Artikeli değişince anlamı da değişen kelimeler

artikel (tanım edatı) isimlerle birlikte kullanılarak, o isimleri tanımlayan kelimelerdir. kendileri ispanyolca öğrenmeye yeni başlayanlar için ideal ömür törpüleridir. ucundan kıyısından alıp götürmekte, talebenin şevkini kırmakta, "ispanyolca da neymiş ya, ben ne diller öğrenmişim bunu mu öğrenemeyecem" diyerek mevzuya giriş yapan nice linguistik cengaveri sukut-ı hayale uğratmakta üzerlerine yoktur. erili, dişili, tekili, çoğulu, belirlisi, belirsizi daha bilmem neleri yetmezmiş gibi bir de kelimenin anlamını değiştirebilen tanım edatları vardır. liste halinde sıralamadan önce en basit örneği vereyim:

el capital - sermaye
la capital - başkent

yani capital kelimesinden önce el (eril, belirli) tanım edatı kullanınca farklı bir anlam, la (dişil, belirli) tanım edatı kullanılınca farklı bir anlam ortaya çıkıyor. neyse ki, artikeline bağlı olarak anlam değiştiren kelimelerin sayısı çok da fazla değil.

yazının niyetini anladığımıza göre, artık listelemeye geçiş yapabilir, "biz ural-altay dil ailesinin çocuklarıyız, bizim hiç artikelimiz olmadı amca" diyerek ve de başlarımızı öne eğerek konunun arkasından dolanabilir, diğer taraftan harıl harıl çalışıp, puanları çaktırmadan keseye doldurabiliriz.

la pez: zift, katran
el pez: balık

la cólera: öfke
el cólera: kolera

la parte: parça, kısım
el parte: rapor

la cometa: uçurtma
el cometa: kuyruklu yıldız

la cura: ilaç, tedavi, çare
el cura: rahip, hristiyan din adamı

la coma: virgül
el coma: koma

la corte: mahkeme
el corte: kesim (kesme eyleminden)

la pendiente: eğim
el pendiente: küpe

la rata: fare
el rata: hırsız

la tema: obsesyon, obsesif fikir
el tema: konu


sıkıcı dipnotlar:
1) ural-altay dil ailesine dahil olan dillerde eril-dişil tanım edatları bulunmaz.

2) uzun bir süre boyunca dil ailesi olarak kabul edilen ural-altay dillerinin ailelik durumları tartışmalı hale gelmiştir. dillerin aynı dil ailesinden kabul edilmesi için bakılan temel noktalar; söz konusu dillerde sayılar, vücudu oluşturan kısımlar vb. için kullanılan kelimeler, temel cümle dizilimi (türkçe'de ve bir çok ural-altay dilinde özne nesne yüklem), eklerin kullanımıdır (sondan eklemeli-sufijos, önden eklemeli-prefijos). bu doğrultuda yapılan araştırmaların ardından ural-altay dilleri arasındaki bağlantının bir akrabalık bağı olmaktan ziyade coğrafi yakınlık nedeniyle kelime ödünç alma - verme bağı olduğu yönünde savlar mevcuttur.

3) herhangi bir dil ailesine mensup olmayan diller için yalıtık dil (lengua aislada) kavramı kullanılır. yalıtık dillerin en önemlilerini oluşturan japonca ve korece son yıllarda ural-altay dilleriyle ilişkilendirilmektedir. yani yüzyıllar boyunca kayıp dil akrabalarını arayan japonlar ve koreliler bu akrabalarına ural dağlarında rastlamışlar ve anlaşılan o ki, özellikle japonlar, bu savdan (biraz da politik nedenlerle) memnun kalmayıp kendi araştırmalarını yürütmeye devam etmişlerdir. bu konuda araştırmalar ve tartışmalar devam etmektedir.

bu konuda bazı araştırmacıların fikir alış-verişlerini aşağıdaki bağlantıdan (ingilizce) okuyabilirsiniz.

https://linguistlist.org/issues/5/5-908.html




Clases de Turco - Trabalenguas Turcos (Pronunciados)

Los trabalenguas son muy importantes para mejorar la pronunciación del idioma que se aprende. Aquí voy a dejar algunos trabalenguas turcos para que puedas intentar a pronunciarlos. A fin de ayudarte yo mismo voy a pronunciarlos, así no te vas a confundir la pronunciación correcta. Como que lo importante no es leerlos de manera muy rapida en la primera vez, voy a hablar despacio. Tú, despues de aprenderlos bien puedes intentar de pronunciar rapidamente.

No tengo microfono profesional. Grabare mi propio sonido utilizando mi propio telefono movil. Creo que las grabaciones no tendrán alta calidad y es posible que escuches mi gato maullar :)

Espero que te ayude en algo. Me puedes hacer las preguntas en caso de tener dudas.

Un saludo desde Estambul.

Ya empezamos.

1)
Sizin damda var beş boz başlı beş boz ördek,
Bizim damda var beş boz başlı beş boz ördek,
Sizin damdaki beş boz başlı beş boz ördek ,
Bizim damdaki beş boz başlı beş boz ördeğe,
Siz de bizcileyin beş boz başlı beş boz ördek misiniz demiş


2)
Bu evi yıkıp yapsak da mı otursak, yoksa yıkmasak onarsak da mı otursak?


3)
Adem madene gitmiş,
Adem madende badem yemiş,
Madem Adem madende badem yemiş
Neden bize badem getirmemiş


4)
Cemil, Cemile, Cemal cumaları
Cilacı cüce Canibin cicili bicili cumbalı cilt evinde
Cümbür cemaat cacık yerler, sonra da
Cebecili cingöz coğrafyacının
Cinci cici annesinin cırcırböceğini dinlerler


5)
Kınıklı kılıbık kırpıntı Kıyasettin,
Kırımlı kılkuyruk kıtmiri
Kıkır kıkır kıkırdatarak
Küskütük küçümen küfeci külhaniyle
Külüstür Kürşatı külünklü küngür üstüne
Küttedek devirdi.


6)
Bir berber bir berbere bre berber gel beraber bir berber dükkanı açalım demiş


7)
Şu köşe yaz köşesi şu köşe kış köşesi ortada su şişesi


8)
Az gittim uz gittim.
Dere tepe düz gittim.
Çayır çimen geçerek,
Lale sümbül biçerek,
Soğuk sular içerek,
Altı ayla bir güzde,
Bir arpa boyu yol gittim.



9)
Dal sarkar kartal kalkar kartal kalkar dal sarkar


10)
Çatal dağda Topal Çoban
Yapar satar çatal sapan
Sen de Çatal dağdaki
Çatal yapan Topal Çoban gibi
Yapar satar mısın çatal sapan?




Clases de Turco - Gitmek (Verbo Ir)


En esta clase vamos a estudiar el verbo Gitmek (ir).

La conjugación del verbo en presente:

👀
OJO: este verbo cuenta con la irregularidad de cambio de sonido en raíz. La letra “t” que se encuentra en raíz del verbo (git-) se convierte en “d” (gid-) al conjugar en presente de indicativo (solo en la conjugación afirmativa).


Ben gid-i-yor-um
Sen gid-i-yor-sun
O gid-i-yor 
Biz gid-i-yor-uz
Siz gid-i-yor-sunuz
Onlar gid-i-yor(lar)


Sigamos con unas frases ejemplares.

Ben okula gidiyorum. (Yo voy/yo me voy a la escuela)
Sen eve gidiyorsun. (Tú vas/tú te vas a la casa)
O Arjantin’e gidiyor. (el/ella va/el ella se va a Argentina)


👀
OJO: en español el verbo ir necesita la preposición “a” cuando en la frase se menciona el lugar a donde se va.  En Turco, nosotros utilizamos vocales “a” o “e” en este sentido. Y las añadimos al final de las palabras que mencionan el lugar a donde uno va.

Okul = la escuela
Okula = a la escuela

Ev = la casa
eve = a la casa

Arjantin: Argentina
Arjantine: a Argentina

Pregunta: Como saber si es necesario utilizar A o e
Respuesta: Para definir que sonido utilizar después de la palabra tenemos que fijar la última vocal de la palabra. Si la ultima vocal de la palabra es “o-u-ı-a” utilizamos a. Si la última vocal de la palabra es “ö-ü-i-e” utilizamos e.

👀
OJO: si la última letra de la palabra es consonante, entonces nos fijamos la última vocal que se utiliza antes de esta consonante. En caso de que la última letra sea vocal, como que al idioma Turca no le gustan mucho dos vocales consecutivas, utilizamos la letra “y” para juntar la palabra y el sufijo “e” o “a”. Por ahora llamamos esa “y” como letra de unión.

