vil, “suçlunun” boynunu kırmak için hazırlanmış demir düzeneğe verilen isim. yani sizi yakmadan önce öldürerek merhametlerini gösteriyorlar.

genelde açık alanlarda, meydanlarda yapılan bu etkinliği goya bu defa kapalı bir alanda, muhtemelen bir kilisenin içinde veya mahkeme için özel olarak ayrılmış büyük bir binanın salonunda resmetmiş. sambenito giydirilmiş dört suçlu birkaç saat sonra başlarına gelecek olan felaketi bekliyor. sağ arka tarafta bulunan ve olayı izleyen kalabalık silik ve içiçe geçmişken ön tarafta bulunan hakimler, din adamları, mahkeme görevlileri ve suçlular daha anlaşılır bir şekilde çizilmiş. elleri bağlı durumdaki suçlulardan ikisi öne doğru eğilmiş. özellikle sağ tarafta öne eğilen kişi dua eder gibi görülüyor. belki de son bir kurtuluş çabası içerisinde dindarlığını göstermeye çalışıyor. masanın ön tarafında oturan bir din adamı sandalyeye oturtulan suçlulardan birine doğru elini uzatmış, belli ki o kişi hakkında konuşuyor ama yüzünü mahkeme heyetine dönmüş durumda. muhtemelen suçludan tiksindiği için yüzüne bile bakmak istemiyor.

46 cm × 73 cm tuval üzerine yağlı boya ile çizilen bu tablo goyanın “deliler evi” “kendini kırbaçlayan insanlar" gibi tablolarıyla benzerlik göstermekte ve bu tablolar bir seri olarak kabul edilmktedir.


Notlar:

* hasta kelimesi –e kadar anlamına geldiği gibi “dahi”, “bile”, ve ilginç bir şekilde “hatta” anlamında da kullanılabilir.

örnek:
hasta los ciegos pueden ver la fealdad de mi alma
ruhumun çirkinliğini körler bile görebilir.

bu cümleyi “hatta körler bile….”şeklinde de tercüme edebiliriz. hatta kelimesinin “dahi”, “bile” şeklinde kullanımı için “hasta” kelimesini iç rahatlığıyla kullanabilirsiniz.

Sanırım başka bir örnekle daha anlaşılır olacak:

No puedo caminar, no puedo ponerme de pie, hasta no puedo moverme el brazo.
Yürüyemiyorum, ayağa kalkamıyorum, hatta kolumu (bile) kıpırdatamıyorum.

** bir taşla iki kuş vurmak deyiminin ispanyolcası neredeyse birebir aynı fakat ispanyollar vurmak yerine öldürmek fiilini kullanarak daha gerçekçi davranmışlar ve taş yerine “bir atışta” demişler. “matar dos pájaros de un tiro

örnek verelim:
tú siempre quieres matar dos pájaros de un tiro, pero la vida no es tan fácil.
sen hep bir taşla iki kuş vurmak istiyorsun ama hayat o kadar kolay değil.

*** sambenito kelimesi “saco bendito” yani “kutsal/kutsanmış çuval” tanımlamasının halk dilinde bozulmasıyla oluşmuştur. cezalandırılacak olan kişilere giydirilen bu kıyafet çuvaldan dikilmektedir ve dikildikten sonra din adamları tarafından okunup üflenerek kutsanmaktadır. ilk başlarda sadece cezalandırılmak üzer giyilen sambenito bir süre sonra verilen bir emirle daha uzun bir süre kullanılmaya başlanıyor ve yakılan kişilere giydirilen sambenito’lar yakma işlemi öncesinde çıkarılıyor ve en yakın kilisenin görülür bir yerine asılıyor. bu şekilde topluma uzun süreli bir ders verilmiş oluor. bu acımasız gelenek ispanyol dilinde birkaç deyimin ortaya çıkmasını sağlıyor. “colgar a uno el sambenito” yani “birnin sambenito’sunu asmak”, ve “llevar el sambenito” yani “sambenito giymek”. engizisyonun birçok masum kişiyi öldürdüğü sabit olsa gerek ki bu deyimler “birini asılsız bir şekilde suçlamak”, “suçu birinin üstüne yıkmak” anlamlarına geliyor. cümle içinde kullanalım “ohooo sen burada saçma sapan işlerle uğraşırken, sambenitonu astılar/üzerine geçirdiler bile”.

