Röportajlar serisinin bu yazısını Meksika'lı sanat eleştirmeni Avelina Lesper'in La Vanguardia ile yaptığı röportaja ayırıyorum. Çağdaş sanat olarak sunulan garabete, tıpkı Don Kişot'un yeldeğirmenlerine saldırdığı gibi saldıran Avelina'nın birçok söyleşisini ve eleştiri videosunu youtube kanalında bulabilirsiniz. Keyifli okumalar.
Avelina Lesper: "Çağdaş sanat dedikleri bir sahtekarlıktır"
Birkaç yıl önce, bir Alman müzesinde temizlikçi olarak çalışan ve işine son derece özen gösteren bir kadın, sergilenen eserlerden birinde bulunan korkunç lekeleri temizlemek için elinden geleni yaptı. Bu lekelerin sanatçı Martin Kippenberger'in 800.000 Euro değerindeki Wenn es anfängt durch die Decke zu tropen (Tavan damlamaya başladığında) -dipnot 1- adlı eserinin önemli bir bileşini olduğunu hiç düşünmemişti. Dortmund'daki Ostwald Müzesi (Müzeyi Google'da arayınca ilk çıkan sonuçlar bu olayla ilgilidir. Yani olayın popülerliği müzenin resmi web sitesinin de üzerine çıkmıştır), “temizlik personelinin ne tür bir eğitim aldığı konusunda bir an önce netlik sağlamaya çalışıyoruz” açıklamasında bulundu. Meksikalı sanat eleştirmeni Avelina Lésper'e göre, bu mütevazı işçi temizlik konusunda büyük bir duyarlılığa sahip olmasının yanı sıra, müthiş bir sağduyuya da sahipti. Latin Amerika'daki çeşitli medya kuruluşlarıyla çalışan ve El Milenio visto por el Arte adlı televizyon programının yönetmeni olan Lésper, Duchamp'ın pisuvarı -dipnot 2- gibi gündelik nesnelerin kullanıldığı ready-made sanatından geçici performanslara kadar çağdaş sanata karşı en yüksek sesle eleştirilerde bulunan isimlerden biridir.
- Çağdaş sanatı bir kelimeyle nasıl tanımlarsınız?
- Sahtekarlık.
- Lütfen biraz açın…
- Estetik değerlerden yoksundur ve gerçek dışı unsurlara
dayanmaktadır. Bir yandan, imkansız olan bir şeyi, yani bir nesnenin
gerçekliğini kelimelerle değiştirmeyi amaçlar; onlara görünmez özellikler ve
doğrulanması mümkün olmayan değerler atfeder. Üstelik, bunları sanat olarak
kabul edip özümsememiz beklenir. Dini bir dogma gibidir.
- Peki diğer yandan?
- Diğer yandan da bir sahtekarlıktır çünkü çoğu durumda
değişken ve yapay olan piyasa tarafından desteklenmektedir. Eserlere yapay
değerler biçilir, amaçlanan şu şekilde düşünmenizi sağlamaktadır: “90.000 Euro
değer biçiliyorsa bu gerçekten bir sanat eseri olmalı”. Bu fiyatlar tamamen
balondur, tıpkı bir zamanlar emlak sektöründeki balon fiyatlar gibi.
- Peki bu balon patlayacak mı?
- Patlaması gerekiyor. Martin Creed'in tuvalet kağıtlarını
kullanarak yaptığı kulenin fiyatı 90.000 Euro. -dipnot 4- Burada önemli olan eser değil,
onu satın alarak ekonomik olarak neyin kanıtlandığıdır.
- Murillo veya Picasso satın alanlar?
- Eski tablolar üzerinden spekülasyon yapamazsınız çünkü
onların sayısı çok azdır. Diğer taraftan, çağdaş sanat eseri adı altında
sunulan bu eserler dakikalar içinde üretilebilir. Bazıları zaten fabrikalarda
üretiliyor.
- Estetik değerlere sahip güncel eserlerle spekülasyon
yapılamaz mı?