Ejemplos:
Ankara (la capital de Turquía)
A Ankara: Ankara-a (Incorrecto) ---- Ankara-y-a (Correcto)
Voy a Ankara --- Ankara’ya gidiyorum

Peru
A Peru: Peru-a (Incorrecto) ----- Peru-y-a (Correcto)
Peru’ya gidiyorum.  (Voy a Peru)

Arriba he dicho que el cambio de “t-d” en raíz solo se realiza en la conjugación afirmativa. En la conjugación negativa no se realiza este cambio.

Git-mi-yor-um
Git-mi-yor-sun
Git-mi-yor
Git-mi-yor-uz
Git-mi-yor-sunuz
Git-mi-yor(lar)

Yo no voy a la casa = Ben eve gitmiyorum.
Tú no vas a Chile = Sen Şili’ye gitmiyorsun
Nosotros no vamos a ningún lugar = Biz hiçbir yere gitmiyoruz.


Las preguntas comunes:
¿A dónde vas? = Nereye gidiyorsun?
¿Con quién vas? = Kiminle gidiyorsun?
¿Cuando vas? = Ne zaman gidiyorsun?
¿Vas? = Gidiyor musun?

👀
OJO: en las frases construidas con la preposición “de” en sentido de posesión (por ejemplo: la capital de Turquía – Türkiye’nin başkenti, la casa de mi amigo – arkadaşımın evi) se utiliza otra letra como la letra de unión. Intentare explicarlo con el ejemplo.
Türkiye’nin başkenti – La capital de Turquía
En esta frase, en lugar de decir Ankara, prefiero decir la capital de Turquía. En caso no puedo decir “Türkiye’nin başkentiye gidiyorum”. Las frases construidas con la preposición “de” requieren la letra “n” como la letra de unión.

Voy a la capital de Turquia
Türkiye’nin başkenti-n-e gidiyorum. (Türkiye’nin başkentiye gidiyorum)

Arkadaşımın evi = la casa de mi amigo
Arkadaşımın evi-n-e = a la casa de mi amigo (Arkadaşımın eviye gidiyorum)
Arkadaşımın evine gidiyorum = Voy a la casa de mi amigo

Kolombiya’nın kuzeyi = el norte de Colombia
Vamos al norte de Colombia = Kolombiya’nın kuzeyine gidiyoruz (Kolombiya’nın kuzeyiye gidiyoruz)



Espero que te sirva en elgo este texto. Si tienes dudas sobre el uso del verbo gitmek y los sufijos puedes preguntarme e intentare explicartelo mejor.

Un saludo desde Estambul.



İspanyolca Deyimler - Arrieres Somos...

Başlığı uzun tutmamak için deyimin tamamını yazmadım. Tamamı "arrieros somos en el camino nos encontraremos" şeklindedir. Doğrudan çevirmek istersek "biz kervancıyız, yolda karşılaşırız" olarak çevirebiliriz.

Arriero; kervancı, yük hayvanıyla mal ticareti yapan kişi anlamına geliyor. Kelimenin köken olarak, bu işi yapan insanların hayvanları sürmek veya hızlandırmak için kullandıkları "arre" ünleminden türediği düşünülüyor. Güncel olarak İspanya'da bu meslek icra edilmiyor fakat deyim geçerliliğini koruyor.

Kervan ticareti yapan kişilerin birbirlerine yardım etmesi gerektiğini, bu zor işi yapan insanların yollarda birbirlerinden başka kimseye rastlamadıklarından, her durumda birbirlerine sahip çıkması gerektiğini bildirmek amacıyla türetilen deyim zamanla anlam kayması yaşayarak, "sen bana yardım etmezsen zamanı geldiğinde ben de sana yardım etmem" anlamında kullanılmaya başlamış. Türkçe'ye çevirirken "senin de bana işin düşer, o zaman görüşürüz" gibi anlamlar yükleyebiliriz.

örnek diyalog kurmayı deneyelim:

- Dostum sınav için notlar sende vardır, versene bir fotokopisini çektireyim.
+ Olmaz, derste tutsaydın.
- İyi sen bilirsin, senin de bana işin düşer. Arrieros somos en el camina nos encontramos.

Bazı kaynaklara göre deyim negatif durumlarda "sen görürsün!" manasında kullanılırken, başka kaynalara göre pozitif durumlarda "biz aramızda hallederiz" manasında da kullanılabilmektedir. Örneğin tüccarın acil paraya ihtiyacı vardır ve aynı işi yapan arkadaşından ihtiyacı olan miktarı alır ve sonrasında "biz nasıl olsa yolda karşılaşırız, o zaman ben sana öderim" anlamında bu deyimi kullanır.

Latin Amerika'nın bazı ülkelerinde"arrieros somos en el camino andamos" veya "arrieros somos y por el mismo camino nos andamos" şeklinde kullanılmaktadır.

Siz de bu deyimi kullanabileceğiniz hayali durumlar kurgulayıp yorumda paylaşabilirsiniz.


¡Hasta luego compañeros!




Carmen - Bir İspanya Klasiği


İspanyol kültürünün ayrılmaz bir parçası olarak görülen Carmen operası, Fransız besteci Bizet tarafından, yine Fransız yazar Prosper Mérimée’nin aynı adlı 1845 tarihli romanından uyarlanarak yazılmıştır. Hikayeyi ilk olarak, Montijo Contesi Maria Manuela’dan dinleyen Mériméer, romanını başından gerçekten geçmiş gibi, birinci ağızdan anlatımla yazmıştır.

Roman, Mérimée’nin, milattan önce 45 yılında gerçekleşen ve roma iç savaşını sonlandıran Munda savaşının yapıldığı alanı bulmak üzere, fransa’dan yola çıkarak endülüs topraklarına ulaşmasıyla başlar. İspanyol rehber eşliğinde araştırmasına başlayan Mérimée, yolda Don Jose Navarro ile tanışır. Rehber, Mérimée’yi, Navarro’nun tekin bir insan olmadığı yönünde uyarır. Yanında saati dışında değerli herhangi bir eşya taşımayan yazar, Jose’ye yemek ve sigara ikram eder.
(İspanyolca alıntıların tercümesini, alıntının hemen altında okuyabilirsiniz.)

İspanya'da sigara (puro) sunmak ve bunu kabul etmek dostane ilişki kurmak demektir, tıpkı doğuda tuz ve ekmek paylaşmak gibi.

Yemeğin ardından, aynı handa konaklamak üzere yola düşerler. Hanın rahatsız yatak yerlerinde uyuyamayan Mérimée daha rahat bir yer bulmak umuduyla dışarı çıkar ve gecenin bir yarısında, handan ayrılmakta olan rehberle karşılaşır. Rehber, Jose’nin bir haydut olduğunu ve yakalatan kişiye ödül verileceğini söyleyerek handan ayrılır. Mérimée hana dönerek Jose’ye durumu anlatır ve kaçmasını sağlar.

İkinci bölümde yazar Cordoba’ya doğru yolculuğuna devam eder. Kadınların yıkanmak için nehire girdiği bir sahneyi ayrıntılarıyla birlikte tasvir eder. Yıkanma faslı sona erdikten sonra kadınlardan biri yanına gelir. Carmen’le orada tanışır. Uzun bir sohbetin, yürüyüşün, birlikte sigara tüttürmelerin ve dondurma yemelerin ardından, falcı olan kadın Merimeree’i evine davet eder. Fal bakılırken eve sinirli bir adam girer. Gelen kişi Jose’dir. Karşısında eski dostunu gördüğü için kendini şanslı hisseder yazar. Yoksa başına neler gelebileceğini tahmin etmektedir.

-Ah beyim, sizsiniz, dedi. Baktım ve arkadaşım don Jose'yi tanıdım. O an, onu ipten kurdardığım için biraz üzülmüştüm.

Herhangi bir sıkıntı yaşamadan evden ayrılabildiği için sevindiği sırada saatinin cebinde olmadığını fark eder, fakat akıbetini araştırmak da istemez. Araştırmasına devam etmek için şehri terk eder. Uzun bir süre sonra şehre tekrar yolu düştüğünde kendisini tanıyan bir rahibi ziyaret eder. Rahip, kendisini gördüğüne çok sevindiğini anlatır ve saatinin bulunduğunu bildirir. Jose hücreye kapatılmış, saate el konulmuştur. Eski dostu olarak bu özel saatin Merimeree’e kendisine ait olduğunu bilen rahip, Jose’nin kısa bir süre sonra idam edileceğini, idam ediliyor olmasının saatle herhangi bir ilgisi bulunmadığını, söz konusu kişinin azılı bir hırsız ve katil olduğunu ekler ve Jose’yle bir görüşme ayarlayabileceğini söyleyerek sözü karşı tarafa bırakır. Merimeree ziyaret etmek istediğini bildirir ve ertesi gün, yanına birkaç sigara alarak Jose’nin hücresine gider.

