İspanyolca ile ilgili bir çok şey

2 Paragraf 1 Not Möbleli Etimoloji

ispanyolca finans metinlerinde en sık karşılaşılan terimlerden ikisi bienes muebles ve bienes inmuebles'tir. taşınır mallar ve taşınmaz mallar anlamına gelen terimlerde geçen mueble kelimesi türkçeye möble olarak romans dillerden*, bu dillere ise latinceden geçmiştir. romans dillere latinceden geçen mobilis kelimesi; hareket eden, hareket ettirilebilen anlamına geliyor. ev hayatının olmazsa olmaz bileşenleri olan bu parçaların taşınabilir olmasının günümüzde de önemini sürdürdüğünü düşünürsek, romalıların doğru bir kelime seçimi yaptığı söylenebilir.

bu doğru seçimin ardından kullanılmaya başlayan mueble kelimesi, romalılardan bu güne kadar süren yolculuğunda, hareketli sıfatından tamamen arınıp, möble haline, yani isim haline gelmiş, tabiri caizse yolda tebaa değiştirmiştir. güncel olarak ispanyolcada hareketli anlamına gelen movible sıfatının mueble kelimesiyle arka arkaya söylenmesi durumunda fark edilecek benzerliğin de altını çizmekte fayda var.


* not: romans dilleri, romanik diller veya roman dilleri olarak adlandırılabilen diller latin vulgar'dan türeyen dillere verilen addır. bu diller ilk olarak m.s. 500 ve 600'lü yıllarda görülmeye başlamıştır. temel olarak ispanyolca, portekizce, fransızca, italyanca ve romence romans dilleri olarak tanımlanır fakat bu dillerin yanı sıra, bu diller kadar yaygın kullanılmamakla birlikte, farklı diller de bu kategoride bulunur. ispanya için bir kaç örnek vermek gerekirse katalanca, galiçyaca (gallego), aragonca (aragones) romanik dillerdir. ispanya, fransa ve italya'da konuşulan ve katalonya'nın üç resmi dilinden biri olan oksitanca da yine romanik bir dildir.









Contracción - Kaynaşan Kelimeler (del - al)

türkçede, birleşen iki kelimeden birinci kelimenin son harfi ve ikinci kelimenin ilk harfi sesli olduğunda bu sesli harflerden birinin düşürülmesi sık rastlanan bir durumdur. cuma ve ertesi kelimelerinin birleşiminden türetilen cumartesi kelimesi bu noktada verilebilecek en iyi örneklerden biridir. bu kullanıma kaynaşma, aşınma, vokal birleşmesi gibi adlar verilir.

pazar+ertesi - pazartesi
ne + için - niçin
kahve + altı - kahvaltı

türkçede bulunan bu duruma benzeyen bir gramer olayı ispanyolcada contracción başlığı altında karşımıza çıkar. A + el bir araya geldiğinde kısalarak, kaynaşarak, aşınarak (artık hangisini tercih ederseniz) al ve de+el bir araya geldiğinde del şeklinde yazılır ve okunur.



devam etmeden önce örnekler vereyim.

yo voy al cine - ben sinemaya gidiyorum

bu cümleyi parçalarına ayıralım:

yo: ben
voy : gidiyorum (ir-gitmek fiilinin şimdiki zaman/geniş zaman birinci tekil şahıs çekimi)
al : a+el, burada a edatı yönlendirme görevi görüyor. ingilizce'de kullanılan to yönlendirme edatıyla aynı işleve sahip. el ise cine kelimesinin artikeli (articulo determinado-belirli tanım edatı). cotracción kuralı gereği al haline dönüşmüş.
cine: sinema

👀 OJO:  üzerinde tilde işareti bulunan el yani él bir artikel değildir. üçüncü tekil şahıs (eril) zamiridir ve a edatıyla birleşmez.

