İspanyolca ile ilgili bir çok şey

Clases de Turco - Llover, Nevar, Granizar

hola chic@s,

para las tres situaciones, en turco utilizamos conjugación de mismo verbo; yağmak pero, antes de decir la conjugación del verbo es necesario mencionar de las palabras tales como "yağmur", "kar" o "dolu" a fin de explicar que es lo que cae desde el cielo.

yağmur: lluvia
kar: nieve
dolu: granizo

primero echamos un vistazo a la conjugación del verbo en presente de indicativo. cabe destacar que este verbo, tal como los verbos llover, nevar y granizar, generalmente se utiliza en la conjugación de tercera persona del singular. (llueve, nieva y graniza). es lógico eh? como seres humanos nosotros no tenemos derecho a llover, a menos que seamos amantes de literatura. entonces sí, cuando uno es romántico tiene toda la derecha a flexibilizar las reglas de idioma y llover de vez en cuando y
decir por ejemplo "yo no lloro, yo lluevo". lo mismo pasa en turco y yo no creo que tengamos muchos lectores románticos aquí en la página. así que voy al grano y dejo de decir pendejadas.

a conjugar se ha dicho!

(yağmur, kar, dolu) yağıyor = llueve, nieva, graniza

una frase:
istanbul'da yağmur yağıyor = llueve en estambul (escucha esta canción sobre la lluvia y estambul)

utilizamos en negativo:

yağmıyor - no (llueve, nieva, graniza)

una frase:
burada kar yağmıyor - aquí no nieva

preguntamos:

yağıyor mu - llueve?, nieva?, graniza?

una frase más:
bolivya'da kar yağıyor mu? - nieva en bolivia?


adiós, amigos!
,





Blogun Arka Sokakları - Calles Traseras de Blog

sayfa yaklaşık on yıldır yaşıyor. yaklaşık on yıldır inişli çıkışlı bir seyir izleyen sayfanın yönetici panelini birazcık dolaşalım. bugüne kadar kaç kişi ziyaret etmiş, en çok hangi yazılar okunmuş, birlikte göz atalım. yöntem olarak tümevarımı seven insanlar olarak öncelikle yazıyı yazmaya başladığım anda sitede aktif olan ziyaretçi trafiğine bakalım.


ben bu yazıyı yazmaya başladığımda 3 kişi vardır, yoktur konusuna kafa yormakta, en yüksek ziyaretçi sayısını bu başlık çekmekteydi. iki kişi "ispanya ispanyolcasını öğrendik ama latin amerika'ya gidip dut yemiş bülbüle döner miyim?" diye düşünüp sayfaya gelmişti. listeye göre bir kişi film izleyip kafa dağıtmak derdindeydi. günlük sayfaya bakalım.



son yirmi dört saatin en çok okunan konusu ispanyolca-ingilizce-türkçe cümleler olmuş, onun hemen arkasından yine hay gelmiş.ispanyol dilindv en sık kullanılan 100 fiil başlığı yine ilgi toplamış. panele her girdiğimde bu başlığı, ser ve estar, hay ve geniş zaman gibi oldukça rağbet gören başlıklar arasında görüyorum. bu kayıtları haftalık veya aylık raporlar halinde de kontrol edebiliyorum. ama sözü çok fazla uzatmamakiçin sayfa kuruluşundan bu güne kadar en fazla okunan yazılara bakmayı münasip buluyorum


giriş seviyesinde ispanyolca öğrenenlerin en çok zorlandığı ve en kolay öğrendiği iki konu alt alta. tüm zamanlarda en fazla okunan yazı ser ve estar fiilleri olmuş. geniş zaman düzenli fiil çekimleri ikinci, en sık kullanılan 100 fiil üçüncü olmuş. kayıtlardan çıkıp genel sayfa görüntüleme istatistiklerine bakalım. bugünün, dünün, geçen ayın ve tüm zamanların toplam sayfa görüntülemelerini burada buluyoruz.
dün toplamda 244 sayfa görüntülenmiş, bugün bu sayı artarak 261'e ulaşmış. geçen ay 7492 sayfa görüntülemesi, toplamda ise bir milyon üzerinde görüntüleme olmuş. sayfayı 253 kişi takip listesine almış (takip widget'ini kaldırıdığım için bu sayı uzun süredir sabit bir şekilde duruyor). Tekrar eklemeyi, şimdilik, düşünmüyorum. son olarak bu insanlar google'a ne yazdı da karşılarına bu sayfa çıktı sorusuna yanıt arıyalım. yine günlük, haftalık, aylık ve tüm zamanlar olarak raporlanan bu kısımda genel tabloya bakalım.



göründüğü üzere insanlar en çok saat kaç (que hora es) sorusunu sorarak bizi bulmuşlar. ikinci sırada sayfayı daha önce ziyaret edip, adresi hatırlamak için google'a ispanyolca defteri yazanlar var. dördüncü ve sonuncu sırayı yine bu gruba dahil olan insanlar işgal etmiş durumda. kimisi blogspot.com.tr kimisi blogspot.com uzantısını google'a yazmış. neden doğrudan adres çubuğuna yazmadıkları sorusunu bir kenara bırakarak, ispanyolca refaransı olmaksızın, google'da sadece "kelime bilgisi oyunu" aratıp sayfaya ulaşan insanları düşündüm. acaba bu insanlardan kaç tanesi ispanyolca'ya başladı?

bir sonraki yazıda görüşürüz.

Clases de Turco - Tener + Que + Infinitivo

hace mucho tiempo que no escribo nada para ayudar a los que están aprendiendo turco. a veces no me da tiempo, a veces no tenga la menor gana de escribir. así es la vida, hay días que uno no quiere hacer nada más que terminar de quehaceres cotidianos y tumbarse para ver/escuchar algo. en mi caso, a veces paso meses bajo la influencia este sentimiento. pero, al contrario, a veces (como hoy mismo) sí, que quiero hacer algo para otras personas y sentirme mejor. has leído bien. hago todo lo que hago para sentirme bien y no para enseñar algo a la gente. el concepto de enseñar me parece un poco discutible. yo creo más en aprender que en enseñar. dejando a un lado las tonterías, después de una larga pausa, ya podemos seguir con la clase de turco.

ojo: sé muy bien que tener que infinitivo y deber infinitivo se utilizan en diferentes casos y que se trata de obligaciones externas o obligaciones impuestas por las mismas personas que van a realizar la acción. yo no quiero ir en estos detalles y quiero subrayar que en turco puedes utilizar en dos casos. se entiende perfectamente. desde este punto de clase voy a seguir utilizando solamente las oraciones con tener que + infinitivo, tú puedes utilizar las mismas frases con deber + infinitivo. hasta se puede utilizar para necesitar+infinitivo.

hoy te hablare de un perífrasis importante para poder comunicar y expresar lo que sentimos a los turco-hablantes. cuando es necesario que hagamos algo utilizamos en turco los siguientes sufijos (independientemente, como lo saben, de genero)

ben .....meliyim/malıyım
sen......melisin/malısın
o.........meli/malı
biz.....meliyiz/malıyız
siz.....melisiniz/malısını
onlar..meli/malı

ya que conocemos de sufijos, ahora podemos hablar como utilizarlos. como ejemplos vamos a utilizar dos verbos, uno que acaba en -mek, y otro que acaba en -mak: konuşmak/gitmek (hablar/ir)

antes de todo es necesario quitar la letra "k" que se encuentra al final del verbo infinitivo.

konuşma-
gitme-

se los cortamos una parte de cola. ahora nos toca algo importante. la pregunta es fácil: debo elegir el grupo de "meliyim" o el grupo de "malıyım"? la respuesta también es fácil, aunque no sea tan fácil como la pregunta. para decidir fijamos la última vocal, si la última vocal es a elegimos grupo "malıyım".