Carmen ve Jose’nin hikayesi, kitabın bu noktasından itibaren, Jose’nin ağzından anlatılmaya başlanır. Jose, Bask bölgesindendir. Yoksulluk ve işsizlik nedeniyle oradan ayrılıp Jandarma olmaya karar verir ve Sevilla'ya gider. Jose, jandarma olduktan sonra kısa sürede başarı gösterip onbaşı rütbesini alır.

Bizim dağların insanları askerlik mesleğini çabuk öğrenir. Hemen onbaşılığa yükselmiştim
Ziyaretçisinin getirdiği sigarayı keyifle içmekte olan Jose; kapısında nöbet tuttuğu tütün fabrikasını, fabrikada çalışan kadınları, kadınların fabrikaya giriş çıkış saatlerinde erkeklerin etrafa doluşmasını, laf atmalarını, sataşmalarını uzun uzun anlatır. Carmen ile orada, yine kadınların sataşmalar, iltifatlar, laf atmalar, hır gür arasında fabrikaya giriş yaptığı sırada tanışır. Aynı günün ilerleyen saatlerinde fabrikada kadınlardan birinin diğerini bıçakla yaraladığı haberi gelir. Olayla ilgilenmesi için Jose görevlendirilir. Fabrika giren Jose bir kadının yüzüne bıçakla küçük haçlar çizildiğini ve failin Carmen olduğunu öğrenir. Hücreye götürmek üzere Carmen’i peşine takar. Carmen, hücreye gideceğini bildiği için yolda Jose’yi ikna etmeye çalışır. Şivesinden dolayı Jose’nin Basklı olduğunu anlar ve bildiği Baskça cümleleri kullanarak kendisinin de aslında aynı bölgeden olduğunu, aynı bölgenin insanlarının birbirine yardımcı olması gerektiğini söyleyerek Jose’yi kandırmayı başarır.


Biz basklılar, İspanyolların hemen tanıdığı bir aksanla konuşuruz.

Jose, kadını serbest bırakır. Bunun karşılığında meslekten çıkarılır ve hapse konur. Yaptığının büyük bir hata olduğunu düşündüğü sırada hapishane nöbetçisi kendisine bir ekmek uzatır ve kuzeninin gönderdiğini söyler. Jose’nin kuzenleri orada yaşamamaktadır. Ekmeği böldüğünde içinden bir İngiliz törpüsü ve altın bir para olduğunu görecektir. Ekmeğin, Carmen tarafından gönderildiğini anlar ama hapisten kaçmak gibi bir niyeti yoktur. Törpüyü de parayı da kullanmaz. Amacı hapishaneden çıktıktan sonra Carmen’i bulmak ve parayı ona iade etmektir. Serbest bırakıldıktan sonra görevine iade edilir. Ama artık rütbesi yoktur, sıradan bir asker olmuştur. Albayın evinin önünde nöbet tuttuğu bir gün Carmen, yanında bazı Çingene müzisyenlerle Albayın evine gelir. Şarkıların, dansların, şarapların tüketildiği gecenin sonunda müzisyenler ve Carmen evden çıkıp kendileri için bekletilen at arabasına doğru ilerlermeye başlar. Daha eve girerken Jose’yi tanımış olan Carmen ona fısıldayarak kendisini nerede bulabileceğini şifreli olarak bildirir.

Carmen yanımdan geçerken, sizin de gördüğünüz bakışlarını üzerime dikti ve bana şunu söyledi "Hemşehrim, lezzetli kızarmış balık yemek istiyorsan Triana'ya, Lillas Pastia'nın evine gitmelisin."

Nöbet süresinin dolmasının ardından Jose traş olur, taranır ve Triana’ya, Lillas Pastia’nın evine doğru yola koyulur. Carmen’i orada bulur ve parayı iade eder. O parayla yiyecek, meyve, şarap alırlar ve geceyi birlikte geçirirler. Sabah olduğunda vedalaşırlar. Carmen, Jose’nin artık onu aramaması gerektiğini, kendisinden hoşlandığını ama kurt ile kuzunun yan yana olamayacağını söyleyerek ayrılır.

Geçirdikleri gecenin ardından Carmen’e aşık olan Jose umutsuzca kadını arar. Fakat hiçbir yerde bulamaz. Yine bir gece nöbet tutarken çıkagelir Carmen. İngiliz malı kaçak eşya taşıyan arkadaşlarının geçmesine izin verirse kendisine para verileceğini söyler. Jose kabul etmez. Bunun üzerine Carmen kendisiyle bir gece daha geçirmeyi önerir. Jose bu teklifi de reddedince, Carmen, bu durumda senin üstün olan jandarmaya giderim ve onunla bir gece geçirmeyi teklif ederim. O, geçmemize izin verir dedikten sonra Jose teklifi kabul eder. ertesi gün buluşurlar. Carmen sıkkındır. Bir gece önce kendisini yalvartmasına, tekliflerini reddetmesine bozulmuştur. Tartışırlar ve ayrılırlar. Aynı gün bir kilisede karşılaşıp, barışırlar. Carmen yeniden görüşeceklerine dair söz verip ayrılır ama yine ortadan kaybolur. Jose yine durmaksızın kadını arar. Buluşmak için kullandıkları eve hergün defalarca gidip gelir ve sonunda kadınla karşılaşır. Ama Carmen yalnız değildir, yanında yüzbaşı vardır. Eve onunla girmektedir. Jose ve yüzbaşı kavgaya tutuşurlar ve Jose, yüzbaşıyı öldürür. Bu defa Carmen ona yardım eder ve şehirden kaçırır. Jose’yi kaçakçılık yaptığı insanlarla tanıştırır ve gruba dahil eder. Jose yeni işini çok sever. İyi para kazanmaktadır ve Carmen’i sürekli görmektedir. Bu mutlu günler Carmen’in kocası olan Tek Gözlü Garcia’nın, hapisten çıkmasıyla son bulur.

Kısa bir süre sonra Tek Gözlü Garcia'yı gördüm; çingeneler tarafından o güne kadar yetiştirilmiş en korkunç canavar oydu: ruhu da teni kadar karaydı, hayatımda tanıdığım en büyük suçluydu.

Garcia’nın kaçakçı grubuna dahil olmasının ardından Carmen’i kıskanarak günlerini geçiren Jose, iskambil oynadıkları bir gece, bir bahane bulup Garcia ile kavga eder ve adamı öldürür. Carmen artık tamamen kendisinin olacaktır. Başlarda bu plan tutmuş gibidir. Kaçakçılık işini Jose ve Carmen birlikte yürütmektedir. Araları hiç olmadığı kadar iyidir. Bu mutlu dönem uzun sürmez. Granada’da boğa güreşlerini izleyen Carmen, Lucas adında bir boğa güreşçisine gönlünü kaptırır. Jose, Carmen’in artık kendisini sevmediğinden emindir ama bir umut, birlikte Yeni Dünya’ya (Amerika) taşınmayı ve yeni bir hayata başlamayı önerir. Carmen bu teklifi, özgürlüğünden ödün vermeyeceğini, özgür doğduğunu ve özgür ölmek istediğini söyleyerek reddeder. Jose, Carmen’i bıçaklayarak öldürür.

Jose -diye yanıtladı- benden imkansız bir şey istiyorsun. Artık seni sevmiyorum: sen beni hala seviyorsun ve bu yüzden beni öldürmek istiyorsun. Sana yalan da söylebilirim; ama bu zahmete katlanmak istemiyorum. Aramızdaki her şey sona erdi.

Kitap burada bitmez ama yazar kitabın son bölümünü Çingenelerin dış görünüşü, konuştukları diller ve yaşam biçimleriyle ilgili izlenimlerine ayrılmıştır. Roman 1845 yılında basılır. Otuz yıl sonra, 1875’te Bizet tarafından bestelenen, kitabın üçüncü bölümünü, yani Jose’nin hücrede yazara anlattıkları kısmı, içeren opera Paris’te ilk defa gösterilir. O tarihten bu yana operaya, tiyatroya ve sinemaya birçok defa uyarlanan Carmen, İspanyol kültürü denilince akla gelen ilk isimlerden biridir.
Aşağıdaki videoda 1938 yılında İspanyol-Alman ortak yapımıyla çekilen “Carmen la de Triana” filminden bir sahne izleyebilirsiniz. Bu uyarlamaya göre Carmen’in sevgilisinin adı Antonio Vargas Heredia’dır. Tütün fabrikasında çalışan Carmen, sevgilisine tütün götürmek için kapıda nöbet tutan jandarmadan, Jose’den yardım almıştır. Akşam olunca bir tavernada karşılaşırlar. Jose, Carmen’e kime tütün götürdüğünü sorar ve Carmen soruya bir şarkıyla yanıt verir. Şarkıyı söyleyen kadın İspanya’nın en iyi aktrizlerinden Imperio Argentina’dır. Kendisini ve Copla’larını severiz ve bugüne kadar sahnelenmiş en iyi Carmen rollerinden biri olduğunu kabul ederiz.




