İspanyolca ile ilgili bir çok şey

İspanyolca - İngilizce Bilingual Cümleler

yorgunluktan gevezelik etmeye pek mecalim bulunmadığı için doğrudan 20 cümlelik tabloyu aşağıya ekliyorum. pratik önemli. yazarak, okuyarak, dinleyerek veya konuşarak bol bol pratik yapmak lazım.

sonraki başlıkta gevezelik yapacak şekilde görüşmek üzere.

 
İngilizce
İspanyolca
I wil learn spanish.
Aprenderé español
My computer doesn’t work
Mi computadora no funciona
Who wants drink a coffee?
¿Quién quiere tomar/beber una cafe?
We are not stupid.
No somos estúpidos
Can you help me?
¿Puedes ayudarme?
Can you tell me where your dog is?
¿Puedes decirme donde está tu perro?
I don't like people who talk a lot.
No me gustan las personas que hablan mucho.
We wish to rest for a day
Deseamos descansar por un día.
Life does not treat me well.
La vida no me trata bien.
I do not treat life well either.
Yo tampoco trato bien la vida.
Everyone wants to move to a foreign country.
Todo el mundo quiere mudar a un país extranjero.
You are bad and I like bad people.
Eres malo y me gustan las personas malas.
Money is important but it is not everything.
El dinero es importante pero no es todo.
I have not seen my friends for a long time.
Llevo mucho tiempo sin ver mis amigos.
We have to forget the past to live happily.
Tenemos que olvidar el pasado para vivir feliz.
I think they do not want me here.
Creo que no me quieren aquí.
We have to sleep enough.
Tenemos que dormir bastante.
My cats are more crazy than me.
Mis gatos son más locos que yo.
Do you know what her name is?
¿Sabes cómo se llama?
What time do we start studying?
¿A qué hora empezamos a estudiar?








İspanyol Ressamlar ve Tabloları - I (Goya - Saturno Devorando a Un Hijo)

bu aralar birden fazla seri başlattığımın farkındayım. bunlar ne kadar sürekliliğe sahip olur bilmiyorum ama fırsatım oldukça, (alt metinde, "motivasyonum oldukça") bu serilere yeni başlıklar girmeye devam edeceğim. belki düzenli aralıkla yazmayı başaramayacağım, bir serinin ikinci başlığını bir-iki yıl sonra girebileceğim ama olsun. sayfa bu duruma, yani unutulmaya ve sonrasında tekrar hatırlanmaya, buradan bakıldığında okuyucunun değil de yazarın kürkçü dükkanı olduğunu ispatlamaya alışık ne de olsa. bu seride, başlıktan da anlaşılacağı üzere, ispanyol ressamların önemli eserleri hakkında genel bilgiler vererek ispanyol kültüründen küçük küçük seçkiler paylaşacağım. çerez tabağındaki antep fıstığı, kaju ve bademi ayıklarken gösterdiğim özene benzer bir şekilde, öncelikle en tanınan ressamların en bilindik eserlerini seçeceğim. serinin ilk yazısı francisco goya’nın “saturno devorando a su hijo - çocuklarını yiyen satürn” isimli bir tablosuyla ilgili olacak.
goya veya tam adıyla francisco josé de goya y lucientes

cüsseli, saçı sakalı ağartmış yaşlı bir insanın, ellerinin arasında tuttuğu küçük bir insanı yediği anı gösteren tablo aslında bir tablo değil, duvar resmidir. goya tarafından, yaşadığı evin duvarlarına çizilen ve karamsar görünümlerinden dolayı pinturas negras (kara resimler) olarak adlandırılan, on dört duvar resminden oluşan koleksiyonun en bilinen parçasıdır "çocuklarını yiyen satürn".

savaşlardan, iktidar hırslarından yorulan, eh birazcık da yaşlanan ressam, madrid yakınlarında sakin bir bölgede, çayırlara bakan bir ev satın alarak bir nevi inzivaya çekilir. bu evin bir önceki sahibi de goya gibi sağır olduğu için ve “quinta de sordo – sağırın evi” adı verilmiştir. evi satın aldıktan sonra, "parasını bastım aldım, ev sahibi derdi de yok. kafama göre boyarım her tarafını" diye düşünmüş olacak ki evin boş bulunan neredeyse bütün duvarlarına, dönemin ve kişisel yaşanmışlıkların karamsarlığını, yer yer mitolojik göndermeler de kullanarak işlemeye başlar. “saturno devorando a un hijo” çalışması ile kendi çocuklarını yiyen iktidar anlayışının mitolojik çağlardan bu yana değişmediğini, iktidar kavramının özünün değişemeyeceğini göstermeyi amaçlar. fakat, bana göre, tarihin en büyük sanatsal sansürlerinden birine uğrar. zira quinta de sordo’nun duvarında, çocuğunu yerken yarı erekte olarak resmedilen satürn’ün penisi, duvar resminin tuvale aktarılması sırasında söz konusu bölge karartılarak yok edilir. böylelikle, kara resimleri çizdiğinde yaklaşık 75 yaşında olan ressamın, iktidar ve cinsellik, iktidar ve ereksiyon ve iktidar ve erillik bağlantılı eleştirisi, tamamen ortadan kaldırılmasa da, ciddi anlamda tahrip edilir.
 resim, iktidarın acımasız yönünü, mitolojik söylentilere gönderme yaparak, rahatsız etmeyi amaçlayan bir tarzda insanlara sunmaktadır.