ben konuşma-lıyım (yo tengo que hablar)
sen konuşmalı-sın (tú tienes que hablar)
o konuşma-lı (él/ella tiene que hablar)
biz konuşma-lıyız (nosotros tenemos que hablar)
siz konuşmalı-sınız (vosotros tenéis que hablar o usted tiene que hablar)
onlar konuşma-lı (ellos/ellas tienen que hablar)

ahora con el verbo gitmek. como que despues de quitar "k" se queda gitme- y como que la última vocal es "e", vamos a utilizar el grupo "meliyim".

ben git-meliyim (yo tengo que ir)
sen git-melisin (tú tienes que ir)
o git-meli (él/ella tiene que ir)
biz gitme-liyiz (nosotros tenemos que ir)
siz gitme-lisiniz (vosotros tenéis que ir o usted tiene que ir)
onlar gitme-li (ellos/ellas tienen que ir)

quien quiere frases ejemplares?

ben ispanyolca konuşmalıyım
yo tengo que hablar español


biz bu akşam gitmeliyiz
nosotros tenemos que ir esta noche

bu: este, esta, esto
akşam: tarde (ya atardecido)

oración negativa

ahora nos toca de hablar frases negativas. lo que hay que hacer es poner otro "me" o "ma" antes de grupos de "malıyım" y "meliyim". en otras palabras, hay que convertir estos grupos de "meliyim" y "malıyım" en grupos de "memeliyim" y "mamalıyım".

konuşmak
ben konuş-mamalıyım (no tengo que hablar)
sen konuş-mamalısın (no tienes que hablar)
o konuş-mamalı (no tiene que hablar)
biz konuş-mamalıyız (no tenemos que hablar)
siz konuş-mamalısını (no tenéis que hablar o usted no tiene que hablar)
onlar konuş-mamalı (no tienen que hablar)

gitmek
ben git-memeliyim (no tengo que ir)
sen git-memelisin (no tienes que ir)
o git-memeli (no tiene que ir)
biz git-memeliyiz (no tenemos que ir)
siz git-memelisiniz (no tenéis que ir o usted no tiene que ir)
onlar git-memeli (no tienen que ir)


basta para hoy, no? ahora te dejo tranquila para que puedas pensar y que llegues a preguntarte "por qué este sujeto no nos habló nada sobre oración interrogativa".


un abrazo a todas las personas que quieren aprender algo por tener objetivos agradables.




Latincenin Hayaletleri V - Ad Kalendas Graecas (Çıkmaz Ayın Son Çarşambası)

serinin beşinci yazısını, biraz daha silik bir hayalete ayırıyoruz. bu yazının konusu, serinin diğer yazılarında ele alınanlara nazaran, güncel kullanım bakımından daha az şans bulan bir latince deyim. deyimi açıklamaya ve parçalarına ayırmaya başlamadan önce roma takvimi hakkına özet bilgi verme gerekliliği hissediyorum. ardından bu silik hayalete geri döneceğiz ve sözü çok da uzatmadan yazıyı tamamlayacağız.

romalıların ilk takviminin, devletin kurucusu olduğuna inanılan romulus tarafından hazırlandığı söylenir. bu takvim on aydan oluşmaktadır. mart ayıyla başlayan bu on aylık yılın ilk dört ayı roma kültürü tarafından önem verilen karakterlerin adıyla anılmaktadır.

martius - savaş tanrısı (mars)
aprilis - venüs
maius - merkür'ün annesi olan tanrıça maya
iunius - baş tanrıça

bu noktadan itibaren aylara verilen adlar sıralamayla ilgilidir.

quintilis - quinque (beş) kelimesinden türetilmiştir. beşinci ay anlamına gelir
sextilis -sex (altı), altıncı ay
september: (septem: yedi) yedici ay
october: (octo: sekiz) sekizinci ay
november: (novem: dokuz) dokuzuncu ay
december: (decem: on) onuncu ay

bu takvim üzerinde gerçekleştirilen ilk reform ocak ve şubat aylarının eklenmesi oldu. romalılar bu aylar için de önemli karakterlerin adını kullanmaktaydı.

ianuarius: roma tanrısı jano'ya adanmıştır. bu tanrı bir işe başlamadan önce romalıların başvurdukları kutsal karakterdir (besmeleyi andırıyor sanki)
februarius: şubat ayına denk gelen ruhsal arınma törenlerinin tanrısıdır.

daha sonraları bazı ayların adları dönemin hükümranlarının adlarını alıyor ama bu kadar uzatmaya gerek yok. özetle egosuna turp suyu sıktığımın iuilius caesar'ı (jül sezar) temmuz ayının adını değişitiriyor. daha sonra hükümran olan agustus da "benin ondan ne eksiğim var ki?" diyerek ağustos ayına kendi adını veriyor.

imparatorların egosunu bir tarafa bırakıp takvimin işleyişine dönelim. romalılar ayları üç önemli güne bölmüşler. bunlar;

kalenda: ayın başlangıcı (cermen dillerinde calendar, romans dillerinde calendario kelimesi bu kelimeden türemiştir.)

none: ayın beşinci veya yedinci günü (dokuz sayısıyla ilişkilendirilebilir, bir sonraki aşama olan idus'a dokuz gün kaldığını belirtir. romalılar ayın biri, ikisi, üçü diye saymak yerine bir sonraki aşamaya kaç gün kaldığını söylemeyi tercih ermişler)

idus: ayın ortası anlamına gelir. bazı aylar için 13. gün bazı aylar için 15. gündür.

tarihin en meşhur idus'u sezarın delik deşik edilerek öldürüldüğü mart idus'u olsa gerek. rivayete göre kahinin biri sezar'ı "mart'ın idus'una dikkat et, başına bir gelecek var" diyerek uyarır. sezar bahsi geçen gün, kendisine suikastin düzenleneceği yere giderken gördüğü kahine "hani bak mart'ın idus'unda bir şey olacak deyip duruyordun. bak idus geldi ama bir şey olmadı" der. kahinin yanıtı "evet geldi ama daha geçmedi" der. sonrasını zaten brütüs, senato üyeleri ve istemezlerin hançeri.

yukarıda bahsedilen sistem o dönemin en önemli güçlerinden ve doğal olarak romanın önemli rakiplerinden biri olan grekler tarafından kullanılmamaktadır. bu nedenle romalılar birilerine bir işin hiç bir zaman olmayacağını/yapılmayacağını belirtmek için "grek calendası gelince" yaparız manasında "ad kalendas graecas" derlermiş.

bizde aynı kullanım çıkmaz ayın son çarşambası (bazıları perşembe demeyi tercih eder) şeklinde ifade edilmektedir.

örnekleyip bitirelim:

- hey, ispanyolca defteri! bir so
nraki yazıyı ne zaman yazacaksın?
- ad kalendas graecas canım ad kalendas graecas!