- Sanat zaman alır. Antonio López'in bir tabloyu
bitirmesi... Ressamın veya heykeltıraşın eserlerini tamamlamasını
beklemelisiniz. Diğer taraftan, sanat yetenek ister, sanatçının bu yeteneğini
eser aracılığıyla iletmesini gerektirir. Güncel sanatta, sanatçıların herhangi
bir meziyete sahip olmalarına gerek yok.
- Bir örnek verebilir misin?
- Duchamp ready-made'ini yaptığında, tüm sanatçıları
entelektüel sürecin dışına itti. Herhangi bir obje sanat eseri haline geldi. Bu
bakış açısıyla, şöyle etrafına bakıp kaç tane sanat eserine sahip olduğunu
söyleyebilir misin? Etrafındaki her şey bir sanat eseri olabilir. Bu mantıkla
ilerlediğinde, bir sanatçının kendini geliştirmesine, yeteneğini sergilemesine
ve ortaya bir ürün koymasına gerek kalmaz. Sanatta en zor olan kısımlar bunlardır
ve bunlar devre dışı kalır. Başka bir örnek olarak Santiago Sierra'nın
ready-made'ine bakabiliriz. Şunu söylüyor: “Bu Hindistan'dan gelen bir bok
kutusu”. Aman ne etkileyici!
-En azından bir tanımlama yapıyorlar…
- Eleştirmen Arthur Danton şöyle demişti: “siz objelerinizi
getirin, eseri düşünme işini filozoflara bırakın”. Eğer konu olarak bok
kutusunu seçersen, komisyon üyesi gelip konuşma hazırlayacak ve sana
sefaletten, bok toplayan en alt kastlardan bahsedecek... tamamıyla sosyal ve
ahlaki bir gerekçe üretecek. Eğer birisi kalkıp bunun estetik değerlerden
yoksun olduğunu söylerse, otomatik olarak sosyal mesaja karşı çıktığı ileri
sürülecek. Bu yönüyle de bir çeşit sanatsal şantaj var. Sunduğu şeyi sanat
olarak kabul etmemiz için bu tarz söylemleri kullanıyorlar. Söylediklerini
kabul etmediğindeyse, ona karşı olduğunu veya cahil olduğunu ileri sürüyorlar.
-Sosyal eleştiri, sanat tarihi boyunca sürekli artarak
ilerlemiştir...
- Öyle, ama eserin değeri buna bağlı değil. Goya'nın 3 Mayıs
İnfazları adlı eseri, sanatsal açıdan değerlidir, çünkü bu resim, yapıldığı
dönemde çok önemli ve son derece modern bir eserdir. Günümüzde de modern olmaya
devam etmektedir. Bu yüzden Goya'nın bir tablosu, söylemden daha değerlidir.
- Sanat ile mesaj karıştırılıyor mu?
- Günümüzde sanat sadece bir mesajdan ibaret. Sanat yok,
sadece broşürler var. Müzeler olmasa bu eserler kendilerini var edemezler.
Paradoksal bir biçimde, eserler katalogda gerçekte olduklarından daha iyi
görünüyorlar. Performans sanatçılarından bahsetmeye gerek bile yok, yaptıkları
şeyin sadece fotografik kaydı var çünkü yaptıkları şeyin geçici olduğunu
söylüyorlar... her ne kadar 700 kez aynı şeyi tekrarlasalar da. Bunlar sadece
kataloglarda ve küratörlerin ve estetik uzmanlarının söylemleri ve teorilerinde
var olan eserlerdir. Bunlar lüks eşyalardır, yeni bir tüketim biçiminin
metalarıdır.
- Çoğu sıradan insan, çağdaş sanatı sevmez çünkü onu
anlamakta zorlanır...
- Çünkü anlayacak bir şey yok. Bu sanat, onu özümsemenizi ister,
tartışmanızı değil, tam da bu yüzden dogmatiktir. Tıpkı bir din gibidir, sizden
onu anlamanızı değil, ona inanmanızı ister. Amaç, zekamıza boyun eğdirmektir.