annesinin yardımıyla, kendisi gibi bir titan olan babasını iktidardan düşüren satürn’ün (yunan mitolojisinde kronos olarak bilinir) dünyayı yönettiği, huzur ve mutluluğun egemen olduğu döneme mitolojide “altın çağ” adı verilir. her şeyin mis gibi gittiği bu dönemde satürn’ün kulağına bir kehanet çalınır. kehanete göre satürn’ün iktidarı, kendi çocuklarından biri tarafından sona erdirilecektir. bunun üzerine satürn, bütün çocuklarını yemeye başlar.

senaryo aslında çok tanıdık. satürn’den-musa’ya kadar binlerce benzer hikaye anlatılmış, büyüdükten sonra kendisini yerinden edeceği söylenen kişiyi ortadan kaldıran ve "ne olur ne olmaz, işi sağlama alayım ben" diyerek, kehanetteki çocukla aynı yaşta ve cinsiyette olan bütün çocukların öldürülmesi emrini veren hükümranları ve çocuklarını kurtarmak için tek çözüm olarak bir sepete koyup suya salmayı akıl eden anne-babaları duymayanımız yoktur. zira zalim hükümranın hışmından kurtarılmak için sepete konulan ve akarsulara bırakılan çocukların daha sonra kahraman olarak geri dönmelerini ve iktidara yükselmeleri hakkında efsaneler dünyanın neredeyse bütün kültürlerinde, inanışlarında anlatılmaktadır. bu mitolojik söylence de bu minvalde ilerleyecek, satürn’ün karısı gizli bir doğumla zeus’u dünyaya getirecek ve bu doğumu satürn’den gizleyecektir. yıllar sonra zeus önderliğindeki olimposlu tanrılar, insanlara işkence etmekten zevk alan titanları, on bir yıl süren titan savaşlarının ardından devirecek ve iktidarı alacaktır.

goya’nın yaşadığı dönem, avrupa’nın sosyal, ekonomik ve politik bakımdan stabil olmadığı bir zaman dilimine denk gelir. uzun bir süre saray ressamı olarak çalışması nedeniyle saray çevresiyle, dolayısıyla iktidarla içli dışlı bir hayat geçiren ve iktidarın çok yakınında bulunan goya, napolyon savaşlarında ve bonopartçı ispanyollar ile ispanyol milliyetçileri arasındaki iç savaşta, iktidar isteğinin acımasızlığını birinci elden gözlemleme fırsatı bulur.


meraklısına notlar:
* kara resimlerin "quinta de sordo" içerisindeki dağılımı hakkında bir görsel için aşağıdaki bağlantıya tıklayabilirsiniz.

** siyasi literatürümüze “her devrim, önce kendi çocuklarını yer” olarak giren cümle ilk olarak, alman yazar georg büchner tarafından yazılan ve fransız devrimini konu alan “danton'un ölümü” isimli oyunda, “ihtilal saturn gibidir, kendi evlatlarını yer" denilerek kullanılmıştır.



saturno devorando a un hijo

Latincenin Hayaletleri III - (Persona Non Grata)

persona non grata terimi hakkında hasbihal etmeye başlamadan önce önce bir hatırlatma yapmak istiyorum. daha doğru bir deyişle, blogu takip eden nadide okuyucuların kafasında oluşan "biz buraya ispanyolca öğrenmeye geliyoruz, latince bilgiler vererek ne yapmak istiyorsun?" sorusunu yanıtlamayı düşünüyorum. bu seride tanıtılan hayaletler, hem ispanyolcada hem türkçede hem de farklı birçok dilde kullanılmaya devam etmektedir. bir türk gazetesini açtığınızda şöyle bir başlık görmeniz mümkün:"bilmem ne ülkesinin, bilmem ne ülkesinde bilmem ne resmi görevini yürüten bilmem kim persona non grata ilan edildi."aynı haber bir ispanyol ya da ingiliz gazetesinde de aynı şekilde, ispanyolca ve ingilizce kelimelerin içine latince tanımlama eklenerek sunulacaktır. kısacası bu seride üzerine konuşacağımız tanımlamalar birçok dilde güncel olarak kullanılmakta ve bu güncel kullanım hali, bu başlıkların blogda bulunmasını haklı gösteren bir zemin görevi görmektedir.