Bir sonraki sahne 1983 tarihinde, yönetmenliğini Carlos Saura’nın, müziklerini ise Paco de Lucia’nın yaptığı mükemmel uyarlamanın fragmanıdır.




Sinemada gerçekleştirilen en son Carmen uyarlamasının fragmanını ise aşağıdaki videoda bulabilirsiniz. Burada da Paz Vega mükemmel bir iş çıkarıyor. Filmlerin tamamını tavsiye ederim. İsteyen olursa romanın İspanyolcasını pdf olarak yollayabilirim. Bir sonraki yazıda buluşuruz amigos.






¡Viva Carmen!


İspanyolca Fiiller - Delirar



romalılar, sabanla toprakta açılan izleri"lira" olarak tanımlamışlar. toprak sürülürken oluşturulan çizgilerin düz olmasının hasat üzerine etkili bir faktör olduğunu bildiklerinden bu duruma önem göstermişler, hatta tarlayı sürerken bu çizgiden sapma eylemini tanımlamak için "lira" kelimesinin başına, "uzaklaşmak", "sapmak" anlamlarını katmak üzere "de-" ön ekini getirip delirare fiilini türetmişler. fiil "izden sapmak", "izden uzaklaşmak" anlamında kullanılmış, daha sonraları "çizgiden çıkmak, yoldan çıkmak, alışılmışın dışında hareket etmek, dengesizleşmek, saçmalamak, delirmek" şeklinde deyimleşmiş ve nihayetinde ispanyolcaya "delirar" olarak kalmıştır.

bu değişim tam olarak nasıl gerçekleşti bilinmez. belki, bir gün romalının biri, saçmalayan başka bir romalıya "bak arkadaşım, senin bu yaptığın, sabanla açılan izleri bozmak kadar anlamsız ve zararlı, yani demem o ki, delirar'ın lüzumu yok" demiştir. bu benzetme ortamda bulunanların çok hoşuna gitmiş, hatta yine bu kişilerin bazıları "güzel benzetme yaptı kadın, zihnime kazıyayım, müsait bir zamanda kullanırım" diye içinden geçirmiş ve kullanımın deyimleşmesine katkıda bulunmuştur. yahut, romalılar, tarımda bu kadar önemli bir hatayı yaparak hasatını tehlikeye atan insanları, hesaba kitabana hiç bakmadan deliden saymış ve hali hazırda delirme eylemini ifade eden fiilin yerine delirare fiilini kullanıma sokmuştur. sonuçta romalıdır, bilinmez.

fiile dönecek olursak, ispanyanın tdk'si olarak adlandırabileceğimiz rae'ye göre fiilin güncel kullanımının tarımsal faaliyetlerle herhangi bir ilgilisi yok. rae, fiili 1) sayıklamak, bir hastalık veya şiddetli bir tutkuya bağlı olarak dengesini kaybetmek 2- alakasız sözler söylemek, şeklinde tanımlıyor. bu bilgilere bakarak fiili türkçeye dengesizleşmek, delirmek şeklinde çevirsek başımız ağrımaz sanırım. hem ses dizilimindeki benzerlik sayesinde hızlı bir şekilde hatırlamak da mümkün.

preterito indefinido veya pretérito perfecto simple olarak adlandırılan zamanda (di'li geçmiş zaman) çekimini de yazayım.

deliré
deliraste
deliró
deliramos
delirasteis
deliraron


not: toprağa saban, pulluk vb. aletlerle açılan izler için türkçede kullanılan özel bir kelime olup olmadığını bilmiyorum. ispanyollar bu izler için surco ve hendidura kelimelerini kullanıyorlar.

not 2: güncel olarak salirse del surco deyimi, tıpkı zamanında romalıların delirare fiili kullandığı gibi kullanılmaktadır. deyimin birebir çevirisi sabanla açılan izlerden çıkmak, sapmak anlamına gelmektedir ve ispanyollar bu deyimi saçma davranışlar gösteren, saçmalamaya, yoldan çıkmaya, delirmeye başlayan insanlar için kullanmaktadır.

not 3: surco'dan toprağı sürmekten falan bahsetmişken!






Türk Edebiyatında ve Sinemasında İspanya ve Latin Amerika - I- (Gırnata)

1909 yılından Birinci Dünya Savaşına kadar İspanya'da elçilik görevinde bulunan Sami Paşazade Türkiyedebiyatında İspanya hakkında yazıları bulunan önemli isimlerdendir. İspanyada kaldığı günleri "Gırnata" ve "El-Mescidü’l-Câmia: Elhamra" başlıklı iki yazıda toplamıştır. 

Özellikle Gırnata isimli yazısında Arap dünyası, endelüs taifelerinin birbiri ardına düşmesi gibi konularda politik ve dini temelli düşüncelerini, hayranı olduğu Victor Hugo’nun tarzına yakın bir dille hikayeleştirir. Paşazade, İspanya’da görevde bulunduğu sırada Granada’yı da ziyaret eder. Granada'ya girişini şu sözlerle anlatır;


Arap şairlerinin «güneş kâinatı seyir ve devrinde hiçbir zaman Suriye’de 
Şam, Endülüs’te Gırnata gibi şehr-i dil-âram görmemiştir» dedikleri...

Yazıya Granada'yı överek başlayan Paşazade, elhamra sarayı yakınında bir otelde konaklar. Otelde birçok milletten ziyaretçi bulunmakta ve Granada velhamra sarayı o yıllarda da ziyaretçilerin ilgilisini çekmektedir.


İkametgâhımız olan Elhamra sarayının yanında ve namındaki otel, devr-i ahirin bütün büyük şehirlerde bina ettiği esbab-ı istirahati mükemmel kervansaraylardan biri idi ki biz avdetimizde girerken yeni seyyahlar geliyordu. Taam salonu o gece kalabalıktı. Söylemeğe hacet yok ki kalabalığı yapan Anglo-Sakson ırkı idi. Aralarında Fransızların uyanık, AvusturyalIların kibar, İtalyanların bi-karar bazı simaları seçiliyordu.  
Yazı boyunca sadece kendi cümleleriyle değil, aynı zamana birlikte gezdiği, “refik-i seyahati, yeğeni Nebil” tarafından, Avusturyalı bir kadının ağzından nakledilen cümlelerle de Granada’nın güzelliğini ve ihtişamını anlatır.

Pek çok yer gezdim, pek çok yer gördüm. Hiçbirisinde Gırnata’nın, Elhamra’nın bende hâsıl ettiği tesiri duymadım. Bu tesir hissiyatımın ıttırad ve intizamını ihlâl, fikrimi garip bir ateşle iş’al etti. Ben buradan yarın sabah gidiyorum. Daha ziyade kalırsam çıldıracağım».

Taam salonunun (yemekhanenin) tıka basa dolu olduğu o gece odasına çekilir Paşazade. Kafasındaki düşüncüler dolayısıyla bir türlü uyuyamaz. Odanın penceresini açıp Granada’ya bakar. Sierra Nevada dağlarının eteklerine bakmaktadır odası. Hemen karşıda İspanyolların “el suspiro del moro” tepesi görünmektedir. Tepeye adını veren, bazı kaynakların yalanladığı ve Kral ve Kraliçenin zaferinin efsaneleştirilmesi için papazlar tarafından uydurulduğu yönünde bilgiler verdikleri olay 1492 yılında tam da orada gerçekleşmişti. Tarık Bin Ziyad’la İber Yarımadasına giren müslümanlar neredenyse 700 sene sonra son kaleleri olan el hamra ve son emirlikleri olan granadayı teslim ettikten sonra bu tepeden yürüyerek uzaklaşmış ve İspanya’yı terk etmişti. Batıda Boabdil adıyla bilinen, bizde XII. Muhammed olarak anılan, fakat Sami Paşazade’nin Abdullahü’s-sagir olarak adlandırdığı son Müslüman emir Gırnata’yı, kendisinin ve ailesinin sağ salim gitmesine izin verilmesi şartıyla, savaşmadan I.İsabel’e teslim etmiş, ailesiyle birlikte emirliği terk etmek üzere bu tepeye tırmanmış, oradan emirliğine son bir defa bakıp içini geçirmiş, hatta bazı kaynaklara göre annesi Ayşe tarafından korkaklığı vurgulanarak; “erkek gibi savunamadığın şehre bakıp kadınlar gibi ağla şimdi” gibisinden ataerkil söylemlerle süslü bir eleştiri alınca ağlamaya başlamıştır. El puerto del suspiro del moro, "arabın ah çektiği yer/geçit" anlamına gelmektedir. Hali hazırda o tepeye mütevazi bir taş dikilmiş ve taşın üzerine “el suspiro del moro” yazılmıştır. Gelen geçen fotoğraf çektirir önünde.