Un amigo de él me ha llamado
Onun bir arkadaşı beni aradı

yukarıdaki örnekte kullanılan el kelimesinde e harfinin üzerinde tilde var. bu kelimenin O anlamına geldiğini gösteriyor yani kelime artikel (tanım edatı) değil, zamir. birleşmez. biz birleşmenin olduğu örneklerle devam edelim.

örnek/ejemplo
el laberinto del fauno : pan'ın labirenti

el laberinto: labirent
del: de+el
fauno: pan (yarı keçi yarı insan görünümüne sahip mitolojik varlık)

soru: de ve el dışında contracción var mıdır ispanyolcada?
cevap: real academia española (ispanya'nın tdk'si) tarafından güncel olarak kabul edilen sadece iki contracción vardır: del ve al. vakti zamanında (okuyan da beni ispanyol dedesi zannecek) dello (de ello), deste (de este), daquí (de aquí), dacá (de acá), contral (contra el) gibi contraccionlar varmış fakat bunlar güncel olarak geçerli gramatik yapılar olarak kabul edilmiyor. bu söylediklerime ek olarak, rae (real academia española) tarafından kabul edilmemekle birlikte, insanların günlük dilde en sık kullandıkları contracción pal (para el) kaynaşmasıdır.




soru: de ve el her zaman kaynaşır mı? ispanyolca için "istisnalar dilidir, neredeyse (casi) her kuralın bir istisnası vardır" denir. bu kuralın da bir istisnası var mı?
cevap: sí. bu reglanın da bir excepción'u var. de edatından sonra gelen el artikeli bir özel isme aitse birleşme gerçekleşmez.

ejemplo/örnek:
el país bilindiği üzere ispanya'nın en çok okunan gazetelerinden biridir. şimdi el país'i de edatıyla birlikte kullanmaya çalşalım.

juan josé millás es uno de los escritores de el país 
juan josé millás el país'in yazarlarından biridir

bu cümlede el país kelimesi özel isim olduğu için de ve el birleşerek del haline gelmedi.

soru: bu kullanımların başka bir anlama gelmesi mümkün mü?
cevap: a ve el bileşiminden oluşan AL kullanımı kendisinden sonra bir mastar fiil geldiğinde "yapınca, edince, yaptığı zaman" anlamları oluşur.

ejemplo/örnek:

al salir de la puerta
kapıdan çıkınca/kapıdan çıktığı zaman

al entender la realidad
gerçekliği anlayınca

al decir la verdad
doğruyu söyleyince


Ladino - Bir Dilin Hikayesi

tarihin en büyük cumhuriyetlerinden ve imparatorluklarından biri olan roma'da yollar, katmanlar halinde, her katmanda farklı tip çakıl ve taşlar kullanılarak yapılırmış. günümüzde "roma yolları abicim, roma yolları! adamlar iki bin yıl önce ne yollar yapmışlar, hem de ozamanın teknolojisiyle" söylemiyle övülmeye devam eden bu yollar, tabii ki roma zamanında da oldukça övülmüş, hatta "mille viae ducunt hominem per saecula romam" şeklinde bir deyim bile ortaya çıkmıştır. bire bir çevirisi "bin yol var, hepsi de insanları roma'ya götürür" olan cümle zamanla kısalarak "her yol romaya çıkar" olarak söylenegelmiştir. aslında roma'nın ana yollarının sayısı 380'dir fakat bu anayollardan ayrılan arayollarla birlikte neredeyse bine yakın yoldan romaya ulaşılabilmektedir. bu yolların 34'ü romayı iberya yarımadasına, romalıların adlandırmasıyla hispania'ya bağlamaktadır zira iberia ismi aynı bölgeye greklerin verdiği isimdir. (ilginçtir, güncel olarak ispanyolcada, hem grekçeden hem latinceden geçen kullanımlarını koruyan, birden farklı şekilde ifade edilebilen kavramlar mevcut. örneklemek gerekirse bizim alfabe olarak çevirdiğimiz alfabeto kelimesinin yanı sıra aynı anlamda abecedario kelimesi de kullanılmaktadır. alfabeto kelimesi grek alfabesinin ilk iki harfi olan alfa ve beta'nın birleştirilmesiyle türetilen bir kelime. buna karşın abecedario latin alfabesinin ilk dört harfi olan a, b, c, d harflerinden türetilmiştir. iki kelime de alfabe anlamında kullanılabilmektedir, grekçe olan kullanım daha çok tercih edilmektedir. yine hispania yerine iberia, abecedario yerine alfabeto daha sıklıkla kullanılmaktadır. bunun sebebi büyük ihtimal roma imparatorluğunun çökmesiyle birlikte güç kazanan desromanización faaliyetleridir.)