günümüzde genellikle diplomasi alanında kullanılan "persona non grata" türkçeye "istenmeyen kişi" olarak çevriliyor. uluslararası anlaşmalara göre, resmi görevler için bir ülkeyi temsilen başka bir ülkede bulunan personalar, bulundukları ülke tarafından, herhangi bir neden belirtme zorunluluğu olmaksızın, persona non grata ilan edilebiliyor. neden belirtme zorunluluğu bulunmuyor ama bu durum genellikle ispiyonaj faaliyetlerine veya iki ülke arasında meydana gelen farklı siyasi gerilimlere bağlı ortaya çıkıyor. persona non grata ilan edilen kişi, normalde, ülkesine geri çağrılıyor ve yerine bir persona grata yani istenilen bir kişi görevlendiriliyor.

etimolojik olarak bakıldığında persona kısmının kişi non kısmının negatiflik bildirdiğini kolaylıkla anlayabiliriz. bizim için üzerinde durulması gereken nokta, latince grātus kelimesinden türetilen grata'dır. grātus kelimesi selam vermek, kucak açmak, övgülerle karşılamak gibi anlamlara gelir. yani istersek persona non grata tanımını "selam verilmeyen, selamın sabahın kesildiği, kendisinden hazzedilmeyen, hatta biraz daha anadolulaştırarak düşkün ilan edilen insan" olarak da yapabiliriz.



persona non grata ilan etme durumları dünyanın her yerinde sıklıkla yaşandığı için örnek vermek oldukça kolay çünkü özellikle ispiyonaj faaliyetlerine bağlı istenmeyen kişi ilan etme durumları gırla. konuyu sıkıcı duruma getirmemek için, politik olma özelliğinin yanı sıra popüler kültüre de hitap eden örnekler verelim.

istenmeyen kişi ilan edilme bahtsızlığı günümüzde sadece misyon temsilcilerinin kaderi olarak kalmıyor. şarkıcılar, yönetmenler ve oyuncular gibi popüler kültür öğeleri de, çeşitli sebeplere dayandırılarak, persona non grata ilan edilebiliyor. tabi işin içine popüler kültür girince enteresan durumlar da yaşanmıyor değil. biraz geriye giderek kafamızda canlandıralım. general çan kay şek, elindeki son ordu birliklerini de japonlara kırdırmamak için ülkenin içlere doğru çekilme emri veriyor ve "nankin" şehrini japon birliklerinin insafına bırakıyor. altı hafta kadar süren işgalde japonlar şehrin insanlarına büyük zulüm yaşatıyor. bu konuda çekilen ve japon mezalimini cümle aleme duyuran "savaşın çiçekleri" isimli filmde, filmin popülerliğini de artıracak olan bir unsur olarak, batman filmlerinden tanıdığımız christian bale rol alıyor. filmin çekimleri için çin'de bulunan bale, ülkenin meşhur muhalif aktivistlerinden olan ve ev hapsinde tutulan görme engelli chen guangcheng'i ziyaret edeyim, elini sıkıp halini hatırını sorayım diye düşünüyor. ama bu girişimi çinli yetkililer tarafından pek de hoş karşılanmıyor ve ziyarete gittiği sırada durduruluyor. itişme kakışmanın ardından bale ziyareti gerçekleştirmeden geri dönüyor ve bu da yetmezmiş gibi çinliler tarafından istenmeyen adam ilan ediliyor. "o kadar filmde oynadım, japonlara karşı sizin hakkınızı savundum, haram olsuuuunnn, zıkkım olsuuunnn" diyerekten feryadını arşa çıkarabilecekken, hatta "bak beni zorla batman'e dönüştürmeyin, alter egomu kızdırmayın!" diye tehdit edebilecekken sükunetini korumayı tercih eden, gotham city hakimi koca bruce wayne'in çinli yetkililer tarafından orasından burasından itelendiği, tartaklandığı ve refüze edildiği görüntüleri izlemeye gönlünü el veriyorsa aşağıdaki videoya buyrun:






yine çin tarafından istenmeyen kişi ilan edilenlerden bir başkası ise topun üzerinde tarzan gibi salınan kız miley'dir. çinliler miley cyrus'a aşağıdaki fotoğrafta gözlerini çekiştirerek asyalılara benzemeye çalıştığı için sinirlenmiş; tabir-i caizse gereksiz trip atmış hatta "sen bizim fiziksel özelliklerimizle dalga mı geçiyorsun? aman ne komik ne komik" mealinde açıklamalar yapmıştır.





bu kadar magazin yeter. okuyanlar tarafından persona non grata ilan edilmeden söze nokta koyayım.