girişte de söylediğim gibi konunun dağınıklığı ve uzunluğu sebebiyle yazı da biraz uzadı. bir sonraki başlıkta görüşme üzere. dikkat edin de kimse üzerine sambenito geçirivermesin.

İspanyolca - İngilizce Bilingual Cümleler

yorgunluktan gevezelik etmeye pek mecalim bulunmadığı için doğrudan 20 cümlelik tabloyu aşağıya ekliyorum. pratik önemli. yazarak, okuyarak, dinleyerek veya konuşarak bol bol pratik yapmak lazım.

sonraki başlıkta gevezelik yapacak şekilde görüşmek üzere.

 
İngilizce
İspanyolca
I wil learn spanish.
Aprenderé español
My computer doesn’t work
Mi computadora no funciona
Who wants drink a coffee?
¿Quién quiere tomar/beber una cafe?
We are not stupid.
No somos estúpidos
Can you help me?
¿Puedes ayudarme?
Can you tell me where your dog is?
¿Puedes decirme donde está tu perro?
I don't like people who talk a lot.
No me gustan las personas que hablan mucho.
We wish to rest for a day
Deseamos descansar por un día.
Life does not treat me well.
La vida no me trata bien.
I do not treat life well either.
Yo tampoco trato bien la vida.
Everyone wants to move to a foreign country.
Todo el mundo quiere mudar a un país extranjero.
You are bad and I like bad people.
Eres malo y me gustan las personas malas.
Money is important but it is not everything.
El dinero es importante pero no es todo.
I have not seen my friends for a long time.
Llevo mucho tiempo sin ver mis amigos.
We have to forget the past to live happily.
Tenemos que olvidar el pasado para vivir feliz.
I think they do not want me here.
Creo que no me quieren aquí.
We have to sleep enough.
Tenemos que dormir bastante.
My cats are more crazy than me.
Mis gatos son más locos que yo.
Do you know what her name is?
¿Sabes cómo se llama?
What time do we start studying?
¿A qué hora empezamos a estudiar?








İspanyol Ressamlar ve Tabloları - I (Goya - Saturno Devorando a Un Hijo)

"ispanyol diline ve ispanyol kültürüne ilgi duyanların kürkçü dükkanı olan ispanyolca defterinden yepyeni bir yazı dizisi daha", "yazıyor! yazıyor çocuklarını yiyen satürnün hazin hikayesini yazıyor." 
bu aralar birden fazla seri başlattığımın farkındayım. bunlar ne kadar sürekliliğe sahip olur bilmiyorum ama fırsatım oldukça, (alt metinde, "motivasyonum oldukça") bu serilere yeni başlıklar girmeye devam edeceğim. belki düzenli aralıkla yazmayı başaramayacağım, bir serinin ikinci başlığını bir-iki yıl sonra girebileceğim ama olsun. sayfa bu duruma, yani unutulmaya ve sonrasında tekrar hatırlanmaya, buradan bakıldığında okuyucunun değil de yazarın kürkçü dükkanı olduğunu ispatlamaya alışık ne de olsa. bu seride, başlıktan da anlaşılacağı üzere, ispanyol ressamların önemli eserleri hakkında genel bilgiler vererek ispanyol kültüründen küçük küçük seçkiler paylaşacağım. çerez tabağındaki antep fıstığı, kaju ve bademi ayıklarken gösterdiğim özene benzer bir şekilde, öncelikle en tanınan ressamların en bilindik eserlerini seçeceğim. serinin ilk yazısı francisco goya’nın “saturno devorando a su hijo - çocuklarını yiyen satürn” isimli bir tablosuyla ilgili olacak. 