Sami Paşazade uykusuz kaldığı o gecenin ilerleyen saatlerinde ilginç bir olay yaşar.

Bir taraftan da Endülüs mülûkunun sayfiyesindeki bahçeden ve vadilerden gecenin uzaklara sevkettiği çiçek rayihaları insanı sermest ediyordu ki birdenbire Siera Nevada dağının eteğindeki «Arabın ah ettiği yer»den bir  nikab-ı 
siyahla mestur bir kadın hayali zuhur etti. 


Yazının devamında, zuhur eden kadının Boabdil’in annesi Ayşe olduğu anlaşılır. Sohbete tutuşurlar. Ayşe, oğlunun korkaklığı yüzünden neler yaşadıklarını, nasıl kahrolduklarını, her gece ruhunun bu tepeye gelip şehre bakarak nasıl hüzünlendiğini anlatır durur.

Dini ve milliyetçi motiflerle süslü bu yazının orijinali, yukarıda da söylediğim gibi dilde sadeleşmeyi savunan fakat bunda çok da başarılı olamayan tazminat yazarlarının ağır diliyle yazılmıştır. Yazı beş altı sayfa uzunluğunda. "Osmanlı Türkçesinden iyi anlarım yolla ben günümüz Türkçesine çeviririm" diyen olursa Gırnata ve diğer İspanya yazısını yollayabilirim. Dilini sadeleştirip buradan yayınlayabiliriz. 

Bu dizinin bir sonraki yazısında görüşmek dileğiyle. 

Hasta luego.

Deyimler - Leb demeden leblebiyi anlamak

Kolaylıkla anlayan, hemen kavrayan insanları veya bu kolay anlama durumunu ifade etmek için İspanyolca konuşanlar "A buen entendedor, pocas palabras bastan" derler. Bire bir çevrildiğinde "iyi anlayana, az kelime yeter" gibi bir tercüme verir.

Ne zaman kullanılır:

Birine bir sorununuzu veya isteğinizi anlatmaya başladınız ve karşıdaki daha siz ayrıntılara girmeden konuyu anladıysa bu deyimi kullanabilirsiniz. Daha sağlıklı bir bilgi olarak Türkçe'de "leb demeden leblebiyi anlar" veya "anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az" deyiminin sadece "anlayana sivri sinek saz" kısmına karşılık kullanılabilir. Zira davul zurnayla anlatamamak yani anlama güçlüğü ile ilgili kısım bu deyimde karşılanmıyor. Her zaman yaptım gibi bir örnekle sonlandıracağım.


Dün Leyla ile okuldaki sorunları konuşmak istedim. Ben "okulla ilgili bir sorunum var" der demez "bir dönem daha uzattın değil mi?"diye sordu. Ee "a buen entendedor, pocas palabras bastan" diye boşuna dememişler.


Not: Genelde bu deyimin ilk kısmını kullanıyor İspanyolca konuşanlar. "A buen entendedor" diyip bırakıyorlar, zaten geri kalan kısmını "buen entendedor"lar anlıyor.


Görüşürüz compañeros.








Ñ, İspanyolcanın Kırmızı Çizgisi

İspanyolca ile ucundan kıyısından ilgilenenler ñ harfinin "ny" şeklinde telaffuz edildiğini, harfin kökeninin Latince'ye dayandığını bilirler. Teknolojik gelişmelerle birlikte seksenli yıllarda Avrupa dahilinde tartışmalara sebebiyet verdiği pek bilinmemektedir. 1957 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu olarak kurulan ve 1993 yılında Avrupa Birliği'ne dönüşen formasyon içerisinde politik, ekonomik ve askeri tartışmalar daha kolay gündem olurken, kültürel tartışmalar yerelde kalabiliyor. 1980'lerde İngiltere'nin başını çektiği bazı Avrupa ülkelerinin "bu harf bilgisayar ve matbaa meselesinde sorun yaratıyor, ticareti zorlaştırıyor, İspanya bu harfin kullanımını yeniden değerlendirse mi acaba? Telaffuz ihtiyacıysa İtalyanlar "gn" ile halletmiş, Portekizliler "nh" diye çözmüş, siz de öyle çözseniz olmaz mı?" diye sormasıyla ortalık birbirine giriyor. Rae (Real Academia Español) öncülüğünde yükselen itirazlar sadece İspanya ile sınırlı kalmayıp Latin Amerika ülkelerinde de kendilerine yer buluyor. Bilgisayar kullanımının çok yaygın olmadığından olsa gerek tartışmalar sönümleniyor.

Bilgisayarların ve İnternet kullanımının yaygınlaşmasından sonra İspanya ve Latin Amerika ülkeleri, alan adlarına ñ eklenebileceği yönünde yasalar çıkarıyorlar. İspanya, "kullanılan alfabeye saygı göstermeyen" ürünlerin ithalatını yasaklıyor. 91 yılında tartışmaya Gabriel García Márquez giriyor ve "Avrupa'nın, sırf ticarette kolaylık sağlayacak diye, alfabeden ñ harfini silmeye çalışması bir skandaldır" diye söz başlıyor ve akabinde verip veriştiriyor. Bu da yetmezmiş gibi Peru'nun yetiştirdiği en önemli romancılardan olan, Nobel ödüllü Mario Vargas Llosa da tartışmaya müdahil olup ñ savunmasını güçlendiriyor. Bu önemli isimlerin yanı sıra, eserlerini İspanyolca yazan onlarca yazarın daha itirazı tam bir Ñ cephesine dönüşüyor. Dönemin İspanyol Dışişleri Bakanı Francisco Fernández Ordóñez "Bilgiayarlara ñ harfini eklemek bu harfi İspanyol dilinden söküp atmaktan daha kolay olsa gerek" açıklamasını yaparak Ñ savunmasının siyasi cephesini güçlendirince Avrupa bu tartışmayı kapatıyor ama unutmuyor.

En güncel tartışma 2017 yılında Fransa'da yaşanıyor. Çocularına Fañch ismini koymak isteyen bir çifte Fransız yetkililer "fraternitenin de egalitenin de libertenin de canı cehenneme" dercesine, ülkenin yasal olarak belirlenen alfabesine aykırı diyerek ismi kabul etmiyor. Mahkeme sürecinin ardından geri adım atıyor atmasına ama tartışmayı da yeniden alevlendirmiş oluyor.

İşin sonu nereye varır, İspanyollar yakalarını silkerek "alın başınıza çalın" diyip ñ harfinden vazgeçer mi (hiç sanmamakla birlikte) bilemem ama blogumda sık kullanılan simge olarak ayarladığım ve sayfaya girildiğinde sekmede gösterilen Ñ harfinin İspanyolların ve İspanyolca konuşulan ülkelerin kırmızı çizgisi olduğu net!

İpucu: Harfi bizim kullandığımız klavyelerde çıkarmak için Alt Gr tuşuna basılı tutarken Ü tuşuna bir defa tıklıyoruz, ardından her iki tuşu serbest bırakıp N harfine basıyoruz.



¡Hasta luego compañeros!




Ir al grano - Sadede gelmek

Bire bir çevirisi "tohuma gitmek" olan deyim; lafı fazla dolaştırmamak, boş boş konuşmamak ve önemli noktaları konuşmak gerektiğini belirtir. İngilizce karşılığı "get to the point" olan bu deyimi cümle içinde kurabileceğimiz hayali bir durum oluşturalım. İşe yeni başlayan birine işi anlatmanız gerekiyor, ama sadece on beş dakika süreniz var. Karşınızdakinin çok fazla anlamsız soru sorup vaktinizi almasını istemediğinizden konuşmaya şöyle başlıyorsunuz: "lo siento, no tengo mucho tiempo así que quiero ir al grano. lo mas importante es leer los correos electronicos..."