Latincenin Hayaletleri - II (Curriculum Vitae, nam-ı diğer CV)

latincenin hayaletleri I başlığı altında bulunan latinismo* temalı yazının devamı olan bu başlıkta, yine gündelik hayatta sıklıkla karşılaştığımız bir latince bir terim, curriculum vitae, hakkında konuşacağız.

iş bulmak için hergün onlarcasını maillerimize ekleye ekleye gönderdiğimiz özgeçmiş dosyaları, sıklıkla kullanılan cv, adını bu latince terimin kısaltmasından alır. ispanyolca da dahil olmak üzere dünyanın bir çok dilinde cv olarak kullanılan bu terimin ne anlama geldiğine hızlıca bakalım.


bu yazıdan itibaren latinismo ile ilgili başlıklar için ayırt edici görsel bu olsun.

curriculum kelimesi, latince "currere" yani koşmak fiilinden türetilmiştir. bu fiil ispanyolcaya correr olarak evrilmiştir. vitae ise ispanyolcada vida olarak kullanılır ve hayat kelimesini karşılar. hayatın ve yani kariyerin bir "currere" yani yarış olduğunu daha işlerin en başından kabul ettiğimizi gösteren bir kısaltmadır bir anlamda. (ispanyolcada vida olarak kullanılan kelime, romans dillerden bir diğeri olan italyancada vita olarak kullanılmaktadır. vita denilence akla tabi ki vita yağları ve yağ bittikten sonra vita tenekelerinde yetiştirilen çiçekler gelir. vita tenekesinin içerisinde yetişen bu yeni hayatlar latincenin hayaletinin hayatımıza ne kadar da işlediğinin bir göstergesi gibidir.)



kısa bilgiler (información breve)

- bilinen ilk cv'nin 1482 yılında leonardo da vinci tarafından yazıldığı iddia edilir. bu bilgi ne kadar doğrudur ve leonardo cv'yi hangi pozisyona başvurmak için yazmıştır bilmiyorum ama da vinci'yi bile iş bulmak için cv yazmaya zorlayan hayatın bize neler yapacağını az buçuk kestirebiliyorum.

- türkçede özgeçmiş (veya genellikle kullanıldığı üzere cv) olarak ifade edilen bu kavram ingilizcede curriculums veya curricula olarak çoğullaştırılabiliyor. ispanyolcada çoğul yapılmıyor, sadece artikeli değiştirilerek çoğulluk bildiriliyor.

el curriculum vitae : özgeçmiş
los curriculum vitae: özgeçmişler


yani ispanyolcada "curricula" şeklinde çoğullaştırmaya real academia española, benim deyimimle ispanyol tdk'si, bu durumun femenino kullanım olduğunu belirterek karşı çıkıyor. ispanyolca konuşan güney amerika ülkelerinde yaygın olan currículum şeklinde, yani i harfinin üzerine vurgaç (tilde) eklenerek kullanıma da karşı çıkan rae, latincede tilde bulunmadığını ve bu yüzden günümüzde de kullanılmaması gerektiğini, latince kelimelerin tırnak içinde veya italik olarak yazılmasının yeterli olacağını belirtiyor.

- son olarak, curriculum vitae latincede ligatür kullanılarak (bu örnekte a ve e harflerinin birleşmesi sonucu) curriculum vitæ olarak yazılır.


*latinismo kelimesi ispanyolcadır ve ispanyol dilinde latincenin etkilerini belirtmek üzere kullanılmaktadır. ispanyollar bunun yanı sıra arabismo (arapça etkisi) ve anglicismo (ingilizce etkisi) terimlerini de sıklıkla kullanır. ilerleyen süreçlerde ispanyolcadaki latinismo ve anglicismo hakkında da birkaç başlık eklemeye çalışacağım. ama öncesinde latince hayaletlerinin avcılığına bir süre daha devam edeceğiz.


¡hasta luego!

Uzayan Cümleler 4

basit bir cümleyi alıp orasından burasından çekiştirerek genişlettiğimiz uzayan cümleler serisinin dördüncüsüyle birlikteyiz. bu yazıda, diğer yazılardan farklı bir çalışma yapalım istiyorum. başlamadan önce kalem kağıt alırsanız karşılıklı ilerleyebilir, kendi cümlelerimizi genişletebiliriz. aşağıya üç cümle yazacağım. bu cümlelerden birini ben seçeceğim, siz de geriye kalan iki cümleden birini seçerek atacağım adımlarda bana eşlik edebilirsiniz. her adımda nasıl bir işlem yaptığımı açıklayarak ilerleyeceğim ve size cümlenizde kullanmanız için bazı ögeler önereceğim.


1- mi hermano trabaja - kardeşim çalışıyor
2- tu amigo estudia - arkadaşın ders çalışıyor
3- su perro corre - köğeği koşuyor

ben bir numaralı cümleyi alıyorum ve ekleme işlemlerine başlıyorum. her adımda bir öge ekleyerek ilerleyeceğim ve sizden eklediğim ögeyle aynı türde bir ögeyi kendi cümlenize eklemenizi isteyeceğim. yani ben cümleye bir sıfat eklersem sizden de bir sıfat seçip eklemenizi isteyeceğim.