roma yollarını gösteren bir harita

her yolun romaya çıktığını kanıtlarcasına, ladino'nun yolu da romadan geçiyor. ekonomik krizler, yönetimde stabilitenin bir türlü sağlanamaması, sürekli iç savaşlara ek olarak bir de barbar kavimlerin istilasına uğrayan roma imparatorluğu daha fazla direnemez ve 34 yerinden bağlı olduğu hispania topraklarını vizigotlara bırakmak zorunda kalır. vizigotlara bırakılan bu topraklarda roma yönetimi sırasında barış içinde yaşayan sefaradlar da bulunmaktadır. bu huzurlu yaşam çok uzun sürmeyecek 600 yılına doğru vizigot kralı, yahudilere biraz daha töleranslı olan aryanizmden vazgeçip "ben artık katolik oldum bütün krallığım da benim gibi katolik olsun hemen" fikrine kapılınca, yahudiler üzerinde baskı kurulan bir süreç başlayacaktır.

m.ö. 586 yılında II. nebukadnezar'ın yahudi krallığını ve I. Tapınağı yıkmasının ardından, "babil'e köle olarak gideceğime başka topraklarda kendime yeni bir hayat kurarım" diyerek yola revan olan ve ispanya topraklarında yaşamaya başlayan yahudiler, vizigotların katolik mezhebine geçmesinin ardından yaşadıkları sıkıntıdan müslümanlar sayesinde kurtulacaktır. vizigotları yenerek yarımadaya yerleşmeye başlayan araplar, yahudilere karşı daha töleranslı davranmak gerektiğine karar vermişlerdi. gerçekten de ispanya'da arap egemenliği boyunca sorunsuz yaşamaya devam ederler.

reconquista

politika durmadan kaynayan bir kazan, fokurtusuna kulak, çıkardığı buhara ten dayanmaz. ispanya'ya yerleşen müslümanların kurdukları emirlikler, halifeliliklere oradan da "taifa"lara bölünür, güç kaybeder, bu durum yarımada üzerinde yeniden hakimiyetlerini kurmak için mücadele eden hristiyanların işine gelir. reconquista; iberya yarımadasının yeniden fethedilmesi sürecine verilen isimdir. dönüm noktalarından biri de reyes catolicos (katolik krallar) olarak adlandırılan I. isabel ve II. fernando'nun evlenmesidir. ne olmuş evlenmişlerse diyenler için hemen söyleyeyim; bu evlilik sefarad'ların özellikle osmanlı'ya doğru göç etmeleri ve ladino'yu bu topraklara getirmeleriyle sonuçlanacak sürecin başlangıcı olmuştur.

yüzlerce yıl süren reconquista, kastilla kraliçesi I. isabel ve aragon kralı II. fernando'nun evlenerek bu iki krallığın güçlerini birleştirmesiyle tamamlanmış ve ispanya'da endülüs devletine son vermiştir. hristiyanlık itikadına büyük bir sadakatla bağlı olan, veya bağlıymış gibi görünen, bu iki genç evlendiğinde isabel 18, fernando 17 yaşındadır. ikinci dereceden kuzen oldukları için evlenmeleri ancak papadan alınacak onaya bağlıdır, bu sorunun üzerinden sahte bir onay hazırlatarak atlayacak kadar gözlerini karartmış gençlerdir evlendiklerinde. sonrasında ise kolomb'u amerika'ya, macellan'ı baharat adalarına göndererek coğrafi keşiflerde çığır açan, yeni dünya olarak adlandırılan toprakları hristiyanlık adına fetheden ve avrupa'nın geri kalanında reform hareketleri başlarken hristiyan inancına katkıları nedeniyle papalık tarafından (yani evlenmelerine onay vermek istemeyen kurum tarafından) katolik krallar adıyla onurlandırılan önemli şahsiyetlere dönüşeceklerdir.