Basit örnekler verelim:

Intentaré ir al grano
Doğrudan mevzuya girmeye çalışacağım.

No hay que perder tiempo, voy al granoZaman kaybetmeye gerek yok, meselenin özüne geliyorum

Por qué no vas al grano?
Neden sadede gelmiyorsun?



Deyimlerin önemini unutmamak gerekiyor. Kurduğunuz örnekler varsa yoruma yazabilirsiniz, varsa, yanlış kurulan cümleleri düzeltebilirim.


Hasta pronto




Deber - Deber de....

Yine uzun zamanın ardından gramer içerikli bir konuyla beraberiz. Konuya girmeden önce fiilin geniş zamanda çekimini yapalım.

Deber
-----

debo
debes
debe
debemos
debéis
deben


Fiil zorunluluk veya olasılık bildirebilir.

Yo debo hacer deporte cada día.
Benim her gün spor yapmam lazım/ben her gün spor yapmak zorundayım.

Aynı kullanımda, mastar (yani çekilmemiş fiil) öncesine "de" edatı eklenildiğinde ortaya bir olasılık durumu çıkar. Söz konusu edatı ekleyelim, görelim o zaman.

Yo debo de hacer deporte cada día
Ben her gün spor yapıyor olmalıyım.

Burada dikkat etmemiz gereken nokta olmalıyım kısmının kastettiği asıl manadır. Burada benim spor yapmış olma olasılığım söz konusu. Bu cümlede kullanılan "olmalıyım", "yemeğe gelemeyeceğim zira akşam sekizde spor yapmalıyım/ yapıyor olmalıyım" cümlesinde kullanılan "olmalıyım" ile aynı şeyi ifade etmiyor. Hayali bir durum canlandırıp bu cümleyi oraya yedirmeyi deneyelim. Geçirdiği elim bir kaza sonucu hafızasını kaybeden bir insan düşünelim. Bu insan kendisi hakkında bir şeyler hatırlamak için çaba gösteriyor olsun. Boy aynasında kendine bakarken atletik vücudunu görsün ve şu cümleyi kursun "hmm, kaslara bakılırsa spor yapıyor olmalıyım." Yani kişi burada bir tahminde bulunuyor. "Hay vereceğiniz örneğe selam durayım, bu nasıl bir canlandırma yeşilçam filmleri gibi" diyenleri sükunete davet edip konuya devam ediyorum. Burada söz konusu kişi kendisi hakkında bir olasılığı bildirmektedir. İlk cümlemizdeki yani "yemeğe gelemeyeceğim zira  akşam sekizde spor yapmalıyım/yapıyor olmalıyım" cümlesinde anlatılan bir plan dahilinde gereklilik veya zorunluktur.

Şimdi birkaç örnek cümleyle bu farkın kafamızda oturmasını sağlamaya çalışalım.

No escucho nada, mis amigos deben hablar. 
Hiçbir şey duymuyorum, arkadaşlarımın konuşması gerek/arkadaşlarım konuşmak zorunda (eğer ben bir şey duyacaksam arkadaşlarımın konuşması lazım).

Bu cümlede kişi hiçbir şey duymadığından yakınmakta ve arkadaşlarının konuşması gerektiğini bildiriyor. buradaki kişinin bir ses duymaya ihtiyacı olabilir. Hayali bir olay oluşturmak yerine Rıfat Ilgaz'ın meşhur Hababam Sınıfı eserinde, bilgi yarışmasında kopya çekmek için okula soktukları telsizlerin çalışıp çalışmadığını kontrol etmek isteyen öğrencileri ele alalım. Bu cümleyi kuranlar, farklı noktalarda durup telsizlerini deniyor olabilirler. Herhangi bir ses duyulmuyordur ve telsizi kullanan kişi arkadaşlarının konuşmadığını düşünüp onların konuşması gerektiğini ifade ediyordur.
-sükunet lütfen-

Aynı cümle olmasa da hemen hemen aynı kabul edilebilecek başka bir cümleyi, "de" edatını deber fiilinin şahsa göre çekilmiş hali ile mastar fiilin arasına koyarak yazalım. (deber de infinitivo)

escucho algo, mis amigos deben de hablar 
Birşeyler duyuyorum, arkadaşlarım konuşuyor olmalı.

burada yine hayali bir ortam oluşturalım. öğrenci evinde hastalandınız. arkadaşlarınızı salonda bırakıp dinlenmek için odanıza çekildiniz ve uyudunuz. uyanıyorsunuz ama kaç saat uyudum acaba ben diyerek düşünüp kestiremediğiniz uykulardan birine dalıyorsunuz. hani yarım saat de geçmiş olabilir, ertesi güne kadar uyumuş da olabilirsiniz. saati kestirmeye çalışırken kulak kabartıyorsunuz. birileri bir şeyler konuşuyor. kendi kendinize şöyle düşünüyorsunuz; "bir şeyler duyuyorum, arkadaşlarım konuşuyor olmalı" burada ipucu, olmalı kelimesinin "olsa gerek" şeklinde yedeklenebiliyor oluşudur. düşünce balonumuzdaki yazı şöyle değişsin "hmm bir sesler duyuyorum, arkadaşlarım konuşuyor olsa gerek/arkadaşlarım konuşuyor herhalde".


şimdi hayali ortamlar oluşturma işini bırakıp birkaç örneği ardı ardına sıralayarak yazıyı sonlandıralım.

- No tengo reloj, pero deben de ser las siete.
- Saatim yok ama saat yedi olmalı.
(yedidir sanırım/yedi olsa gerek/tahminim bu yönde/güneşin batmış olduğunu hesaba katarsa saat yedidir herhalde/yedidir yedi)

- Debo comprar un reloj.
- Bir saat satın almam gerek/satın almak zorundayım.(gökyüzüne bakarak saati anlamaya çalışmak istemiyorsa bu tek seçeneğim, zorunluluğum)

- Si quieres nadar, debes ir a la playa
- Yüzmek istiyorsan, plaja gitmelisin

(gitmek zorundasın/burada havuz yok bunu yapmayınca yüzme şansın yok, bu senini için bir zorunluluk)

- No están en la casa, deben haber ido a la playa
- evde değiller, sahile gitmiş olmalılar 
(sahile gitmiş olsalar gerek/herhalde sahile gitmişlerdir/sabah bana söylemişlerdi sahile gideceğiz diye şimdi evde yoklar, sahile gitmiş olmalılar.)



Not:
Son olarak, pratikte karşımıza çıkan örneklerle kafamızın bulanmasını engellemek için şunu belirtmem gerekiyor: de edatı kullanılmayan deber + mastar kullanımları da olasılık bildirmek için yani de edatı kullanılan hali için geçerli oluyor, ama tersi mümkün değil.

Notun örneği:

Veo un coche delante de la casa, debe haber llegado mi tío.
evin önünde bir araba görüyorum, dayım gelmiş olmalı
(gelmiş olsa gerek/arabasını gördüğüme göre dayım gelmiştir sanırım, benim tahminim bu yönde). Yukarıda deber+de+infinitivo ile kurduğumuz cümleyi "de" kullanmadan da kurabiliyoruz. Fakat tersini yapamıyoruz yani zorunluluk/gereklilik bildiren bir cümleyi "de" edatı içeren bir cümleyle oluşturamıyoruz.

Son örnek:
Para ganar dinero debes trabajar - Para kazanmak için çalışman gerekiyor/çalışmak zorundasın
Para ganar dinero debes de trabajar- YANLIŞ oluyor. De buraya giremiyor.



İstifadelerinize sunarım efendim.



Uzayan Cümleler 2

Çalışma için bilinmesi gereken konular:
- Geniş zaman düzenli fiil çekimleri
- Geniş zaman düzensiz fiil çekimleri
- De edatının isim tamlaması için kullanımı
- Sıfatların kullanımı


Bu çalışmayı karşılıklı ilerletebiliriz. Çalışma için ilk adım benim başlangıç cümleme benzer bir cümle bulmak. Ben alıştırma olması için "mi amigo compra" (arkadaşım satın alıyor) cümlesini alıyorum ve sizden benzer bir cümle hazırlamanızı istiyorum. Benzer cümleden kastım gramatik yapı ve uzunluk olarak aynı fakat kullanılar kelimeler açısından farklı bir cümledir. Yani sizin seçtiğiniz cümle "mi hermano aprende" (kardeşim öğreniyor) olabilir, tu padre enseña (senin baban öğretiyor) olabilir, su primo escribe (onun kuzeni yazıyor) olabilir. Fiili ve özneyi belirlemek tamamen sizin isteğinize, keyfinize kalıyor. Herhangi bir cümle bulamamanız durumunda, örnek olarak verdiğim cümleleri kullanabilirsiniz.