adım 1:

mi hermano trabaja en el hospital - kardeşim hastanede çalışıyor

birinci adımda bir sustantivo yani isim seçtim ve seçtiğim bu ismi cümleye yer edatlarından "en" ile bağlayarak kardeşimin nerede çalıştığını bildirdim. şimdi sıra sizde. iki numaralı cümleyi seçtiğinizi varsayarak "arkadaşın x'te ders çalışıyor" anlamı sağlayacak şekilde bir cümle kurun. mesela arkadaşın kütüphanede ders çalışıyor veya arkadaşın evde ders çalışıyor gibi bir cümle kurun. cümleyi tamamladıktan sonra ikinci adıma geçebilirsiniz.

adım 2: 

mi hermano trabaja ocho horas en el hospital - kardeşim hastanede sekiz saat çalışıyor.

bu adımda kardeşimin ne kadar süre boyunca çalıştığını, mesaisinin ne kadar sürdüğünü belirtmek için "ocho horas", yani "sekiz saat" öbeğini ekledim. bu adımı atarken bazı arkadaşların kafasında "bu ocho horas öbeğini illa araya mı eklemeliyim, sondan ekleye ekleye gidemez miyim?" sorusu belirmiş olabilir. sona da ekleyebilirsiniz bu bir soruna neden olmayacaktır. isteseydim bu cümleyi mi hermano trabaja en el hospital ocho horas" şeklinde de söylesem bir sorun olmazdı. yine ikinci cümleyi seçtiğinizi varsayarak "arkadaşı kütüphanede x süre ders çalışıyor" gibi bir cümle kurabilirsiniz. cümleye çeşitlilik katmak ve benim yaptığım değişikliklere çok da benzemeyen değişiklikler yapmak isterseniz alternatif kelimeler kullanabilirsiniz.

durante: boyunca
más o menos: aşağı yukarı
.

adım 3:

mi hermano trabaja ocho horas en el hospital para ganar dinero- kardeşim para kazanmak için hastanede sekiz saat çalışıyor

bu noktada kullandığım "para-için" edatını kullanarak cümleye bir nedensellik ekledim. kardeşimin sekiz saat boyunca hastanede çalışmasının altında yatan motivasyonu açıkladım. bu adımda lütfen edatı sabit tutalım ve "para" edatı + mastar fiille cümleyi uzatalım. örnek olarak "arkadaşı, sınavı geçmek için kütüphanede iki saat boyunca ders çalışıyor" gibi bir cümle denenebilir.

adım 4: 

mi hermano trabaja cada día ocho horas en hospital para ganar dinero - kardeşim para kazanmak iççin hergün sekiz saat hastanede çalışıyor

dördüncü ve son adımda kardeşimin çalışma eylemini yapma sıklığını belirtmek için hergün anlamına gelen "cada día" öbeğini ekledim. bu adımda siz isterseniz aşağıdaki öbekleri kullanabilir veya kendi öbeklerinizi oluşturabilirsiniz.

los lunes: pazartesileri
los fines de semana: hafta sonları
entre samana: hafta içi

örnek olarak şöyle bir cümle kurabilirsiniz " arkadaşı, sınavı geçmek için, pazartesileri iki saat boyunca kütüphanede ders çalışıyor".


yaptığınız cümleleri yorum olarak yazarsanız gerekli düzenlemeleri yapmak için elimden geleni yaparım. buna ek olarak hiç dokunmadığımız, konu mankeni misali yukarıda bekleyip duran el perro cümlesine de bu dört adımı uygulamayı deneyebilirsiniz.

serinin beşinci yazısında görüşmek üzere.



Latincenin Hayaletleri - I

latince uzunca bir süredir ölü diller kategorisinde bulunuyor. buna rağmen dünyanın farklı noktalarında hala latince kelimeler, terimler, tanımlamalar, özellikle politikada, iş hayatında, sanatta, askeri literatürde ve gündelik dilde kendine yer bulabiliyor.

bir eylemi "de facto" olarak gerçekleştirdiğini ifade eden kişi, bundan yaklaşık 2500 yıl kadar önce de kullanılan bir terimi aynen tekrarlayarak zamanın olağan akışında bir çatlak oluşturur ve o çatlaktan latincenin tunikli, togalı hayaletleri dışarı süzülür. geldikleri yere iade etmek gibi bir motivasyona sahip olmaksızın, bu hayaletleri yakalamaya, togalarından çekiştire çekiştire ne anlama geldiklerini öğrenmeye çalışalım.

1- casus belli

gazetelerde, televizyon haberlerinde karşımıza çıkabilen bu terim, savaş nedeni anlamına geliyor. ingizlerin "kasuz belay" olarak telaffuz ettikleri bu terim latincede "kasus belli" olarak telaffuz ediliyor. türkçe gibi okuduğumuzda sanki bir casus varmış da sonra onun kim olduğu belli olmuş gibi bir anlam çıktığı için ilk okuduğumda da meselenin ortaya çıkan bir casuslukla ilgili olduğunu düşünüp uluslararsı ilişkilerde bir yıpranmaya neden olabileceğini düşünmüştüm. bir noktada haksız da sayılmazmışım.