Uzayan Cümleler 5

blogu takip edenler cümleleri orasından burasıdan çekiştirip uzattığımız, özne yüklemle başlayıp farklı öğeler ekleyerek sündürdüğümüz bu seriyi zaten biliyorlardır. serinin beşinci yazısında öznesi el profesor (öğretmen) yüklemi leer (okumak) olan cümleyle ilk adımı atıyoruz.

el profesor lee 
öğretmen okuyor

birinci adımda temel cümlemizi kurduk, derdimizi anlattık. fakat derdimiz her zaman bu kadar basit olmayabilir. konuşma pratiği sırasında da yaşadığımız en büyük problemlerden biri de öğeleri bir araya getirip uzun cümleler kuramamak. ilk adımda yazarak bu sıkıntıyı aştığımızda konuşurken de aynı işlemi daha kolay yapabileceğimize inanıyorum. bu halde yukarıdaki cümleye bir öğe daha ekleyelim. işlemi yaparken en kolay yoldan giderek bir tümleç ekleyelim mesela.

el profesor lee un libro
öğretmen bir kitap okuyor


ilk cümleyi okuduğumuzda aklımızda okuyan bir öğretmen belirmişti. yani ortada bir öğretmen olduğunu ve okuma eylemi gerçekleştirdiğini biliyorduk ama okuduğu şeyin bir kitap mı, gazete mi yoksa başka bir şey mi olduğunu bilmiyorduk artık biliyoruz. civilization tarzı oyunlarda haritanın yavaş yavaş aydınlanması gibi, yeni öğeler eklendikçe kafamızda beliren düşünceler de aydınlanıp berraklığa kavuşuyor. birz daha aydınlatalım.

el profesor de inglés lee un libro
ingilizce öğretmeni bir kitap okuyor


öğretmenin branşını da öğrenmiş olduk. cümlemiz biraz daha uzadı. cümle artık daha geniş ve daha kapsamlı. kapsamı istediğimiz kadar ayrıntılandırabiliriz. bir sonraki adımda kitap konusunda bilgi verelim.

el profesor de inglés lee un libro grueso
ingilizce öğretmeni kalın bir kitap okuyor


kitap kelimesine eklediğimiz adjetivo güzel durdu. öğretmenin ne eksiği var?! ona da bir adjetivo ekleyemez miyiz? öğretmenlerin bir adjetivo hakkı yok mu? kaç para ulan bir adjetivo!

el nuevo profesor de inglés lee un libro grueso
yeni ingilizce öğretmeni kalın bir kitap okuyor

niteleme sıfatı olan yeni öğretmenin üzerinde iyi durdu bence. biraz daha uzatalım meseleyi. gözümüzde canlanan bu öğretmen şimdiye kadar hepimizin zihninde farklı mekanlarda canlandı. bu yazıyı okuyanların bazıları öğretmenin sınıfta, bazıları bahçede bir bankta, bazıları da evde veya başka bir mekanda olduğunu düşündü. cümleye eklenen her bir yeni öğeyle cümle kendini geliştirirken hayal gücünün somutlanan bilgilere bağlı olarak daralması söz konusu. fakat başka bir açıdan bakarsak böyle bir daralma olmadığını da söyleyebiliriz. çünkü yeni eklenen öğeyle birlikte kafamızda canlanan yer hakkında da hayal gücümüz farklı detaylar (renkler, mimari, stil vs.) ekleyerek işlemeye devam edecek.

el nuevo profesor de inglés lee un libro grueso en la casa
yeni ingilizce öğretmeni evde kalın bir kitap okuyor

şimdi öğretmenin nerede olduğunu biliyoruz. ama olaylar burada sona ermek zorunda değil. bu ev nasıl bir ev? ev hakkında ne biliyoruz. büyük bir evden mi yoksa küçük, hani zalim ev sahiplerinin gözümüzün yaşına bakmadan fiyat biçtikleri kutudan hallice bir evden mi bahsediyoruz? belirsizlik sürdükçe haritada yeni alanlar açabiliriz. işin güzel tarafı cümleyi kuran biziz ve istersek bu öğretmeni kocaman bir köşke koyabiliriz. ingilizceyle veya ingilizce öğretmeniyle arası iyi olmayanlara burada mükemmel bir intikam şansı da doğuyor. ama biz mesleğe duyduğumuz saygıdan dolayı öğretmenin kötü bir yerde yaşamasını istemiyoruz. bir öğretmenin aldığı maaşla çok iyi bir evde yaşadığını iddia edecek kadar da ülke gerçeklerinden ve ekonomiden kopuk olmadığımız için bir sonraki adımda farklı bir alana yönelebiliriz.

el nuevo profesor de inglés lee un libro grueso en la casa que
yeni ingilizce öğretmeni evde kalın bir kitap okuyor... (?)


burada que bağlacını ekledik, olayları biraz daha karmaşık hale getireceğiz. ispanyolca cümle que bağlacını aldı ve olayın nereye gideceğini anladı. kafası net. türkçe cümlenin kafası ise bir çoğumuzun kafası gibi karmakarışık oldu bu adımda. ne olduğunu/olacağını anlamaya çalışıyor. bunun başlıca sebeplerinden biri cümle diziliminin (syntax) ispanyolcada SVO (sujeto, verbo, objeto/özne, yüklem, tümleç) türkçede SOV (sujeto, objeto, verbo özne tümleç yüklem) olmasıdır. simültane tercüme yapan bir insan sentaks bakımından aynı kategoriye giren iki dil arasında tercüme yaparken daha rahattır fakat sentaks değiştiğinde bazen konuşmacının cümlesini bitirmesi için "eee, ııı" gibi garip sesler çıkarak zaman kazanmaya çalışabilir. şu anda türkçe cümlenin yaşadığı şaşkınlık bundan kaynaklanmaktadır. onu daha fazla bu şaşkınlıktan kurtarmak için ispanyolca cümleden, devam etmesini rica edelim.

el nuevo profesor de inglés lee un libro grueso en la casa que compró
yeni ingilizce öğretmeni satın aldığı evde kalın bir kitap okuyor


ön yargılı davranmışız maaşlarla ilgili. gördünüz mü bakın öğretmen bir ev alabilmiş kendine. ingilizce öğretmeni için boşuna üzülmüşüz. ya da acaba öyle mi? bakalım cümle haritasının bir sonraki aydınlanan öğesi bize nasıl bilgiler veriyor.

el nuevo profesor de inglés lee un libro grueso en la casa que compró manuel
yeni ingilizce öğretmeni, manuelin satın aldığı evde kalın bir kitap okuyor



üzgünüm ama ev öğretmenin değilmiş. manuel diye birine aitmiş. öğretmen kendine ev alamadığından manuelin satın aldığı evde kalıyor, üstelik bir de orada kitap okuyormuş. cümleler, tıpkı insanlar gibidir, büyüdükçe farklı ihtiyaçlara sahip olurlar. bu boyutlara ulaşan bir cümlenin artık noktalama işaretlerine ihtiyaç duyması tamamen normaldir. cümleyi biraz daha uzatalım

el nuevo profesor de inglés lee un libro grueso en la casa que compró manuel, su papa, 
yeni ingilizce öğretmeni, 
manuelin, babasının, satın aldığı evde kalın bir kitap okuyor

manu'nun kim olduğunu ve öğretmene neden ev satın aldığını öğrendik. bitti mi? bitmedi.

el nuevo profesor de inglés lee un libro grueso en la casa que compró manuel, su papa, para veranear
yeni ingilizce öğretmeni, manuelin, babasının, yazları geçirmek için satın aldığı evde kalın bir kitap okuyor


zavallı öğretmen, ev alamadığından babasının yazlık olarak kullanmak için satın aldığı evde kitap okumak durumunda kalmış.

istersek bu varlıklı babanın evi nerede satın aldığını (en cordoba), kaç paraya satın aldığını (por un millon de pesetas/bir milyon pesetaya), ne zaman aldığını (en el año 1975, yani 1975 yılında) vb. öğeler ekleyerek noktaya karşı direnebilir, cümleyi uzattıkça uzatabiliriz. ama bugünlük bu kadar yeter. cümleyi uzatırken izlediğim adımları bir iskelet olarak koruyup, farklı kelimeler kullanarak siz de benzer bir egzersiz yapabilirsiniz. şimdi cümleyi tersten sökerek eski haline doğru küçültelim. önce yazı geçirmek için kısmını sökelim.

el nuevo... şaka tabi ki. kim uğraşacak şimdi manuel'le. binbir güçlükle aldığım evi söküyorlar diye feryat figan, gelmeyin üstüme çocuğumu keserim diye...tövbeee. yıkım ekiplerini, kırk yaşındaki oğlunu kesmekle tehdit etmek... sahi sizin zihninizde öğretmen kaç yaşındaydı?


bir sonraki yazıda görüşürüz.