Onlara göre hata yapan kişi izleyicidir, sanatçı ve eseri kusursuzdur. Eğer
onun estetik değerlerden ve zekadan yoksun olduğunu, sana hiçbir şey
sunmadığını ve katmadığını söylersen, o zaman sana "sen cahil bir
insansın" derler.
- Sanatın ne olduğuna kim karar veriyor?
- Bu karar, kurumlar, müzeler, üniversiteler arasında
gelişigüzel alınır... Bu da, akademinin sanatıdır. Akademinin sanatının
bağımsız ve özgür olduğu söylentisi yalandır.
- Sübvanse mi ediliyor?
- Kesinlikle, devlet sübvansiyonları olmadan yaşayamaz.
Parazit bir sanat. Çağdaş sanat yapıyorum diyenlerin çoğunluğu geçimini
devletten sağlar.
- Halkın hiçbir etkisi yok mu?
- Yok. Tam da bu yüzden, çağdaş sanatın sosyal amaçları
olduğunu ve ahlaki hedefler taşıdığını söylemek demagojiden başka bir şey
değildir. İnsanları reddeder, çünkü onlara göre insanlar cahildir. Bu sanat
insanlardan değil, kurumlardan ve spekülasyondan beslenir.
- Günümüz toplumunu yansıttığını söyleyebilir miyiz?
- Yansıtmak, teşhir etmekten çok farklıdır. Onlar
yaşadıkları toplumu asalak gibi sömürürler, bunu en iyi Madoff yansıtmaktadır.
Her ikisi de kapitalizmin ekonomik spekülasyon yoluyla yarattığı aynı sosyal
yalanın parçasıdır. Çağdaş sanat, kapitalizmin başarısızlığının bir parçasıdır.
- Sanattan mahrum mu kalıyoruz?
- Evet, çünkü yaratıcı sanatçılara yer yok. Macba boş olsa
bile ne gösteriyor? İspanya'da, emlak balonuyla birlikte ortaya çıkan birçok
çağdaş sanat merkezi var, bu da durumun ne kadar ciddi olduğunu gösterir. Fuar
nesnelerini veya herhangi bir ready-made'i taklit eden Jeff Koons sana ne
katabilir? Onlar malzemeyi esere dönüştürdüler. Artık savaşı anlatmak için
infazları resmetmen gerekmiyor, artık bir pankartta savaş kelimesini yazman
yeterli. Bu, soyut düşünme yeteneğinden yoksun olmak demektir. Sanat hiç bu
kadar metaforlardan arındırılmamıştı... Sorun, bilişsel bir yeteneğin yok
olmasıdır.
- Bizi aptallaştırmak mı istiyorlar?
- Kesinlikle. Bunu neden istiyorlar biliyor musun? Bunun
arkasında, hayal edebileceğiniz en sıradan şey var: para. Bu yüzden
kapitalizmin bir başarısızlığı dedim. Son yirmi yılda para için yapılan her şey
insanlığa büyük zarar vermiştir. Para için Avrupa'nın ve Amerika Birleşik
Devletleri'nin ekonomisi yok edildi, Latin Amerika'da uyuşturucu kaçakçılığı
yapıldı... ve para için sanatı da yok ediyorlar.
- Sanatla ilgili verebileceğin iyi bir haber yok mu?
- (Gülüyor). Durumun farkına vardık, bu duruma karşı kör
değiliz. Şu anda ustalık ve teknikle resim yapanlar karşı devrimci sayılıyor.
Akıllı ve yaratıcı bir direniş, sanatı besleyecektir.
- Tabii ki satılıyor ama galeriler kurumların desteğine
ihtiyaç duyuyor. Reina Sofía Arco'dan satın almayı bıraktığında, Arco iflas
etti.
- Reina Sofía, Arco'dan satın almayı bıraktı ve Picasso'yu
sergilemeye başladı...
- ...Goya'yı da, çünkü insanları çekmek istiyordu…
- Bu bir değişimin başlangıcı olabilir mi?