örneğin, birinci dünya savaşı öncesi franz ferdinantın gözünü milliyetçilik bürümüş gavrilo princip tarafından alnının çatından vurulması avusturya-macaristan imparatorluğu için sırbistana karşı bir casus belli yani savaş sebebi olmuştur.

daha güncel bir örnek vermek gerekirse; ikiz kulelere gerçekleştirilen uçaklı saldırı amerika tarafından bir casus belli olarak kabul edilmiştir.

2- carpe diem

kullanıla kullanıla suyu çıkarılan latince hayaletlerinden biridir. günün tadını çıkar, anı yaşa anlamlarına gelmektedir ve adamsendecilik propagandasının en etkili araçlarından biridir. üzerinde daha fazla durmayacağız.

3- alter ego

alter (diğer-otro), ego (ben, yo) kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuş olan, bir ben vardır benden içerü manasına gelen bir psikoloji terimidir ve iki bin beş yüz yıllık latince hayaleti görevini gündelik hayatımızda başarıyla ifa eder.

-aşağıda spoiler var-
-aşağıda spoiler var-
-aşağıda spoiler var-
en bilindik alter ego örnekleri olarak süpermen, betmen, örümcek adam sayılabilir. tyler durden da anlatıcının alter egosudur.
-yukarıda spoiler var-
yukarıda spoiler var
yukarıda spoiler var




4- deus ex machina

günümüzde daha çok sinema ve tiyatro terimi olarak kullanılan bu kavram, çözülmesi imkansız gibi görülen durumların olay akışında bir tesadüfe, beklenmedik bir gelişmeye bağlı olarak, akla pek yatmasa da, çözülmesi anlamına gelir.

terimin bire bir çevirisi "makinedeki tanrı" anlamında gelmektedir. etimolojisine baktığımızda, antik  roma ve grek tiyatrolarında kahramanların en çaresiz kaldığı anlarda, bir vinç düzeneğine (makine) bağlanmış olarak gök yüzünden inen tanrılar, melekler tarafından bütün sıkıntıların giderilmesi ve seyircilere mutlu sonun sunulması hikayesini görürüz. antik roma ve grek tiyatrosuna ilk eleştiriler de yine taa o zamanlarda yapılmış ve "böyle saçma sapan son mu yazılırmış, euripides çok bozdu cık cık cık" söylemleri almış başını yürümüş. hatta "insan iki şeyi saklayamaz; sarhoş olduğunu ve aşık olduğunu" sözüyle meşhur olan tiyatro yazarı antiphanes bu konuda iğneleyici bir şiir bile yazmıştır. çevirisi "aşağı yukarı" aşağıdaki gibidir.

ne diyeceklerini bilmediklerinde
eseri büsbütün berbat ettiklerinde
tatmin eder izleyiciyi
parmak gibi havaya kalkan makine

eleştirilere aristo, eflatun ve çok uzun yıllar sonra niçe de destek vermiş "olmaz olsun böyle senaryo" yakınmasına ses katmışlardır.

nip/tuck dizisini izleyenler bilir, şean eski hemşiresiyle tek gecelik ilişki yaşar. kadın ilişkiyi sean'ın karısına anlatmakla ve hatta polise gidip "bana tecavüz etti" diye şikayetçi olmakla tehdit eder. konuşurken sokağa çıkarlar ve kadına bir otobüs çarpar. kadın ölür sean bu dertten deus ex machine tekniğiyle kurtulur.

deus ex machine düzeneği

5- ecce homo
yukarıda sıralananlar kadar sık kullanılmamakla birlikte benim en sevdiğim latince kavramlardan biridir. en meşhur ecce homo cümlesi bundan tam olarak 1988 yıl önce, roma'nın yahudiye eyaleti valisi pontus pilatus tarafından, yeruşalim'de yani kudüs'te söylenmiştir. biraz kavramın içeriğinin tam olarak anlaşılmasını sağlamak, biraz da gevezelik etmek amacıyla olayı biraz daha geriden alarak anlatalım.

isa'dan önce altmışlı yıllarda, kabına sığmayan roma imparatorluğu, birinci yahudi-roma savaşını kazanıp bölgesi hakimiyeti altına alır ve valiler aracılığıyla yönetmeye başlar. isa doğup otuzlu yaşlarına erişir ve peygamberlik alametleri ve değişik değişik mucizler göstermeye başlar. hastları iyileştirir, su üzerinde batmadan yürür, beş ekmek üç balıkla binlerce insanı doyurur üstüne küfeler dolusu ekmek ve balık artığı toplatır, körlerin gözünü açar, kötürümleri yürütür hatta lazar'ı (lazarus) ölümden diriltir (bana kalırsa isa'nın en büyük mucizesi otuzundan sonra on iki yeni arkadaş edinebilmiş olmasıdır).