Değişik Kelimeler 1 - Hazmerreír

uzun bir aradan sonra yeni bir başlıkla ve yeni bir seriyle huzurlarınızdayım. seri başlatıp devam etmemek/edememek konusundaki geçmiş pratiklerim dikkate alındığında bu seriyi ne kadar sürdürebileceğim konusunda bir netlik olmadığını kabul etmekle birlikte, oldukça uzun bir seri yapmayı düşündüğümü belirtmek isterim.

dil öğrenme sırasındaki en önemli sıkıntılardan birisi sürekli aynı kelimeleri kullanıp durmak olsa gerek. bir dilin öğrenilmesi sürecinde en sık kullanılan kelimeler arasında masa, sandalye, kedi, köpek, ev, araba, ağaç, bahçe, kadın, erkek gibi sustantivolar (isimler) ve kırmızı, sarı, siyah, beyaz, küçük ve büyük gibi adjetivolar (sıfatlar) bulunur. yaklaşık 70-80 civarındaki kelime sürekli tekrarlanıp durur. başlangıç aşamasında normal (hatta yararlı ve de gerekli) olan bu hal, birkaç ay geçtikten sonra bir soruna dönüşüp motivasyonu düşürmeye başlar. ilk bir kaç ay benim de desteklediğim bu jenerik kelimeler, sonraki aşamalarda cümlelerden tecrit edilmeli ve uyarına gelirse, mistır ve misis bıravnın evine çaktırmadan bırakılmalıdır.

bu sorunun herkes için geçerli olabilecek/ortaklaştırılabilecek bir çözümü yok. kanımca yapılması gereken, sevilen, ilgi duyulan alanlarla alakalı listeler yapmaktır. uzay bilimlerini seviyorsanız bu alandaki terimlerin bir listesini çıkarıp cümleleri bu terimlerle kurmaya çalıştığınızda jenerik kelime buhranından kurtulduğunuzu hissedersiniz.

bu konuda size yardımcı olabileceğini düşündüğüm bazı kelimeleri bu seride yayınlayacağım. bu serinin yazıları birkaç cümlelik açıklamalardan ve birkaç örnek cümleden ibaret olacak ama yazıların sonuna türkçe cümle/cümleler bırakıp bunları tercüme etmenizi isteyeceğim. benim size sunabileceğim yegane teşvik bu olacak.

serinin ilk yazısını (açılışı) çok hoşuma giden birleşik (bileşik) bir kelimeye, hazmerreír kelimesine ayırıyorum.

hacer fiilinin emir hali (haz)+me+reir fiili bir de araya kaynaştırma/birleştirme sırasında türeyen r harfi konularak teşkil edilen bu kelime, türkçeye "maskara", "soytarı", "alay konusu" olarak çevrilebilir. Motamot (al pie de la letra) çevirisini yapalım: haz: yap, me: beni, reir: gülmek. yani beni gülmek yap, hacer fiilinin kendisinden sonra mastar gelen kullanımının gramatik gereklilikleri sonucu ise "beni güldür".

şöyle bir soru sorduğunuzu duyar gibiyim; "sayın blog yazarı arkadaş, sayfanın üst kısmında açıkladığına ek olarak başka ne işimize yarar bu kelimeler, yani biraz ekstra zahmet değilmi sence? yani demem o ki bu kelimeler yerinv gündelik dilde işimize yarayacak başka kelimeleri öğrenmek daha mantıklı değil mi?" yanıt olarak iki noktaya vurgu yapabilirim. birincisi; kelime dağarcığı ne kadar geniş olursa dile hakimiyet o kadar artar. bu hakimiyet ve tahakküm sadece öğrenilen, hedef dil üzerinden değil, aynı zamanda anadil üzerinde de olumlu sonuçlar doğurur. ikincisi; anadili ispanyolca olanların bilmekle birlikte çok sık başvurmadığı bu kelimeleri kullanmak çeşitli ortamlarda "ispanyolca biliyorum, hem de çok fena biliyorum, bak öyle böyle değil yani" mesajı vererek "ego benim olacak! binecem üstüne vurucam kırbacı, vurucam kırbacı!" efekti oluşrutmanıza katkı sağlar. zira kabul edelim veya etmeyelim ego önemli bir motivasyon kaynağıdır.

iki örnek cümle verip seri başlatma yazısını sonlandırayım.

Yo soy hazmerreír de todo el país: bütün ülkenin maskarasıyım (dalga konusuyum)

Ojo (dikkat demek için bu kelimeyi kullanabilirsiniz. normalde göz anlamına gelen kelime aynı zamanda dikkatini çekerim, bakın burası çok önemli veya çokomelli gibi kullanımların yerine geçer. gündelik dilde atención veya cuidado kullanmak yerine ojo kelimesini tercih edebilirsiniz): hazmerreír kelimesini çoğul şahıslar için tekil olarak kullanabilirsiniz.

Somos el hazmerreír del mundo - dünyanın m
askarasıyız (dünyanın maskarası durumundayız)

okuyucunun çevirmesi için cümle:

kimse arkadaşlarının alay konusu/maskarası olmak istemez.

yaptığınız çeviriyi yorum olarak bırakabilir veya çevirdikten sonra kendi kendinize "oldu bu ya, oldu oldu!" diyebilirsiniz.

figüratif algılarınız önünde saygıyla eğiliyorum.

hasta luego efendim.




Seri için seçtiğim görsel.






İspanyolca Kavramlar - Vergüenza Ajena

vergüenza: utanma, utanç
ajeno/a: propio/a'nın zıttı. propio olmayan yani yabancı olan, dışarıda olan, başkasıyla ilgili olan 

bu yazının konusu olan kavram, başkası adına/başkasının yerine duyulan utanç anlamına gelir. toplumsal kurallara uygun olmayan davranışlar sergileyen insanlara baktığımızda hissettiğimiz duygunun adı vergüenza ajena'dır ve sentir fiiliyle birlikte kullanılır.

sentir vergüenza ajena: başkasının yerine utanmak

ingilizceye vicarious embarrassment veya cringe olarak tercümedilebilir. dans etmesini bilmeyen ama ikinci kadehten sonra yerinde durmasını da öğrenememiş şahsımın çevrede bulunan insanlara sıklıkla hissettirdiği bu duygunun empatiyle bir ilişkisi olduğu düşünülmekte, bu nedenlempatik utanma/utanma empatisi olarak alternatif tanımlar da yapılmaktadır.

başka dillerde tek kelimeyle anlatılan fakat anadile çevrilirken birkaç kelimenin yan yana sıralandırılmasını gerektiren kavramları paylaşmak ve "vay be ne kadar da derinliğe sahip bir dil" diye hayranlık duymak son yıllarda internette moda olan bir akım. bu kavram tam da bu kategoriye giriyor. almanların dış utanç, hollandalıların ise, bence daha güzel bir tanımla, yer değiştiren utanç adını verdikleri bu hisse çok fazla maruz kalmamanız dileğiyle yazıya son verirken sözü bloğum hakkında ne düşündüğünü sorduğum dr. house beye bırakıyorum.





Si'ler ve No'lar

si ve no kelimelerinin çoğul hallerini síes ve noes şeklinde yazabiliriz. oldukça demokratik bir arkadaş grubunuz bulunduğunu ve bu grupta kararların oylama sonucu alındığını düşünelim. böylesi bir durumda sí ve no (yani evet ve hayır) oylarının sayısını çoğul olarak belirtmemiz gereksiğinde "sís" veya "nos" demek yerine doğru kullanım olan "síes" ve "noes" kelimelerini tercih etmeniz gerekir. örnek bir cümle yazarak bu küçük notlar serisinin ilk yazısını sonlandırmak istiyorum.


Al final de votación hemos tenido tres noes y siete síes.
Oylama sonunda üç hayır ve yedi evet oyuna sahip olduk.