- Kesinlikle. Kurumların halkı dinleyeceği ve şahsi çıkarlar
için çalışmayı bırakacağı bir zaman gelecek.
- Tàpies veya Barceló gibi çağdaş İspanyol sanatçılar
hakkında ne düşünüyorsunuz?
- Barcelónun bazı etkileyici çizimleri ve suluboya resimleri
var. Tàpies abartılıyor. İspanyol sanatı
yaratıcı sanatçılardan yoksun kalmaya başladığı için onlar ortaya çıktı, Tàpies
gibi, çok sınırlı bir dil ve yaratıcılığa sahip birinin yüceltilmesi bu gibi
dönemler için normal.
- İspanyol sanatının durumunu kötü mü görüyorsunuz?
- İspanyol sanatı, analiz edilmesi gereken bir olgudur.
Dünya sanatının zirvesiydi, eşsiz katkılar sağlayan yaratıcı sanatçılara
sahipti ama böyle sanatçılar artık yok. Bununla birlikte, İspanyol
eleştirmenler sisteme bağlı ve itaatkâr. İspanya, sanat dünyasındaki yerini
kaybettiğini ne zaman fark edecek?
- Kaybettiği tek şey bu değil...
- Ancak bu çok hassas bir konudur. Sanat bizi krizden
kurtaramaz ama krize insani bir boyut katar.
Avelina Lesper'in bu röportajının İspanyolca orijinalini La Vanguardia'nın web sitesinden okuyabilirsiniz.
https://www.lavanguardia.com/cultura/20140206/54400875066/entrevista-avelina-lesper-arte-contemporaneo.html
İspanyolca Orijinalinden Çeviren: Ercan Bayraz
Çevirmen Notu: Aşağıdaki dipnotlarda bazı örneklerini vereceğim bu çağdaş sanat eserlerinin fiyatları tıpkı röportajda Avelina'nın belirttiği şekilde köpüktür ama ben bunun masum bir köpükten ziyade kara para aklamanın bir yöntemi olduğundan eminim. Sanatı karaparanın köpeği yapmak için girişilen bu yol, yine Avelina'nın belirttiği üzere süslü sözlerle teorize edilerek kendisine garip bir kitle de bulmuştur. Bu arkadaşlara kendi durduğum noktadan sesleneyim: Abi sanat manat hikaye, uyuşturucudan, sanal kumardan, forexten vurdukları parayı aklamaya çalışanların kullandığı bir araçtan başka bir şey değil çağdaş sanat, ayık ol!
Dipnot 1:
Kippenberger, altında kurumuş yağmur suyunu temsil eden ince bej renkli bir boya tabakası bulunan kauçuk bir oluk yerleştirilmiş ahşap çıtalardan bir kule oluşturmuştu. Temizlik görevlisi bunu gerçek bir leke sanarak oluğun yüzeyini temizledi. Müze sözcüsü, temizlik ekiplerinin sanat eserlerinden 20 santimetre (sekiz inç) uzaklıkta kalma talimatı aldıklarını, ancak kadının onu istihdam eden dış şirketten bu talimatı alıp almadığının belli olmadığını söyledi. “Artık eseri orijinal haline döndürmek imkansız” diye ekledi. Eser, özel bir koleksiyoncu tarafından müzeye ödünç verilmişti ve sigorta şirketleri tarafından 800.000 avro değerindeydi. Sanat müzayedelerinde ve sergilerde çalışan temizlik görevlileriyle ilgili başka bir hikaye vardır ki çok hoşuma gider. Bu hikayede "bir sanat sergisinde çalışan yaşlı kadın yerde çöp veya bir eşya bulunca küratöre gidip "bunu atabilir miyim yoksa sanat eseri mi" diye sormaktadır.
![]() |
| Söz konusu eser |
Dipnot 2:
Duchamp'ın pisuvarı dadacıların bok yemeye başladıkları noktadır.
Dipnot 3:
Martin Creed'in 90.000 Euro tutarındaki "sanat eseri" şu aşağıda görülenden ibaret. Küfür gibi bir şey.