bu mucizler ve peygamberlikler sırasında ben yahudilerin beklediği mesih yani kurtarıcıyım diye propaganda yapmaya da başlayınca dönemin ileri gelen yahudi din adamları tarafından tehdit edilir. sen kim mesih olmak kim diye saldırıya başlarlar. aslında ellerinden gelse hemen ortadan kaldıracaklardır ama roma hakimiyeti vardır. roma valisinden izin almadan sinek bile kovalamaları yasaktır. bu yüzden bir neden bulmaya ve onu roma'nın gözünde de suçlu duruma düşürmeye çalışırlar. bu çabalar içinde en meşhur ve bana kalırsa en kıvrakça olanı romalı askerlerin ve yetkililerin de bulunduğu bir ortamda isa'yı durdurmak ve "sen her şeyi çok iyi biliyorsun ya, yahudilerin kurtarıcısısın ya, şimdi söyle bize bakalım yahudi milletinin roma'ya vergi vermesi doğru mudur?" diye sorarlar. isa "evet, doğrudur" dese "bakın yahudilerin vergi vermesine laf etmiyor ama kendisini yahudilerin kurtarıcısı diye ortaya atıyor" diye karalama faaliyeti başlatacak ve isa'nın bütün karizmasını çizmiş olacaklardır. tersine isa "hayır, caiz değildir" dese roma askerleri yakasından tuttukları gibi götürece ve cezalandıracaklardır. her iki durumda da karlı çıkacağını düşünen din adamları ve ileri gelenler avuçlarını sıvazlarken isa onlardan, kendine bir para vermelerini ister. uzatılan madeni parayı kalabalığa doğru kaldırıp "paranın üstünde kimin resmini görüyorsunuz?"diye sorar. paranın üzerinde roma imparatoru sezar'ın resmi vardır. doğal olarak "sezar'ı görüyoruz" derler. bunun üzerine isa tarihte benzeri görülmemiş bir zeka kıvraklığıyla "sezar'ın hakkını sezar'a, tanrı'nın hakkını tanrı'ya verin" diyerek yoluna devam eder.


"paranın üzerinde kimin resmi var?"

bu gibi denemelerde hep başarısız olan yahudiler en sonunda bozgunculuk çıkarır, "bu adam roma'ya karşı çıkıyor, kendisini yahudilerin mesih'i olarak gösteriyor" diye şikayet edip ortalığı velveleye verir. mesih kelimesi aynı zamanda yahudilerin kıralı olacak kişi için kullanıldığından yargılamanın yolu açılır. vali pontus pilatus isa'nın suçlu olmadığını düşünmektedir. karısı da bir rüya gördüğünü, bu adamın suçsuz olduğunu ve cezalandırılmaması gerektiğini pilatus'a anlatır. ama yahudiler isyan etmektedir ve bu eyalet yönetimi için başarısızlık anlamına gelecektir. pilatus romalılara bir öneride bulunur. "sizin bir geleneğiniz var, ben de bu geleneğe göre fısıh bayramlarında sizden bir suçluyu affedip size teslim ediyorum. bu fısıf bayramı için isa'yı affetmeyi öneriyorum" der. topluluk "onu istemeyiz, bize barabas'ı ver" diye yanıtar. barabas bir hayduttur. bir haydutun salıverilmesini isteyen topluluk karşısında artık daha fazla diretemeyeceğini anlayan pilatus isa'yı işaret ederek "ecce homo", yani "işte insan" der.

bu cümle o kadar etkilidir ki, hala isa'nın çile çektiğini, çarmıh taşıdığını, kafasına dikenden örülmüş bir taç takıldığını, kırbaçlandığını gösteren tablolara genel olarak "ecce homo" adı verilir. naturmort gibi bir terim olarak kullanılır sanatta.



Pilatus aşağıda bekleyenlere doğru bağırıyor "ecce homo" gelin alın!


latince'nin hayaletlerinin peşinde koşmaya bu serinin başka yazılarında devam edeceğiz. şimdilik bu kadar.

carpe diem!

İspanyolca isimler, değişik değişik isimler

isimleri kısaltarak veya aradaki yakınlığı, samimiyeti ifade etmek için farklı formlara sokarak telaffuz etme durumu sadece bizim kültürümüze özgü değil. bir çok dilde aynı durum mevcut. insanların ispanyolcaya olan sempatisini ve yönelimini arttırmak suretiyle gelirime katkıda bulunduğu için hayli müteşekkir olduğum la casa de papel dizisinde profesor, kendisine takma ad olarak salvador'un kısaltması olan salva adını seçmişti. ekip arkadaşlarını soyguna suratlarında salvador dali maskesiyle gönderdikten sonra kendisi için takma ad olarak salva'yı seçmesi, zekasından kuşku duyulamayacak olan raquel'e kendisini bu adla tanıtması, profesörün aslında ekiple olan bağının hiç kopmayacak türden bir bağ olduğunu, zira ekibin bütün üyelerinin bir salva, bir profesör olduğunu ima etmek içindi belki de. bu bağlamda, profesör, bir yönden operasyonun beyni olarak işlev görürken diğer taraftan ekipten biri olduğunu, onlardan üstün olmadığını, soygunun bir "hayvan çiftliği" replikasına dönüşerek sonlanmayacağını göstermek istemekteydi. soygunu yapmak için binaya girenlerle dışarıda olanı, yani içeriyi ve dışarıyı aynılaştırma, bütünleştirme, kader ortaklığını sürdürme çabasının bir simgesiydi salva adı. profesörün bu yaklaşımı bize... konudan saptım yine. kimse de uyarmıyor!