Western filmlerinde de söylendiği üzere; "Adiós muchachos"






Ülkeler ve Uyruklar

ülke adlarını öğrenmek kolay ama ülkelerin vatantaşlarını nasıl adlandırabileceğimiz (nacionalidad) konusunda bazen sorun yaşayabiliyoruz. yani ispanya'ya "españa", ispanyola ise cinsiyetine göre "español" veya "española" diyoruz. ispanya ve ispanyollar konusunda pek bir sorun olduğunu düşünmüyorum zira ispanyolca ile uğraşanların en sık kullandığı ülke ve uyruk adları bunlar. ama bazı ülkeler için bu sorunun üstesinden gelmek kolay olmuyor ve "amaaan uyrukla dalaşacağıma çalıyı dolaşırım" diyerek ülke adının başına "de" edatı getiriyoruz. bu yazıda amerika kıtasında bulunan ülkeler için yardımcı olmak istiyorum ve sözü uzatmadan listeyi aşağıya bırakıyorum.



Antigua y Barbuda: antiguano, -na
Argentina: argentino, -na
Aruba: arubeño, -ña
Bahamas: bahameño, -ña
Barbados: barbadense
Belice: beliceño, -ña
Bermudas: bermudeño, -ña
Bolivia: boliviano, -na
Brasil: brasileño, -ña o brasilero, -ra
Canadá: canadiense
Chile: chileno, -na
Colombia: colombiano, -na
Costa Rica: costarricense
Cuba: cubano, -na
Dominica: dominiqués
Ecuador: ecuatoriano, -na
El Salvador: salvadoreño, -ña
Estados Unidos de América (kısaltma EE. UU.): estadounidense
Granada: granadino, -na
Guatemala: guatemalteco, -ca
Guyana: guyanés, -esa
Haití: haitiano, -na
Honduras: hondureño, -ña
Islas Caimán: caimanés, -esa
Jamaica: jamaicano, -na o jamaiquino, -na.
México: mexicano, -na
Nicaragua: nicaragüense
Panamá: panameño, -ña
Paraguay: paraguayo, -ya
Perú: peruano, -na
Puerto Rico: puertorriqueño, -ña
República Dominicana: dominicano, -na
Surinam: surinamés, -sa
Trinidad y Tobago: trinitense
Uruguay: uruguayo, -ya
Venezuela: venezolano, -na






Skype Üzerinden İspanyolca Öğrenin

* bulunduğum şehirde dil dersleri almam mümkün değil.
* kurs var ama ispanyolca değil.
* işten güçten hepi topu bir iki saat boş vaktim kalıyor. hazırlan, kursa git derken bu süre bitiyor. vakit yokluğu yüzünden ders alamıyorum.
* evden çıkmak istemiyorum pek. trafik, kalabalık, stres derken öğrendiklerimi daha eve dönüş yolunda unutuyorum..
...

ispanyolca öğrenmek istiyorsanız ve yukarıdaki söylemlerden herhangi biri sizin için geçerliyse skype üzerinden bire bir dersler alabilirsiniz. görüntülü ve sesli olarak yapılan derslerin yüz yüze yapılan özel derslerden herhangi bir farkı veya eksikliği yok. hatta yukarıdaki mazaretleri gidermesine ek olarak, sunduğu farklı olanaklar bakımından artıları var.

soru: skype dersleri için neye ihtiyacım var?
cevap: internet bağlantısı ve kameralı bir bilgisayar (veya tablet veya cep telefonu) dersler için yeterlidir.

soru: dersler nasıl işlenir?
cevap: görüntülü ve sesli dersin saati ve günü esnektir ve karşılıklı konuşularak belirlenir. belirlenen gün ve saatte ücretsiz skype çağrısı aracılığıyla derse başlanır. konularla ilişkili dosyalar ve bağlantılar yine skype üzerinden gönderilir. görüntü ve sesin yanı sıra yazma opsiyonu da bulunduğundan, tahta olarak yazı alanı kullanılır. böylece not alma işlemi kolaylıkla yapılır. yazılar skype'ta kaldığı için arada dönüp konu tekrarı yapma konusunda fayda sunar.

soru: bu ders konularında biraz gelenekselciyimdir. böyle internet üzerinden, çevrimiçi dersin verimli geçebileceğini pek düşünmüyorum ama denemek de istiyorum. bu durum için bir çözüm var mı?
cevap: var. ilk ders "deneme dersi" olarak kabul edilir. kararlaştırılan gün ve saatte ders yapılır. dili öğrenmek isteyen kişiler bu şekilde işleyişi görür. yöntemin kendileri için faydalı olup olmayacağını anlar ve bu doğrultuda kararını verir. deneme dersi sonrasında yöntemin kendisi için faydalı olmayacağını bildiren kişiler, deneme dersi için herhangi bir ücret ödemezler.

soru: skype üzerinden ders yaparken herhangi bir teknik sorun yaşanıyor mu?
cevap: sık karşılaşılmasa da internet bağlantısının kötü olması bazı durumlarda görüntü kalitesini düşürebiliyor. buna ek olarak da bilgisayarın, telefonun şarjının bitmesi, elektrik kesintisi gibi sürpriz durumlar yaşanabiliyor. ama bu aksilikler belki de yüz derste birinde ortaya çıkıyor.

soru: skype üzerinden dersl
er alarak ne kadar sürede ispanyolca öğrenebilirim?
cevap: bu yönde bir öngörüde bulunabilmek için karşıdaki insanla en azından birkaç ders yapmak gerekiyor. körlemesine bir şey söyleyemem.

soru: fiyatı nedir?
cevap: derslerin saat ücreti 75 liradır.ders saatlerinin aylık olarak planlanması ve aylık ödeme yapılması durumunda indirim uygulanabilir.

,¡hasta luego!





İspanya Tulumbacıları (♫ yangın olur biz yangına gideriz ♫)

ispanyolcada itfaye ve itfaiyeci kavramını ifade etmek için kullanılan "bombero" kelimesi, osmanlı döneminde itfaiyecilere verilen "tulumbacı" kelimesiyle benzerliğe sahiptir. tulumba sistemi kuyulardan, su tanklarından su çekmek için kullanılan bir sistemdir. bu sistem suyun yukarıya pompalanmasını sağlar. pompa kelimesinin ispanyolcası "bomba"dır. bomba kelimesine, pompa'yı kullanan kişi anlamı katan -ero yapım ekinin getirilmesiyle türetilen bombero kelimesi, aynı görevi tulumba sistemiyle yapan tulumbacı kelimesiyle aynı anlama gelir. (burada bütünselliği yerle yeksan edecek olan parantezlerden ilkini açarak; yazıyı sadece etimolojik bir güzellikten çıkarmak, pratik dil bilgisini geliştirmek isteyenlere katkıda bulunmak isterim. bu parantezleri veya asteriksleri bu tarz yazılarda, yani doğrudan ispanyol dili öğrenimi amacından ziyade kültürel, etimolojik kaygılar güden yazılarda bazen kullanıyorum. böylece sayfada bulunan bütün yazılardan ispanyolca gramer veya kelime bilgisi açısından faydalanılmasını sağlamaya çalışıyorum. -ero ekiyle ilgili olarak şunu belirtmeliyim; bu ek sadece meslek türetmek için kullanılmıyor. farklı kullanımlları da mevcut ama yazıyla ilişkiyi korumak için şimdi sadece meslek türetiminde kullanılan birkaç örnek vererek devam edeceğim: pan - ekmek/panadero - ekmekçi , jardin-bahçe / jardinero-bahçıvan, cocino-mutfak / cocinero - aşçı, basura-çöp / basurero-çöpçü, toro-boğa / torero-boğa güreşçisi, mina-maden / minero-madenci)