goya veya tam adıyla francisco josé de goya y lucientes

cüsseli, saçı sakalı ağartmış yaşlı bir insanın, ellerinin arasında tuttuğu küçük bir insanı yediği anı gösteren tablo aslında bir tablo değil, duvar resmidir. goya tarafından, yaşadığı evin duvarlarına çizilen ve karamsar görünümlerinden dolayı pinturas negras (kara resimler) olarak adlandırılan, on dört duvar resminden oluşan koleksiyonun en bilinen parçasıdır "çocuklarını yiyen satürn".
resim, iktidarın acımasız yönünü, mitolojik söylentilere gönderme yaparak, rahatsız etmeyi amaçlayan bir tarzda insanlara sunmaktadır.
annesinin yardımıyla, kendisi gibi bir titan olan babasını iktidardan düşüren satürn’ün (yunan mitolojisinde kronos olarak bilinir) dünyayı yönettiği, huzur ve mutluluğun egemen olduğu döneme mitolojide “altın çağ” adı verilir. her şeyin mis gibi gittiği bu dönemde satürn’ün kulağına bir kehanet çalınır. kehanete göre satürn’ün iktidarı, kendi çocuklarından biri tarafından sona erdirilecektir. bunun üzerine satürn, bütün çocuklarını yemeye başlar.
senaryo aslında çok tanıdık. satürn’den-musa’ya kadar binlerce benzer hikaye anlatılmış, büyüdükten sonra kendisini yerinden edeceği söylenen kişiyi ortadan kaldıran ve "ne olur ne olmaz, işi sağlama alayım ben" diyerek, kehanetteki çocukla aynı yaşta ve cinsiyette olan bütün çocukların öldürülmesi emrini veren hükümranları ve çocuklarını kurtarmak için tek çözüm olarak bir sepete koyup suya salmayı akıl eden anne-babaları duymayanımız yoktur. zira zalim hükümranın hışmından kurtarılmak için sepete konulan ve akarsulara bırakılan çocukların daha sonra kahraman olarak geri dönmelerini ve iktidara yükselmeleri hakkında efsaneler dünyanın neredeyse bütün kültürlerinde, inanışlarında anlatılmaktadır. bu mitolojik söylence de bu minvalde ilerleyecek, satürn’ün karısı gizli bir doğumla zeus’u dünyaya getirecek ve bu doğumu satürn’den gizleyecektir. yıllar sonra zeus önderliğindeki olimposlu tanrılar, insanlara işkence etmekten zevk alan titanları, on bir yıl süren titan savaşlarının ardından devirecek ve iktidarı alacaktır.