İkinci adımda kendi cümleme yeni bir öğe ekleyeceğim ve sizden de aynı öğeyi eklemenizi istiyeceğim.

Adım 1.
Mi amigo compra.
Arkadaşım satın alıyor.

Adım 2. 
Mi amigo compra un libro.
Arkadaşım bir kitap satın alıyor.

Bu adımda arkadaşımın satın aldığı şeyi ekledim. Sizin "mi hermano aprende" cümlesini seçtiğinizi varsayarsak bu cümleye öğrendiği şeyi ekleyebilirsiniz: mi hermano aprende italiano (kardeşim italyanca öğreniyor). Veya su primo escribe una novela (kuzeni bir roman yazıyor) diyebilirsiniz.

Adım 3.
Mi amigo compra un libro de Kemal Tahir.
Arkadaşım Kemal Tahir'in bir kitabını satın alıyor.

Bu adımda isim tamlaması kullanarak satın alınan kitabın kime ait olduğunu belirttim. Bu aşamada "mi primo escribe una novela de amor" (kuzenim bir aşk romanı yazıyor) şeklinde sürdürebiliriz. Çalışmanın en kritik noktalarından birisi burada. Bu cümle uzatma aşamasını "mi hermano aprende italiano" cümlesine uygularken zorlanabiliriz. Ama biraz rahat ve geniş düşünürsek bu adımda "mi hermano aprende italiano de Suiza" (kardeşim İsviçre İtalyancası/İsviçre'de kullanılan İtalyancayı öğreniyor) şeklinde bir cümleyle ilerleyebiliriz.

Adım 4.
Mi amigo compra un libro antiguo de Kemal Tahir.
Arkadaşım, Kemal Tahir'in eski bir kitabını satın alıyor.

Gerçi Kemal Tahir'in artık yeni kitabı yok ama sırf gramer konusunda çalışmayı sürdürmek için burada anlam bakımından bir tutarlıktan ziyade gramer bakımından uyumluluk aramak daha doğru. Yani burada Kemal Tahir adını yaşayan bir yazarla değiştirip bu cümleyi "nuevo" (yeni) sıfatıyla da kurabilirdik. Bu aşamada yaptığımız gramatik eylem cümleye bir sıfat eklemek oldu.


Adım 5.
Mi amigo quiere comprar un libro antiguo de Kemal Tahir.
Arkadaşım, Kemal Tahir'in eski bir kitabını satın almak istiyor.

Bu noktada "querer" (istemek) fiilini ekleyerek cümleyi biraz daha uzattık. Şimdi bir adım daha atıp bitirelim.

Adım 6.
Mi amigo quiere comprar un libro antiguo de Kemal Tahir porque le gustan mucho los libros de Kemal Tahir.
Arkadaşım Kemal Tahir'in eski bir kitabını satın almak istiyor çünkü Kemal Tahir'in kitaplarını çok beğeniyor.

Bu adımda arkadaşımın yapmak istediği eylemi "porque" (çünkü) ile bağlayıp neden, motivasyon belirttim.


Kendi cümlenizi ve uyguladığınız adımları buradan paylaşırsanız, varsa, hatalı noktaları düzeltebilirim.






Real Academia Española ve Papi Papi, Papi Chulo

Real Acaemia Española (RAE), bizim Türk Dil Kurumuna (TDK) karşılık gelen kurumdur. Tıpkı bizde olduğu gibi, yeni kelimelerin kabulü veya yapılacak değişikliklerden sorumludur. Kurum son dönemde yaptığı bazı değişikliklerle dikkati üzerine çekiyor. Zira, doğru kullanım olarak kabul ettiği bazı kelimeler gerçekten de bizim "çok oturgaçlı götürgeç"lerden geri kalmıyor. Bu yılın başında kabul edilen bazı kullanımları aşağıda sıralamak istiyorum.


Amigovio
Amigo (arkadaş) ve novio (sevgili) kelimelerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulan bu kelime arkadaştan ileri olan ama sevgililik de içermeyen ilişkilerin tarafı için kullanılır diye açıklıyor RAE.

Tuit
Twitter üzerinden gönderilen dijital mesajlar.

Otubre
Octubre (ekim ayı, teşrini-i evvel) yerine kullanılabilir diyor RAE.

Güisqui
Viski kelimesinin adaptasyonu olarak kabul ediliyor.

Toballa
Doğru yazılışı toalla (havlu) olan kelimenin halk arasında yanlış telaffuz edilişi olan bu kullanım artık RAE sözlüğüne göre doğru ve geçerli bir kullanım.

Abracadabrante
Bu benim en beğendiklerimden biri. RAE bu sözcüğü büyük şaşkınlık yaratan kelimeler için kullanılabileceğini söylüyor. Yani şöyle bir cümle kurabiliriz artık: "Lo que me dijo, era algo abracadabrante" :)

Ve en çok tartışmaya neden olan kabullerden biri:

Papichulo
Real Academia Española'ya göre bu kelime "çekici fiziği nedeniyle arzu objesi olan erkek" olarak kabul etmiş. Papi ve chulo sözcüklerinden türetilen bu kelime tabi ki bir zamanlar "papi papi, papi chulo, papi papi ven a mi" sözleriyle hit olan şarkıyla yayılmıştı. Bu meselenin vehametini anlamak için, TDK'nin sözlüğe "Adam king beyler" cümlesini deyim olarak kabul ettiğini ve "bir kişinin bir konuda haklı veya çok başarılı olduğunu anlatmak için kullanılır" şeklinde açıkladığını düşünün.



Bakalım Real Academia meseleyi nereye kadar götürecek?



Bu işte bir terslik var (¿ ¡)

İnsanlar yazıyı bulduklarında, noktalama işaretlerini de birlikte bulmuyorlar. Scriptio continua olarak bilinen boşluksuz, noktalama işaretsiz, bütün harflerin büyük harf olarak kullanıldığı bu yazı şekli asırlar boyunca hüküm sürüyor












Bu yazı formatı nedeniyle yaşanan zorlukların belki de en önemlisi; yazının yüksek sesle akıcı bir şekilde okunamıyor oluşuydu. Yüksek sesle okunabilmesi için metnin daha önce sessizce veya mırıldanarak okunması ve anlaşılması gerekiyordu. Milattan önce üçüncü yüzyıla gelindiğinde bu durum, biraz da zorunlulukların insanoğlunu keşfe ve icada zorlamasının sonucu olarak, değişir ve meşhur İskenderiye kütüphanesinde görevli olan Aristofanes (komedya yazarı olan Aristofanes değil, kendisi daha ziyade Bizanslı Aristofanes olarak tanınıyor) olaya müdahele etme ihtiyacı duyar. "Scriptio continua" formatında yazılmış binlerce el yazmasını okumaya çalışırken kafasının tası atmış olacak ki "bu iş böyle olmaz, şu metinlere işaretler koyalım, insanlara nerede tonlama yapacaklarını ve nerede duracaklarını bu şekilde göstermiş oluruz" diye ortaya atılır. Aristofanes'in önerisi en çok Romalı ve Yunan politikacıların hoşuna gider. Zira demokrasinin ilk örneklerini teşkil eden bu iki medeniyetin politikacıları için senatoda güzel konuşmalar yapmak veya toplantılarda halkın üzerinde etki bırakmak amacıyla hitabetlerini geliştirmek önemlidir ve metinlerin daha anlaşılır olarak yazılması yüksek sesle okunmayı kolaylaştıracaktır. Politik ve bilimsel açıdan milattan önce üçüncü yüzyılın gündemi oldukça yoğun geçecektir; bütün Çin tek bir imparatorluk altında toplanacak, Roma'nın gözünü diktiği bölgelerde yeni güçler doğacak, Barca sülalesinden Hamilcar ve Hannibal isyan edecek ve Roma'ya kök söktürecek, Arşimet hamamda bulduğu iddia edilen bir kaldırma kuvvetinden bahsedecek, Epikür felsefenin ufkunu genişletmeye devam edecek, Öklid geometrinin babası mertebesine yükselecektir. Bütün bu bilimsel ve politik gelişmeler yazının öneminin artmasını sağlayacak, insanlığın bu doğrultuda ilerlemesini bir zorunluluk haline getirecek ve sonuç olarak yazının ilerlemesini tetikleyecektir.