türkçeye italyancadan geçen tulumba kelimesi, arapçadan geçen  itfa (söndürme) kelimesi karşısında takatsiz kalıp sosyal alanda kullanımını kaybetmiştir ama ispanyada ve ispanyolca konuşulan ülkelerde bomberos kelimesi kendini korumuştur (ispanyolca konuşan ülkeler veya benzeri cümleler kurmak üzere iki farklı güzergahtan ilerleyebiliriz: países donde se habla español veya países hispanohablentes diyerek işin içinden çıkabiliriz. bu güzergahlardan ikincisi daha bir klas daha bir "ben ispanyolcayı bilirim, hem de nasıl!" havası katan kullanımdır. bilmem nece dilini konuşan ülkeler demeniz gerektiğinde takılmamanız için, yaygın olarak kullanılan birkaç dil için buraya gerekli kelime bilgisini bıraktıktan sonra parantezi kapatıp bomberos ve tulumbacılar hakkında konuşmaya devam edeceğim. ingilizce konuşan ülkeler: paises angloparlantes / fransızca konuşan ülkeler países francófonos / arapça konuşulan ülkeler: países árabe parlantes / türkçe konuşan ülkeler: países turco parlantes. kapa parantes öncesi şunu da ekleyelim; illa ülkeler diye bitirmeniz gerekmiyor mesela ingilizce konuşan topluluklar/insanlar/kadınlar vb. gibi cümleleri de bu güzergahtan giderek rahatlıkla kurabilirsiniz. Sociedades angloparlantes/gente angloparlante/mujeres angloparlantes, etc.)

geçmişe bakıldığında ispanya'nın tulumbacı/bombero örgütlenmesi genellikle gönüllü katılım üzerine ilerlediğini görüyoruz. düzenli olarak yaptıkları işe ek olarak yapılan bu iş, önceliğe (prioridad) sahipti yani gönüllü bombero'lar, yangın çıkması durumunda çalıştıkları işyerlerinden sorgusuz sualsiz ayrılıp koşa koşa yangına gidebiliyordu. yangın yerine ilk varana daha fazla bahşiş verilerek hız teşvik edilirdi. bizdeki tulumbacıların aksine su depolarını (sandık) her zaman bir arabayla taşıyarak daha hızlı hareket etme kabiliyeti gösterebiliyorlardı.

tulumbacılar


ispanyolların veya dünyanın değişik bölgelerinde yaşayan hispanohablante'lerin itfaiyecilerin dilinden ürettikleri bir şarkıları var mıdır bilmem. ama bizde -başlıkta da yazıldığı üzere- oldukça tanınan ve tulumbacıların yangın durumunda yaşadıklarını hissettiklerini anlatan bir şarkı mevcut. 

Yangın olur biz yangına gideriz
Düz ovada keklik gibi sekeriz
Yokuşlarda şahin gibi uçarız

Sandık sandıklar içinde çok şanımız var
Hazreti Mevla'ya yalvarmamız var

Beyoğlu'ndan kalktık sandık selamet
Galata'ya vardık koptu kıyamet
Hurşit Reis sandık sana emanet

Sandık sandıklar içinde çok şanımız var
Hazreti Mevla'ya yalvarmamız var


bomberos - ispanya

İspanyolca Deyimler - Yorgan Gitti Kavga Bitti

nasrettin hocaya atfedilen cümlelerden biridir yorgan gitti kavga bitti deyimi. sorunun nedeninin ortadan kaldırılmasının ardından sorunun da ortadan kalkacağını belirten bu deyim için ispanyollar yorganı değil, bir canlıyı, köpeği göz önünde bulundurmayı tercih etmişler ve biraz da kaba bir tabirle" it öldü, kuduz bitti" deyimini kullanmışlar. (burada neden it kelimesini tercih ettiğimle ilgili kendimi kısa bir süre sorguladım.  hali hazırda it veya köpek kelimelerinin geçtiği farklı deyimler mevcut türkçe dilinde. mesela "itin ahmağı baklavadan pay umar" deyiminde it kelimesi tercih edilmişken, "havlayan köpek ısırmaz" deyiminde -ispanyolca deyimi çevirirken uygun bulmadığım- köpek kelimesi kullanılmış. nişanyan sözlüğüne göre "it" en eski kullanım, köpek ise iri itler için kullanılagelmiş. gerçi "it ite it de kuyruğuna", "pire itte bit yiğitte bulunur", "it iti ısırmaz", "iti an çomağı hazırla" gibi deyimlere bakılınca it kelimesinin daha fazla kullanıldığı görülüyor.)



"muerto el perro se acabó la rabia" (en turco "yorgan gitti, kavga bitti")

buradaki la rabia kelimesi "kuduz" anlamına geliyor. biz yorganın gitmesiyle işleri bitirirken ispanyolca konuşanlar köpeğin ölmesi ve kuduzun bitmesiyle sorunların ortadan kaldırıldığını belirtiyorar.

köpek kelimesinin bir hakaret olarak kullanılması bize özgü bir durum değil. ispanyollar da bu durumu fırsat bilerek "ben deyim kullanıyorum" diyip sansürden kurtulmak amacıyla bu deyimi kullanagelmişlerdir. aşağıdaki twitte bir kullanıcı özetle "franco öleli 37 yıl geçti, anlaşılan o ki yorganın gitmesi kavgayı bitirmiyormuş" gibi bir ifade kullanılıyor. ama ispanyolcası düşünüldüğünde "franco öleli 37 yıl geçiyor, it öldü ama kuduz bitmemiş" gibisinden bir söz oyunuyla, köpek kelimesini franco'ya karşı bir hakaret gibi kullanıyor. (keşke köpekler kadar masun olsaydık diyerek tarafımı belli etmek gibi bir gereksinim duydum).




iki hayali durum örneği vererek başlığı kapatalım.

komşunuzla aranızda arazi husumeti var. iki bahçenin ortasında kalan ağacın (elma) meyvelerini kimin alacağı konusunda bir türlü anlaşamıyorsunuz. kadıya (niye kadı dediysem, kafa deyim ve atasözleri konusunda hep geçmişe götürüyor insanı) gidiyorsunuz. ve o ağacın sökülüp kendi bahçesine dikilmesini emrediyor. sonra komşunuzla ilişkiniz yavaş yavaş düzeliyor. muerto el perro, se acabó la rabia durumu "yahu şu elmaları paylaşsaydık da, kadıya kaptırmasaydık" serzenişiyle birlikte kendini gösteriyor.

biraz daha güncel olan bir hayali durum oluşturalım.

temel ve kabasakal durmaksızın birbirini yerken safinaz'ın elmer fudd ile (ispanyollar elmer gruñón der kendisine) kaçtığını düşünün. temel ve kabasakal elmer fudd'un av silahı karşısında ne kaslarıyla ne de kutu dolusu ıspanakla duramayacağı için kavga etmeyi bırakıp meyhanede kafa çekmeye gidebilir. zira yorgan gitmiş, kavga bitmiştir, benzetmek gibi olmasın ama, ispanyolca söyleyişle it ölmüş, kuduz sona ermiştir.


elmer fudd kim diye soranlar için aşağıdaki resmi bırakıyorum. görüşmek üzere.


Şşş, sessiz olun. tavşan avlıyorum.