goya’nın yaşadığı dönem, avrupa’nın sosyal, ekonomik ve politik bakımdan stabil olmadığı bir zaman dilimine denk gelir. uzun bir süre saray ressamı olarak çalışması nedeniyle saray çevresiyle, dolayısıyla iktidarla içli dışlı bir hayat geçiren ve iktidarın çok yakınında bulunan goya, napolyon savaşlarında ve bonopartçı ispanyollar ile ispanyol milliyetçileri arasındaki iç savaşta, iktidar isteğinin acımasızlığını birinci elden gözlemleme fırsatı bulur.
savaşlardan, iktidar hırslarından yorulan, eh birazcık da yaşlanan ressam, madrid yakınlarında sakin bir bölgede, çayırlara bakan bir ev satın alarak bir nevi inzivaya çekilir. bu evin bir önceki sahibi de goya gibi sağır olduğu için ve “quinta de sordo – sağırın evi” adı verilmiştir. evi satın aldıktan sonra, "parasını bastım aldım, ev sahibi derdi de yok. kafama göre boyarım her tarafını" diye düşünmüş olacak ki evin boş bulunan neredeyse bütün duvarlarına, dönemin ve kişisel yaşanmışlıkların karamsarlığını, yer yer mitolojik göndermeler de kullanarak işlemeye başlar. “saturno devorando a un hijo” çalışması ile kendi çocuklarını yiyen iktidar anlayışının mitolojik çağlardan bu yana değişmediğini, iktidar kavramının özünün değişemeyeceğini göstermeyi amaçlar. fakat, bana göre, tarihin en büyük sanatsal sansürlerinden birine uğrar. zira quinta de sordo’nun duvarında, çocuğunu yerken yarı erekte olarak resmedilen satürn’ün penisi, duvar resminin tuvale aktarılması sırasında söz konusu bölge karartılarak yok edilir. böylelikle, kara resimleri çizdiğinde yaklaşık 75 yaşında olan ressamın, iktidar ve cinsellik, iktidar ve ereksiyon ve iktidar ve erillik bağlantılı eleştirisi, tamamen ortadan kaldırılmasa da, ciddi anlamda tahrip edilir.

meraklısına notlar:
* kara resimlerin "quinta de sordo" içerisindeki dağılımı hakkında bir görsel için aşağıdaki bağlantıya tıklayabilirsiniz.
** siyasi literatürümüze “her devrim, önce kendi çocuklarını yer” olarak giren cümle ilk olarak, alman yazar georg büchner tarafından yazılan ve fransız devrimini konu alan “danton'un ölümü” isimli oyunda, “ihtilal saturn gibidir, kendi evlatlarını yer" denilerek kullanılmıştır.


saturno devorando a un hijo

Latincenin Hayaletleri III - (Persona Non Grata)

persona non grata terimi hakkında hasbihal etmeye başlamadan önce önce bir hatırlatma yapmak istiyorum. daha doğru bir deyişle, blogu takip eden nadide okuyucuların kafasında oluşan "biz buraya ispanyolca öğrenmeye geliyoruz, latince bilgiler vererek ne yapmak istiyorsun?" sorusunu yanıtlamayı düşünüyorum. bu seride tanıtılan hayaletler, hem ispanyolcada hem türkçede hem de farklı birçok dilde kullanılmaya devam etmektedir. bir türk gazetesini açtığınızda şöyle bir başlık görmeniz mümkün:"bilmem ne ülkesinin, bilmem ne ülkesinde bilmem ne resmi görevini yürüten bilmem kim persona non grata ilan edildi."aynı haber bir ispanyol ya da ingiliz gazetesinde de aynı şekilde, ispanyolca ve ingilizce kelimelerin içine latince tanımlama eklenerek sunulacaktır. kısacası bu seride üzerine konuşacağımız tanımlamalar birçok dilde güncel olarak kullanılmakta ve bu güncel kullanım hali, bu başlıkların blogda bulunmasını haklı gösteren bir zemin görevi görmektedir.

günümüzde genellikle diplomasi alanında kullanılan "persona non grata" türkçeye "istenmeyen kişi" olarak çevriliyor. uluslararası anlaşmalara göre, resmi görevler için bir ülkeyi temsilen başka bir ülkede bulunan personalar, bulundukları ülke tarafından, herhangi bir neden belirtme zorunluluğu olmaksızın, persona non grata ilan edilebiliyor. neden belirtme zorunluluğu bulunmuyor ama bu durum genellikle ispiyonaj faaliyetlerine veya iki ülke arasında meydana gelen farklı siyasi gerilimlere bağlı ortaya çıkıyor. persona non grata ilan edilen kişi, normalde, ülkesine geri çağrılıyor ve yerine bir persona grata yani istenilen bir kişi görevlendiriliyor.