1957 tarihinde basılmış 1000 peso. banknotun üzerinde isabel ve fernando'nun fotoğrafı bulunuyor.


reconquista başarıya ulaştıktan sonra sefarad'lar için zorlu bir süreç daha başlar. "zamanında müslümanlara yardım edip bizi sırtımızdan hançerlediniz" diyenler, "sizi severiz aslında ama hazır müslümanlar da gitmişken gelin siz de katolik olun, mis gibi yaşalım" diyenler, ve daha neler neler diyenler ortaya çıkıp, her kafa ayrı bir ses üretince, çare yine ilahi kilisenin emrinde bulunur; hristiyanlığa dönen yahudiler ispanya'da yaşayabilecek, diğerleri de ülkeden kovulacaktır.

başlarda "sakin olun yahu! hristiyan oldum ben. bak istavroz çıkarıyorum" der geçerim diye düşünen sefaradlar kazın ayağının öyle olmadığını, katolik krallar tarafından engizisyon mahkemeleri kurulunca ve bu mahkemelerde "gizli yahudilik" suçlamasyla yargılamalar başlayınca anlarlar ve göçe başlarlar.

sefaradların ve ladino'nun yolculuğu burada başlar. ilk tercih en yakın olan yerdir; portekiz'e yerleşmeye başlarlar. fakat katolik krallar orada da peşlerini bırakmayacaktır. isabel ve fernando'nun yönetiminde güçlenen ve coğrafi keşiflerle zenginleşip bölgede sözünü geçirmeye başlayan ispanya'nın baskısıyla portekiz'de de benzer yasalar çıkarılır. sefaradların güvenli toprak arayışı derinleşir.

"gönderen kaybeder, ben kazanırım"

batıda bunlar olurken, doğuda istanbul fethedilmiş ve sefaradların ve ispanyolların kaderi üzerinde birinci etkiye sahip olan roma imparatorluğunun son parçası da tarihe karışmıştır. sultan mehmet ölmüş, yerine oğlu II. beyazıt geçmiştir. sefaradların ülkesine istediği gibi yerleşebileceğini duyuran II. beyazıt, osmanlı donanmasından gemileri ispanya kıyılarına yollayarak sefaradları imparatorluğa getirmiş ve "gönderenler kaybeder, ben kazanırım" diyerek onlara ne kadar önem verdiğini göstermiştir. bu kabullenmenin, hatta bağrına basmanın altında yatan temel sebeplerden biri sefaradların zengin, kültürlü, çok dil bilen ve zanaat sahibi insanlar olmasıdır. yine bu tavır okunurken, endülüste yenilerek avrupanın önemli bir noktasından çıkarılan müslümanların, istanbulu alarak diğer ucundan yine avrupaya sokulmuş olmalarından ve "avrupa'da olan bitene biz de müdahiliz" gibisinden ince bir politik mesaj vermek istemelerinden bahsedilebilir.

sultan beyazıt, osmanlı donanması tarafından imparatorluğa getirilen sefaradları karşılarken


imparatorluk içerisinde istanbul, selanik, izmir ve filistin/celile yakınlarına yerleştirilen sefaradlar, katolik kralların ispanya'ya egemen olmasıyla kaçan ağızlarının tadını yerleştirildikleri bu topraklarda yeniden bulmuştur. avrupanın farklı ülkelerine göç edenlerin aksine osmanlıya göç edenler dillerini ve kültürlerini koruyabilmiş, hatta yer yer ayrıcalıklı haklara bile sahip olmuştur.

