İspanyolca ile ilgili bir çok şey

İspanyol Ressamlar ve Tabloları - I (Goya - Saturno Devorando a Un Hijo)

"ispanyol diline ve ispanyol kültürüne ilgi duyanların kürkçü dükkanı olan ispanyolca defterinden yepyeni bir yazı dizisi daha", "yazıyor! yazıyor çocuklarını yiyen satürnün hazin hikayesini yazıyor." 
bu aralar birden fazla seri başlattığımın farkındayım. bunlar ne kadar sürekliliğe sahip olur bilmiyorum ama fırsatım oldukça, (alt metinde, "motivasyonum oldukça") bu serilere yeni başlıklar girmeye devam edeceğim. belki düzenli aralıkla yazmayı başaramayacağım, bir serinin ikinci başlığını bir-iki yıl sonra girebileceğim ama olsun. sayfa bu duruma, yani unutulmaya ve sonrasında tekrar hatırlanmaya, buradan bakıldığında okuyucunun değil de yazarın kürkçü dükkanı olduğunu ispatlamaya alışık ne de olsa. bu seride, başlıktan da anlaşılacağı üzere, ispanyol ressamların önemli eserleri hakkında genel bilgiler vererek ispanyol kültüründen küçük küçük seçkiler paylaşacağım. çerez tabağındaki antep fıstığı, kaju ve bademi ayıklarken gösterdiğim özene benzer bir şekilde, öncelikle en tanınan ressamların en bilindik eserlerini seçeceğim. serinin ilk yazısı francisco goya’nın “saturno devorando a su hijo - çocuklarını yiyen satürn” isimli bir tablosuyla ilgili olacak. 

goya veya tam adıyla francisco josé de goya y lucientes

cüsseli, saçı sakalı ağartmış yaşlı bir insanın, ellerinin arasında tuttuğu küçük bir insanı yediği anı gösteren tablo aslında bir tablo değil, duvar resmidir. goya tarafından, yaşadığı evin duvarlarına çizilen ve karamsar görünümlerinden dolayı pinturas negras (kara resimler) olarak adlandırılan, on dört duvar resminden oluşan koleksiyonun en bilinen parçasıdır "çocuklarını yiyen satürn".
resim, iktidarın acımasız yönünü, mitolojik söylentilere gönderme yaparak, rahatsız etmeyi amaçlayan bir tarzda insanlara sunmaktadır.
annesinin yardımıyla, kendisi gibi bir titan olan babasını iktidardan düşüren satürn’ün (yunan mitolojisinde kronos olarak bilinir) dünyayı yönettiği, huzur ve mutluluğun egemen olduğu döneme mitolojide “altın çağ” adı verilir. her şeyin mis gibi gittiği bu dönemde satürn’ün kulağına bir kehanet çalınır. kehanete göre satürn’ün iktidarı, kendi çocuklarından biri tarafından sona erdirilecektir. bunun üzerine satürn, bütün çocuklarını yemeye başlar.
senaryo aslında çok tanıdık. satürn’den-musa’ya kadar binlerce benzer hikaye anlatılmış, büyüdükten sonra kendisini yerinden edeceği söylenen kişiyi ortadan kaldıran ve "ne olur ne olmaz, işi sağlama alayım ben" diyerek, kehanetteki çocukla aynı yaşta ve cinsiyette olan bütün çocukların öldürülmesi emrini veren hükümranları ve çocuklarını kurtarmak için tek çözüm olarak bir sepete koyup suya salmayı akıl eden anne-babaları duymayanımız yoktur. zira zalim hükümranın hışmından kurtarılmak için sepete konulan ve akarsulara bırakılan çocukların daha sonra kahraman olarak geri dönmelerini ve iktidara yükselmeleri hakkında efsaneler dünyanın neredeyse bütün kültürlerinde, inanışlarında anlatılmaktadır. bu mitolojik söylence de bu minvalde ilerleyecek, satürn’ün karısı gizli bir doğumla zeus’u dünyaya getirecek ve bu doğumu satürn’den gizleyecektir. yıllar sonra zeus önderliğindeki olimposlu tanrılar, insanlara işkence etmekten zevk alan titanları, on bir yıl süren titan savaşlarının ardından devirecek ve iktidarı alacaktır.

goya’nın yaşadığı dönem, avrupa’nın sosyal, ekonomik ve politik bakımdan stabil olmadığı bir zaman dilimine denk gelir. uzun bir süre saray ressamı olarak çalışması nedeniyle saray çevresiyle, dolayısıyla iktidarla içli dışlı bir hayat geçiren ve iktidarın çok yakınında bulunan goya, napolyon savaşlarında ve bonopartçı ispanyollar ile ispanyol milliyetçileri arasındaki iç savaşta, iktidar isteğinin acımasızlığını birinci elden gözlemleme fırsatı bulur.
savaşlardan, iktidar hırslarından yorulan, eh birazcık da yaşlanan ressam, madrid yakınlarında sakin bir bölgede, çayırlara bakan bir ev satın alarak bir nevi inzivaya çekilir. bu evin bir önceki sahibi de goya gibi sağır olduğu için ve “quinta de sordo – sağırın evi” adı verilmiştir. evi satın aldıktan sonra, "parasını bastım aldım, ev sahibi derdi de yok. kafama göre boyarım her tarafını" diye düşünmüş olacak ki evin boş bulunan neredeyse bütün duvarlarına, dönemin ve kişisel yaşanmışlıkların karamsarlığını, yer yer mitolojik göndermeler de kullanarak işlemeye başlar. “saturno devorando a un hijo” çalışması ile kendi çocuklarını yiyen iktidar anlayışının mitolojik çağlardan bu yana değişmediğini, iktidar kavramının özünün değişemeyeceğini göstermeyi amaçlar. fakat, bana göre, tarihin en büyük sanatsal sansürlerinden birine uğrar. zira quinta de sordo’nun duvarında, çocuğunu yerken yarı erekte olarak resmedilen satürn’ün penisi, duvar resminin tuvale aktarılması sırasında söz konusu bölge karartılarak yok edilir. böylelikle, kara resimleri çizdiğinde yaklaşık 75 yaşında olan ressamın, iktidar ve cinsellik, iktidar ve ereksiyon ve iktidar ve erillik bağlantılı eleştirisi, tamamen ortadan kaldırılmasa da, ciddi anlamda tahrip edilir.

meraklısına notlar:
* kara resimlerin "quinta de sordo" içerisindeki dağılımı hakkında bir görsel için aşağıdaki bağlantıya tıklayabilirsiniz.
** siyasi literatürümüze “her devrim, önce kendi çocuklarını yer” olarak giren cümle ilk olarak, alman yazar georg büchner tarafından yazılan ve fransız devrimini konu alan “danton'un ölümü” isimli oyunda, “ihtilal saturn gibidir, kendi evlatlarını yer" denilerek kullanılmıştır.


saturno devorando a un hijo

1 yorum:

Acción Poética

Acción Poética

Joyas de America Latina

Joyas de America Latina
Alfredo Zitarrosa

Un poco de humor, por favor

Un poco de humor, por favor