etimolojik olarak bakıldığında persona kısmının kişi non kısmının negatiflik bildirdiğini kolaylıkla anlayabiliriz. bizim için üzerinde durulması gereken nokta, latince grātus kelimesinden türetilen grata'dır. grātus kelimesi selam vermek, kucak açmak, övgülerle karşılamak gibi anlamlara gelir. yani istersek persona non grata tanımını "selam verilmeyen, selamın sabahın kesildiği, kendisinden hazzedilmeyen, hatta biraz daha anadolulaştırarak düşkün ilan edilen insan" olarak da yapabiliriz.



persona non grata ilan etme durumları dünyanın her yerinde sıklıkla yaşandığı için örnek vermek oldukça kolay çünkü özellikle ispiyonaj faaliyetlerine bağlı istenmeyen kişi ilan etme durumları gırla. konuyu sıkıcı duruma getirmemek için, politik olma özelliğinin yanı sıra popüler kültüre de hitap eden örnekler verelim.

istenmeyen kişi ilan edilme bahtsızlığı günümüzde sadece misyon temsilcilerinin kaderi olarak kalmıyor. şarkıcılar, yönetmenler ve oyuncular gibi popüler kültür öğeleri de, çeşitli sebeplere dayandırılarak, persona non grata ilan edilebiliyor. tabi işin içine popüler kültür girince enteresan durumlar da yaşanmıyor değil. biraz geriye giderek kafamızda canlandıralım. general çan kay şek, elindeki son ordu birliklerini de japonlara kırdırmamak için ülkenin içlere doğru çekilme emri veriyor ve "nankin" şehrini japon birliklerinin insafına bırakıyor. altı hafta kadar süren işgalde japonlar şehrin insanlarına büyük zulüm yaşatıyor. bu konuda çekilen ve japon mezalimini cümle aleme duyuran "savaşın çiçekleri" isimli filmde, filmin popülerliğini de artıracak olan bir unsur olarak, batman filmlerinden tanıdığımız christian bale rol alıyor. filmin çekimleri için çin'de bulunan bale, ülkenin meşhur muhalif aktivistlerinden olan ve ev hapsinde tutulan görme engelli chen guangcheng'i ziyaret edeyim, elini sıkıp halini hatırını sorayım diye düşünüyor. ama bu girişimi çinli yetkililer tarafından pek de hoş karşılanmıyor ve ziyarete gittiği sırada durduruluyor. itişme kakışmanın ardından bale ziyareti gerçekleştirmeden geri dönüyor ve bu da yetmezmiş gibi çinliler tarafından istenmeyen adam ilan ediliyor. "o kadar filmde oynadım, japonlara karşı sizin hakkınızı savundum, haram olsuuuunnn, zıkkım olsuuunnn" diyerekten feryadını arşa çıkarabilecekken, hatta "bak beni zorla batman'e dönüştürmeyin, alter egomu kızdırmayın!" diye tehdit edebilecekken sükunetini korumayı tercih eden, gotham city hakimi koca bruce wayne'in çinli yetkililer tarafından orasından burasından itelendiği, tartaklandığı ve refüze edildiği görüntüleri izlemeye gönlünü el veriyorsa aşağıdaki videoya buyrun:






yine çin tarafından istenmeyen kişi ilan edilenlerden bir başkası ise topun üzerinde tarzan gibi salınan kız miley'dir. çinliler miley cyrus'a aşağıdaki fotoğrafta gözlerini çekiştirerek asyalılara benzemeye çalıştığı için sinirlenmiş; tabir-i caizse gereksiz trip atmış hatta "sen bizim fiziksel özelliklerimizle dalga mı geçiyorsun? aman ne komik ne komik" mealinde açıklamalar yapmıştır.





bu kadar magazin yeter. okuyanlar tarafından persona non grata ilan edilmeden söze nokta koyayım.