Aristofanes'in işaretleri oldukça basittir ve satırın üstüne, ortasına ve altına konularak durma süresini belirten noktalardan ibarettir. Aristofanes'ten  birkaç yüzyıl sonra; bildiklerini veya inandıklarını kitap aracılığıyla yayan hristiyanların, bildiklerini sözlü aktarımla ileten pagan kültürleri etkisi altına almasıyla birlikte yazının gelişimi hızlanmış, noktalama işaretlerinin sayısı artış göstermiş ve nihayet, günümüzde kullanılan noktalama işaretlerine 15. yüzyılın ortalarında, matbaanın Avrupa'da yayılmasının ardından ulaşılmıştır.

Bu süreç içinde bazı konularda net bilgiler maalesefe mevcut değildir. Örneğin kelimeler arasında boşluk bırakmanın, ilk olarak İrlandalı katipler tarafından mı yoksa İskoçlar tarafından mı kullanıldığı hala bilinmemektedir. Yine soru işaretinin ve ünlemin ilk olarak kullanıldığı dilin hangisi olduğu konusunda net bir bilgi bulunmuyor. Latince konuşan ve soru işaretini sahiplenen kişiler 'biz soru cümlelerinin sonuna, soru olduğu belli olsun diye "quaestio" (soru) yazardık. Sonra parşömenden tasarruf edelim diye sade qo yazdık. Bu kadar tasarruf yetmedi, şunları yatay olarak yazmayalım, üst üste koyalım, daha fazla tasarruf edelim, dedik. Bizim rahipler, sağolsunlar, hızlı yazalım, yazma işlerini erkenden bitirip, bir an önce tapınakta yanlayalım, derken bugünkü soru işaretini buldular" tezini öne sürer.







"Latince varsa, ben de varım" diyen Grekçe; soru işaretini sahiplenirken "biz soru işareti için noktalı virgül işaretini (;) kullanıyoruz. Soru işareti oradan türemedir" tezini öne sürer. Yunanca'da soru cümlelerinin hala ";" ile sonlandırıldığını göz önünde bulundurursak bana Grek tarafın söyledikleri daha bir anlamlı geliyor. Latinlerin tezi biraz zorlama gibi, yok efendim quaestio yazardık da, kısalttık da o da yetmedi üst üste koyduk da...















Noktalama işaretleri, Türkçe'de, 18. yüzyılın sonlarından itibaren kısmen ve 19. yüzyılın ortalarından itibaren genişleyerek yer edinmiştir. İşaretlerin kullanımına öncü isimlerinden olan Şinasi, Arap alfabesiyle yazdığı "Şair Evlenmesi" isimli eserinde nokta, virgül ve parantez kullanmıştır. Halit Ziya'ya ait olduğu iddia edilen "Kavâid-i Lisân-ı Türkî" isimli eserde altı adet noktalama işareti kullanılmıştır (virgül, nokta, noktalı virgül, iki nokta, soru işareti ve ünlem işareti) ve nihayetinde Şemseddin Sami, batı tarzında noktalama işaretlerini en geniş anlamda eserlerinde kullanmıştır (noktalı virgül, nokta, iki nokta üst üste, kısa çizgi, uzun çizgi, parantez, köşeli parantez, tırnak işareti, soru işareti, ünlem işareti, üç nokta...)


Noktalama işaretleriyle ilgili bu bilgileri geçtikten sonra İspanyolca'da kullanılan ters soru işareti ve ters ünlemin ortaya çıkış nedenlerine ve tarihsel verilere de göz atabiliriz. 1754 yılına kadar, İspanyolca'da da, diğer dillerde olduğu gibi cümlenin sonuna konulan tek soru işareti kullanılıyorda. 1754 yılında, Real Academia Española (İspanyolların TDK'si), cümlelerde anlatımın güçlendirilmesi ve vurgulamanın iyi ayarlanması amacıyla, sadece uzun olan cümlelerde kullanılmak kaydiyle, ters soru ve ünlem işaretlerinin cümle başına eklenmesi kararını aldı. Bundan yaklaşık yüz yıl kadar sonra da bütün soru ve ünlem cümleleri için, uzunluğuna bakılmaksızın, kullanılmasını onayladı.

Başta kullanılan ters soru ve ünlem işaretlerine "de apertura" yani açma, açılış, sonda kullanılanlara "de cierre" yani kapama, kapanış adı verildi ve bu işaretlerin kullanımı için aşağıda listelemeyi deneyeceğim kurallar, zamanla yerleştirildi.


1) İspanyolca'da bir cümleyi ters soru işaretiyle/ters ünlemle açmak ve doğru soru işareti/ve ünlemle kapatmak mümkündür.
* !Qué éstás haciendo? = ¿Qué estás haciendo! (Ne yapıyorsun?!)

Yalnız bu kullanım son dönemde yerini hem başa hem de sona her iki noktalama işaretini kullanma eğilimiyle yer değiştirmektedir. (¿¡Qué estás haciendo!?)
Bu kullanım aynı zamanda cümlenin hem soru hem ünlem içermesi durumunda geçerli kullanımdır.

2) Cümle içinde, sadece sorunun veya ünlemin bulunduğu kısımları içerebilir.
Si no quieres aceptar mi oferta, ¿qué quieres? (Teklifimi kabul etmek istemiyorsa, ne istiyorsun?

3) Cümlenin soru veya ünlem ifadesini güçlendirmek için iki veya üç ünlem ve soru işareti kullanımı, özellikle edebi eserlerde, kullanılabilir.
¿¿¿Cuándo??? - Ne Zaman?

4) Soru ve ünlem işaretlerinin sadece "de cierre" modları parantez içinde cümleye ironi veya ünlem katmak için kullanılabilir.
Quiere (?) vivir en la ciudad.
Şehirde (?) yaşamak istiyor.

Nosotros vivimos muy tranquilos (!) en esta ciudad tan ruidosa.
Bu kadar gürültülü olan bu şehirde oldukça sakin (!) bir hayat sürüyoruz.

Teknolojinin gelişmesi, bilgisayarların hayatın her alana sirayet etmesi ve çevrimiçi sohbetlerde emoji kullanımın artması gibi faktörler, noktalama işaretlerinin geleceği hakkında düşünmeyi gerekli kılıyor. Yeni neslin, gramer kurallarından uzak, kendilerine özgü bir dil kullanımı ortaya atması, sadece Türkiye özelinde gelişen bir durum değil. Aşağıdaki görsel ters soru işareti ve ters ünlem kullanımını artırmaya yönelik bir kampanya için üretilmiş.


Bir sonraki yazıda buluşmak üzere,

¡Hasta luego!





İnternet Terimleri Listesi

Türkçe
İspanyolca
: iki nokta
dos puntos
@ (et)
arroba
Ekli dosyalar
archivos adjuntos
Geri (geri tuşu veya geri dönme fiili)
Atrás, Regresar
Bant genişliği
ancho de banda
Banner
banner
Kalın (yazı tipi)
negrita
Yer imi
marcador
kutucuk (üyelik formu gibi yerlerde işaretlenen küçük kutu)
casilla
Tarayıcı
navegador, explorador de Web
Buton
botón
Kutuyu işaretlemek
marcar la casilla
Tıklayın
haga clic (usted) haz clic (tú)
Kredi kartı
tarjeta de crédito
Veri tabanı
base de datos
Dijital imza
firma digital
Nokta com
punto com
İndirmek
bajar, descargar, hacer un download, bajar archivos, capturar, copiar
Açılır menü
menu desplegable
email adresi
dirección de correo electrónico
Şifreli mail
correo cifrado
SSS (sık sorulan sorular)
preguntas más frecuentes, preguntas formuladas frecuentemente
Dosya transferi
transferencia de ficheros
Klasör
carpeta
form
formulario
İleri (ileri butonu)
adelante
Ziyaretçi defteri
libro de visitas
Nickname, takma ad
apodo
Ana sayfa
página principal, página inicial
Gelen kutusu
bandeja de entrada
Kılavye
teclado
Anahtar kelime
palabra clave
laptop bilgisayar
portátil
link
enlace, vínculo
Döngü
bucle
Arama motoru
motor de búsqueda
mouse
ratón
mouse pad
alfombrilla de ráton
Etiket
etiqueta de la red, etiqueta de Internet
red
Kilit ikonu
icono de cerradura
Şifre
contraseña
Kaydet
guardar
SPAM (istenmeyen mesaj)
mensajes no deseados
Konu (e-posta)
asunto
Kaydol
suscribirse
Sörf yapmak
navegar
Şablon
plantilla
the internet
internet
Mesajın alıcısı
destinatario
Eklemek (e-posta)
adjuntar
Yüklemek
subir, cargar, copiar
Kullanıcı adı
nombre de usuario
Web sayfası
página Web












Blog Takipçileri

Acción Poética

Acción Poética

Joyas de America Latina

Joyas de America Latina
santiago Roncagliolo