tükçe'de bir ismi kısaltılmış veya samimileştirilmiş haliyle söylemek için, genellikle ismin belirli harfleri atılır ve kelime sonuna -o seslisi eklenir. süleymandan sülo, ibrahimden ibo, hüseyinden hüso türetilir. ismi sonuna o ekleyerek kısaltmanın yanısıra türk dilinde "i" harfiyle biten ve "ş" harfiyle biten kısaltmalar da sıklıkla görülebilir. bunlara örnek olarak; ibrahim-iboş, fatma-fatoş, sadettin-sadi, seyfettin-seyfi, neslihan-nesli, ozan-ozi, mustafa-musti, suzan-suzi (türküsü çok hoştur) gibi kısaltmalar verilebilir. bu kısa formların bazıları kendi başlarına (veya başlı başlarına) isimler olarak da kullanılabilmektedir.

isimlerin gündelik dilde kısaltılmasında, kullanılan kısa ismin, kısaltılan isimden genellikle birden fazla harf almasına bağlı olarak kolaylıkla anlaşılabilmekte/anlatılabilmektedir.(veya anadil olarak öğrendiğimiz için bu gibi konular bize kolay gözükmekte, dışı bizi içi türkçe öğrenmek isteyen yabancıları yakmaktadır. ilginç bir noktaya geldi söz. anadil olarak öğrenilen dilin kolay olduğunu düşünmek, gramerinin basit olduğu yargısına varmak anlaşılabilir bir durum. biz anladığımız için türkler yavaş, anlaşılır konuşuyor gibi geliyordur belki de. ispanyolca ile ilgili klişe cümlelerde ikinci sırada "ispanyollar çok hızlı konuşuyor" cümlesi gelir. birinci sıra "melodik bir dil" cümlesi gelir, klişe (ama haklı). türkçe öğrenen bir ispanyolla konuşsak, muhtemelen "türkler çok hızlı konuşuyor" diyecektir. parantezi burada kapatmam gerekiyor ama siz, aşağıdaki videodan sonra kapanmış varsayın lütfen.)




ispanyolca hakkında konuşmak gerekirse; ispanyollar ve latinler de, tıpkı bizim yaptığımız gibi, isimlerin belli bir kısmını atarak farklı formlar üretiyorlar. salvador-salva, margarita-marga, santiago-santi, teresa-tere isimleri bu duruma örnek olarak verilebilir. fakat bizdeki durumun aksine, kastilya dilindeki bazı isimler öylesi değişimler geçirir ki, "yuh yani" tepkisini hak eder. bu yazının asıl konusu ispanyolca öğrenenleri bu hususta bilgilendirmek ve arkadaşlık kurdukları ispanyolların ve latinlerin gerçek isimlerinin ne olduğunu bilmelerini sağlamaktır. yani buraya kadar yazdıklarımı okumasanız da olur :)



isim
kafka'ya "dönüşüm budur!" dedirten hali
jose
pepe (¿ne alaka?)
francisco
paco
ignacio
nacho
concepcion
concha
dolores
lola
manuel
manolo (bu yine anlaşılıyor)
enrique
quique
alfonso
poncho
jorge
coco
consuelo
chelo
isabel
chabela





Sinema Tarihinin Meşhur Cümleleri - İspanyolca

Bence bu güzel bir arkadaşlığın başlangıcı.
Presiento que éste es el comienzo de una hermosa amistad.
-Casablanca-


Ona reddedemeyeceği bir teklif yapacağım.

Le haré una oferta que no podrá rechazar.
-Baba-

















Kaptan, Kaptanım!

¡Oh capitán, mi capitán!
-Ölü Ozanlar Derneği


Koş Forrest, Koş!
¡Corre Forrest Corre!
-Forrest Gump-

























Günaydın Prenses!

¡Buenos días, princesa¡
-Hayat Güzeldir-
















Ölü insanlar görüyorum.

En ocasiones veo muertos.
-Altıncı His-





Dövüş kulübünün ilk kuralı, dövüş kulübünden bahsetmemektir.

La primera regla del Club de Pelea es:No hables sobre el Club de Pelea
-Dövüş Kulübü-





Güç seninle olsun!

¡Que la fuerza te acompañe!
-Yıldız Savaşları-




























Houston, bir sorunumuz var.
Houston, tenemos un problema.
-Apollo 13-








eklemek istediğiniz replikleri yoruma bırakırsanız yazıyı editleyebilirim.