İspanya Tarihi - Viva La Muerte (Yaşasın Ölüm)

ispanya yakın tarihinden bahsedildiğinde akla gelen ilk olgu, en azından belirli bir yaşın üzerinde olanlar için, ispanyol iç savaşıdır. z kuşağının futbol ve la casa de papel gibi popüler öğeler aracılığıyla tanıdığı, boğa güreşleri, flamenco, gitar ve copla gibi öğeleri derinlemesine tanıma fırsatını kaçırdığı (bazılarını iyi ki kaçırdığı) ispanya'nın bugünkü halini alma süreci incelenirken geriye doğru bir yürüyüş gerçekleştirdiğimizi varsayalım. bu yürüşte ilk olarak 1975 yılına, franco'nun öldüğü yıla ulaşırız. burada, geriye doğru yürüyüşümüz devam ettiğinde yaklaşık 40 yıl süren franco iktidarını görürüz. "bu iktidar nasıl oluşmuş yahu?" diyerek geriye doğru yürüyüşümüze devam ettiğimizde, sokaklarda "no pasaran" (geçemeyecekler) sloganlarını atan cumhuriyetçilere karşı "pasaremos" (geçeceğiz) diye bağıran franco taraftarlarını, "ay carmela" marşını söylemeye çalışan "brigadas internacionales" (uluslararası birlikler) üyesi askerleri görürüz. neredeyse bir asır sonra bile hala kullanılan bu kelimelere ve tanımlamalara ek olarak, kulağımıza "viva la muerte" (yaşasın ölüm) sloganı çalınır bir yerlerden. "şunun surasında bir tarih yürüyüşü yapıyoruz, günahımız nedir de hemen ölüm falan diyorsunuz?" diye söylenerek kafamızı uzattığımızda, yine bir asır sonrasında dahi etkisini kaybetmeyecek olan bu sözün söylendiği salonu ve sözü söyleyen kişiyi görürüz. sesimizi çıkarmadan, öyle uzaktan (seksen-seksen beş yıl kadar uzaktan) izlemeye başlarız.
ispanya'da cumhuriyetçilerin ve sosyalistlerin iktidara gelmesinin ardından 1930'lu yılların sonuna doğru gerçekleştirilen askeri darbe nedeniyle bir iç savaş başlar. ülkeyi büyük bir yıkıma ve acıya mahkum bırakır. her savaşta olduğu gibi, aydınlar saldırıların temel hedefleri arasına konur ve bunun bir sonucu olarak ispanyol şair, oyun yazarı, besteci, ressam ve piyanist garcia lorca, franco'nun askerleri tarafından, vatana ihanet + homoseksüellik suçlamalarıyla granada'da kurşuna dizilerek öldürülür. (garcia lorca'yı ve tabii ki lorca denilince akla ister istemez gelen salvador dali, luis buñuel gibi isimleri yeteri kadar anmamak bu blog için başlı başına bir talihsizlik olacağından, ilerleyen günlerde bahsi geçen isimlerin kasırgalı hayatları, bu hayatları yaşarken ortaya koydukları ürünler ve ispanyol kültürüne katkıları hakkında farklı başlıklar ekleme planım bulunmaktadır. biz şimdilik lorca'nın kurşuna dizildiği noktaya dönelim. granada üzerinde duralım ve haritadan yukarıya, kuzeye doğru yönelerek salamanca'ya gidelim)
dünya çapında tepki toplayan lorca cinayetinden birkaç ay sonra, salamanca üniversitesinde "dia de raza" yada "dia de colon" kutlaması için bir tören düzenlenir. tören amerika kıtasının keşfedilmesini (başka bir deyişle, amerika kıtasının avrupalılar tarafından işgal edilmesini, yağmalanmasını ve sömürgeleştirilmesini) kutlamak üzere düzenli olarak gerçekleştirilmektedir. törenin gerçekleştirildiği üniversitenin rektörü miguel de unamuno'dur. unamuno onlarca roman, şiir kitabı ve tiyatro eseri yazmış, ispanyol edebiyatına büyük katkılarda bulunmuş bir yazardır. sosyalist veya cumhuriyetçi değildir, hatta kendilerine mavi gömlekliler diyen falanjistlerle (frankocular) iletişimi vardır. kendisini ne sağcı ne de solcu olarak tanımlar fakat sağcılara daha yakındır. franco'yu ise en başından itibaren desteklemiştir.
törene katılan davetliler franco lehine sloganlar atmakta, konuşmalar yapmakta, ispanya'nın herkesten ve her şeyden üstün olduğunu ve cumhuriyetçilerin, sosyalistlerin, komünistlerin ve anarşistlerin eline bırakılmayacağını vurgulamaktadır. konuşmacılar; cumhuriyetçilerin elinde bulunan katalonya ve bask bölgelerini ülkenin kanserleri olarak tanımlamakta ve kanserin tedavisi olarak savaşı işaret etmektedir. kalabalığın içinde franco'nun yakın dostu ve sadık silah arkadaşlarından biri olan josé millán astray da bulunmaktadır. sert bir asker olmasının yanı sıra ateşli bir propagandacı olarak da bilinen astray konuşmalar sırasında zaman zaman ayağa fırlamakta ve "viva (yaşasın)" diye bağırmakta, katılımcılar "España (İsspanya)" diye hep bir ağızdan cümleyi tamamlamaktadır. (siyah, beyaz, en büyük,.....gibi bir ortam)
törenin yapıldığı üniversitenin rektörü ve törenin yöneticisi olarak miguel de unamuno kürsüye davet edilir. kimbilir, belki de, daha iki üç ay önce kurşuna dizilen garcia lorca'yı düşünerek aydınların korunması gerektiğini anlatan bir konuşma yapmaya başlar. unamuno'nun sözleri, josé millán astray tarafından kesilir. astray ayağa fırlar ve "abajo la inteligencia! viva la muerte! - kahrolsun aydınlar! yaşasın ölüm!" diye bağırır. bu slogan ilerleyen günlerde falanjistlerin diline dolanacak, sıklıkla kullanılacak ve yıllar sonra sembolik bir söylem haline gelecektir. üzerine kitaplar yazılacak, filmler çekilecek ve şarkılar söylenecektir. astray söylediği bu cümlenin tarihin çengelinde bu kadar uzun süre asılı kalacağını muhtemelen tahmin etmiyordu. fakat inteligencia'ya karşı duyulan öfkenin bir yansıması olan bu söylem, ilerleyen yıllarda franco yanlıların için bir utanç kaynağı olmuş, bir heyula gibi onları kovalamış ve "ama zamanın şartları..." şeklinde başlayan cümlelerle savunulmuştur. salona dönüp, astray'ın, unamuno'ya, tabir-i caiz ise "hişşş, aydınlar maydınlar! sen ne ayaksın ihtiyar!" dediği andan itibaren neler yaşandığına göz atmadan önce, bu söylemin kullanıldığı birkaç kitabın kapağını paylaşalım. 








(en la sala - salonda) kalabalıktan uğultular ve bağırışlar yükselir. kimisi astray'ın sözlerini tekrarlamakta, kimisi gerilimi azaltmak için "hayır bütün aydınlara değil, ihanetçi aydınlara ölüm" şeklinde düzeltme yapmaya çalışmakta, mavi gömleklerini giyinmiş genç falanjistler salonda asılı duran franco'nun posterine doğru sağ ellerini kaldırarak nazi selamı vermektedir. unamuno'ya hakaretler yağdıran kitlenin durulmayacağı anlaşılınca salonda bulunan doña carmen kalkıp unamuno'nun koluna girer ve onu salondan çıkarır, kalabalığı sakinleştirmek veya yaşlı adamın güvenliğini sağlamak için bu da yetmemiş olacak ki, evine kadar ona eşlik eder. doña carmen, franco'nun eşidir. bu nedenle salonda bulunanlar unamuno'ya fiziki olarak saldıracak cesareti kendinde bulamaz. unamuno "viva la muerte! muera la inteligencia!/ yaşasın ölüm! aydınlara ölüm!" sloganları eşliğinde salamanca üniversitesinden son kez ayrılır. bu olaydan sonra evine kapanacak ve iki ay kadar sonra kalp krizinden ölecektir. 
kader cilvelidir; viva la muerte denilince akıllara ilk gelen astray değil, unamuno'dur, 
- "astray kim yahu?"