Latincenin Hayaletleri - II (Curriculum Vitae, nam-ı diğer CV)

latincenin hayaletleri I başlığı altında bulunan latinismo* temalı yazının devamı olan bu başlıkta, yine gündelik hayatta sıklıkla karşılaştığımız bir latince bir terim, curriculum vitae, hakkında konuşacağız.

iş bulmak için hergün onlarcasını maillerimize ekleye ekleye gönderdiğimiz özgeçmiş dosyaları, sıklıkla kullanılan cv, adını bu latince terimin kısaltmasından alır. ispanyolca da dahil olmak üzere dünyanın bir çok dilinde cv olarak kullanılan bu terimin ne anlama geldiğine hızlıca bakalım.


bu yazıdan itibaren latinismo ile ilgili başlıklar için ayırt edici görsel bu olsun.

curriculum kelimesi, latince "currere" yani koşmak fiilinden türetilmiştir. bu fiil ispanyolcaya correr olarak evrilmiştir. vitae ise ispanyolcada vida olarak kullanılır ve hayat kelimesini karşılar. hayatın ve yani kariyerin bir "currere" yani yarış olduğunu daha işlerin en başından kabul ettiğimizi gösteren bir kısaltmadır bir anlamda. (ispanyolcada vida olarak kullanılan kelime, romans dillerden bir diğeri olan italyancada vita olarak kullanılmaktadır. vita denilence akla tabi ki vita yağları ve yağ bittikten sonra vita tenekelerinde yetiştirilen çiçekler gelir. vita tenekesinin içerisinde yetişen bu yeni hayatlar latincenin hayaletinin hayatımıza ne kadar da işlediğinin bir göstergesi gibidir.)



kısa bilgiler (información breve)

- bilinen ilk cv'nin 1482 yılında leonardo da vinci tarafından yazıldığı iddia edilir. bu bilgi ne kadar doğrudur ve leonardo cv'yi hangi pozisyona başvurmak için yazmıştır bilmiyorum ama da vinci'yi bile iş bulmak için cv yazmaya zorlayan hayatın bize neler yapacağını az buçuk kestirebiliyorum.

- türkçede özgeçmiş (veya genellikle kullanıldığı üzere cv) olarak ifade edilen bu kavram ingilizcede curriculums veya curricula olarak çoğullaştırılabiliyor. ispanyolcada çoğul yapılmıyor, sadece artikeli değiştirilerek çoğulluk bildiriliyor.

el curriculum vitae : özgeçmiş
los curriculum vitae: özgeçmişler


yani ispanyolcada "curricula" şeklinde çoğullaştırmaya real academia española, benim deyimimle ispanyol tdk'si, bu durumun femenino kullanım olduğunu belirterek karşı çıkıyor. ispanyolca konuşan güney amerika ülkelerinde yaygın olan currículum şeklinde, yani i harfinin üzerine vurgaç (tilde) eklenerek kullanıma da karşı çıkan rae, latincede tilde bulunmadığını ve bu yüzden günümüzde de kullanılmaması gerektiğini, latince kelimelerin tırnak içinde veya italik olarak yazılmasının yeterli olacağını belirtiyor.

- son olarak, curriculum vitae latincede ligatür kullanılarak (bu örnekte a ve e harflerinin birleşmesi sonucu) curriculum vitæ olarak yazılır.


*latinismo kelimesi ispanyolcadır ve ispanyol dilinde latincenin etkilerini belirtmek üzere kullanılmaktadır. ispanyollar bunun yanı sıra arabismo (arapça etkisi) ve anglicismo (ingilizce etkisi) terimlerini de sıklıkla kullanır. ilerleyen süreçlerde ispanyolcadaki latinismo ve anglicismo hakkında da birkaç başlık eklemeye çalışacağım. ama öncesinde latince hayaletlerinin avcılığına bir süre daha devam edeceğiz.


¡hasta luego!

Acción Poética

Acción Poética

Joyas de America Latina

Joyas de America Latina
Alfredo Zitarrosa

Un poco de humor, por favor

Un poco de humor, por favor