Pero mu desem Sino mu (desem)?

pero ve sino cümleleri bağlamak için kullanılır.

pero türkçeye doğrudan çevrilebilir (ama)
sino bağlacının bulunduğu bir cümleyi çevirirken, sino için illa ki bir kelime kullanmak zorunda kalmayız. Kutudaki harflerden cümleler yapmaya başlayalım.





yo quiero aprender español pero no tengo tiempo 
ispanyolca öğrenmek istiyorum ama/fakat/lakin/ancak/amma velakin/ne var ki vaktim yok

bu cümleye baktığımızda pero için bir çok farklı çeviri seçeneğimizin bulunduğunu görüyoruz. şimdi bir de sino içeren cümle yazıp bakalım.

nosotros no queremos aprender inglés sino español
biz ingilizce öğrenmek istemiyoruz (sino) ispanyolca öğrenmek istiyoruz

bu cümlede sino için herhangi bir çeviri yapmamıza gerek yok. ispanyolca konuşanlar bu bağlacı kullanarak ilk kısmı reddediyor ve gerçek olanı sino bağlacından sonraki kısımda açıklıyor. belki de "nosotros no queremos aprender español, nosotros queremos aprender español" gibi uzun bir cümle kurma zahmetinden kurtuldukları için bu nefes tasarrufu öğesini eklemişlerdir ispanyollar. 

birer örnek daha verelim.

yo hablo español pero soy italiano
ispanyolca konuşuyorum ama italyanım

yo no soy español sino italiano
ispanyol değilim, italyanım

cümleleri orasından burasından çekiştirerek başlarına neler geleceğine, nasıl bir değişim geçireceklerine bakalım. önce ispanyolca konuşan artiz italyanın cümlesiyle başlayalım. hem façasını indirmiş oluruz hem de gramerimizi geliştiririz.

yo hablo español pero soy italiano

bu tarz cümle müdahalelerinde ilk olarak bağlaçlara gitmek kolaylık sağlayacaktır. biz de bunu yapıp pero bağlacını atalım ve cümleye bir daha, bu defa alıcı gözüyle, bakalım.

yo hablo español soy italiano
ben ispanyoca konuşuyorum italyanım

müdahale öncesindeki hali kadar olmasa da, hala kabul edilebilir bir yapıda. ne oldu biraz önce "italyanım ama ispanyolca da konuşurum, öyle de biriyim ben" diyen artizi "ben var ispanyolca konuşmak ben var italyan olmak" seviyesine indirgediğimize, yapmak istediği "italyan olmama rağmen ispanyolca konuşuyorum" vurgusunu törpülediğimize göre onu bir "kenarıya" alıp, diğer cümlenin bağlacına yönelebiliriz.

yo no soy español sino italiano
ben ispanyol değilim italyanım

atalım bağlacı

yo no soy español italiano
ben ispanyol değilim italyan

bu cümleyi söyleyen kişi ikinci kısımda ser fiilinin birinci tekil şahıs geniş zaman çekimini ekleseydi herhangi bir karışıklık kalmayacak ve anlaşılır hale gelecekti. ama bu cümlede yaşanan düşme ilk cümlenin düşüklüğünden daha ağır oldu. konuşma dilinde vurgu ve mimiklerle bir şekilde anlam kazanabilecek olan bu cümle yazı dilinde anlaşılırlık bakımından (noktalama işareti almadığı sürece) zorluklara neden olacaktır. 

ne zaman pero ne zaman sino kullanacağını düşünenler yukarıdaki örneklere alıcı gözüyle bakıp güzel bir ipucu yakalayabilirler. bu noktada okumayı bırakarak üst satırlara dönebilir ve "neymiş bu ipucu" diye aranabilir veya okumaya devam ederek önce ipucunu öğrenip sonra yukarıda cümlelere doğru "hmm öyle miymiş?" diye yazılanı tastikleme sürecine girebillirsiniz.

sino bağlacı kullanılan cümlelerin birinci kısmı "no" ile başlıyor. yani sino bağlacını kullanmak istiyorsak ilk cümleyi olumsuz kurmak başarı olasılığımızı artıracaktır. burada dikkat edilmesi gereken nokta, başka bir deyişle, ulaşılmaması gereken kanı şudur "ilk cümle no ile başlıyorsa sino kullanmak gerekiyor". hayır. pero bağlacı kullanan cümleler de olumsuz başlayabilir.

no hablo español pero puedo aprender(lo)
ispanyolca konuşmuyorum ama (onu) öğrenebilirim

pero ve sino'nun sınırlarını çizmiş bulunduk. pero sino'nun alanına dilediği gibi girebilirken, sino bu rahatlığa sahip değildir. sino ile birbirine bağlanan iki cümleden ilk cümle olumlu olmamaktadır.

yo soy italiano sino español (X) gibi bir cümlenin mantıklı bir açıklaması bulunmamaktadır.

şöyle bir şey söylenebilir: ben illa ki sino için bir çeviri kullanmak istiyorum, noktalama işaretiyle vurguyla yetinemem. bu gibi bir durumda, biraz da zorlayarak, bazı bağlaçlar kullanılabilir. bağlaçlara geçmeden önce "zorlama olur" kısmını açayım. türkçe konuşanlar bu tarz ilk bölümün reddedildiği ve gerçeğin/doğrunun ikinci bölümde açıklandığı bağlı cümleler için ikinci tarafta bir tasarruf yapmıyor. yani "ben memur değilim, öğrenciyim" diyor. ikinci cümlede yardımcı fiili tekrar kullanmaktan imtina etmiyor (değil-im, öğrenci-y-im). zira aksi durumda cümle anlamını kaybediyor. kaybettirelim:

memur değilim, öğrenci. X

sanki karşımızda bir öğrenci varmış da ona hitap ediyormuşuz gibi. yani bize uymadı biz illaki o yardımcı fiili kullanacağız, yoksa rahat edemiyoruz. ispanyolca konuşana bakalım aynı cümle için:

no soy funcionario sino estudiante

ikinci kısımda soy demeye gerek kalmadan, ilk kısımdaki çekimi paylaşarak sorunu çözdüler. ha ikinci kısımda soy kullanılamaz mı? istenirse kullanılabilir ama lüzumu yok. asıl sorun buradaki bu lüzumun bulunmaması. zira bizde bu lüzum kendini hissettiriyor.

sino'yu çevirebilmek için, zorlayarak da olsa, filhakika, aksine gibi bağlaçlar kullanılabilir. fakat bu durumlarda cümledeki kontrastın iyi yakalanması gerekli olacaktır. demem o ki; memur değilim, aksine öğrenciyim gibi bir cümle memur ve öğrenciyi zıt/aksi pozisyonlara koyarak aslında kendi anlamını düşürüyordur. ha böyle bir kontrastın olduğunu varsaydığımızda bu cümle daha anlamlı olabilir. ne bileyim, memurlarla öğrencilerin arasında yapılan bir müsabaka ile ilgili bir diyalog sırasında, belki.

bütün bu anlatılanlar doğrultusunda sino'yu, çok gerekli olmadıkça, türkçeye çevirmenin lüzumu yoktur. zira o ilk cümledeki hataları, yanlış anlaşılmaları, temelsiz varsayımları ikinci cümledeki doğrultucu bilgi ile bağdaştırmak için kurulan görünmez bir köprüdür. 

her zaman olduğu gibi örneklerle bitirelim.

no irás a ankara, sino a adana
ankaya gitmeyeceksin, adanaya gideceksin

no soy de estambul, sino de antep
istanbullu değilim, antepliyim

ella no es mi amiga sino mi profesora
o benim arkadaşım değil, benim öğretmenim

yo no canto, sino torturo los oidos
şarkı söylemiyorum, kulaklara işkence ediyorum



notas:
* el sino (sustantivo) aynı zamanda kader anlamına da gelir. bağlaçla karıştırılmamalıdır.

** bu yazı sino bağlacını pero bağlacıyla karşılaştırmaktadır. sino bağlacının (oldukça nadiren karşılaşılsa da) farklı kullanımları da mevcuttur.

*** sino ile si no karıştırılmamalıdır.

koşul belirtilen cümlelerde si ve no ayrı yazılır. 

si no estudias, no puedes aprender - çalışmazsan öğrenemezsin.

pratik yapmak için aşağıdaki cümleyi ispanyolcaya tercüme etmeyi deneyebilirsiniz.