nebukadnezar'ın bundan yaklaşık 2600 sene önce yıktığı yahudi krallığından yola çıkan, bugün istanbulun belirli bölgelerinde (kurtuluş, adalar gibi) tek tük de olsa karşılaşılabilen sefaradlar, müzikleri, yemekleri ama her şeyden de önemlisi dilleriyle varlıklarını sürdürmektedir.

topluluğun ve dilin tarihsel yolculuğu kısmı üzerinde yeteri kadar durduğumu düşünüyorum. osmanlı imparatorluğu yıkıldıktan sonra, imparatorluk coğrafyasına gelen sefaradlara ne olduğu konusunda bir çok kaynaktan faydalanılıp bilgi edinilebilir, bu noktada biz dümeni biraz daha lingüistik bir rotaya kıralım ve ladino dili hakkında bilgi edinmeye çalışalım derim. zira ispanya'nın 2010 yılından bu yana sürdürdüğü "sefaradlar gelsin, kayıtlara bakalım. gerçekten sefaradlarsa kendilerine anında vatandaşlık vereceğiz" politikasından da anlayabileceğimiz üzere siyaset, politika, savaşlar, göçler gibi can sıkıcı mevzular hakkında sabaha kadar konuşsak, yine de mantıklı noktalar bulmakta zorlanır, "madem böyle yapacaktın, niye öyle yaptın" sorusuyla boğuşur dururuz.

auschwitz toplama kampında ladino (judeoespanyol) dilinde yazılmış bir plaka. "naziler, çoğunluğu sefarad olan bir buçuk milyon erkek, kadın ve çocuğu burada katletti..."

judeoespañol (yahudi ispanyolcası) olarak da adlandırılan ladino, günümüzde yok olma tehlikesi altında bulunan dillerden biri olarak kabul ediliyor. ispanya'dan ayrılıp dünyanın farklı noktalarına göç eden sefaradlar gittikleri topraklarda konuşulan dillerden etkilenmişlerdir. güncel olarak castellano ile karşılaştırmak gerekirse aşağıdaki farklı noktalar dikkat çekecektir.

diptongasyon kaybolmuştur
duerme - durme
escuela - eskola
quiero - kero

h harfinin okunması
h harfi castellanoda yazılır ama okunmaz. ladinoda h harfleri okunur. bununla birlikte castellanoda h harfiyle yazılan bir çok kelime ladinoda h harfi olmadan yazılır.

j harfinin türkçe j gibi telaffuzu
ija- ija - bu durumun ladino konuşulan başka ülkelerde de aynı olup olmadığını bilmiyorum. varsa burayı okuyan ve anadili ladino olan biri beni bilgilendirebilirse sevinirim.
mujer-mujer

k sesi veren c harfinin k olarak yazılması
doktor-doktor (castellanoda doctor olarak yazılır ama ladinoda doğrudan k olarak yazıldı. yine bu durumun dünyanın her yerinde aynı olup olmadığını bilen varsa bilgilendirebilir.

ladino, yazılış ve okunuş bakımından türkçe ile neredeyse birebir aynıdır. türkçe judeoespanyol bir sözlüğün çıktığını duyuran haberin metnine buradan ulaşabilirsiniz. okuyacağınız metin ladino'dur ama ispanyolca bilirseniz neredeyse bütün metni anlayabileceksiniz.

aşağıda çok değil kırk elli sene öncesinde bu topraklarda yaşayan ve judeoespanyol dilini konuşan insanlar için hazırlanmış güzel mi güzel bazı ilanları ve gazete küpürlerini bulabilirsiniz.


günahkarlar isimli filmin duyurusu - saray sinemasında


-----------------------------------------------------------
imdb'ye göre 1948 yapımı bir filme ait duyuru - ar sinemasında




-----------------------------------------------------------
sempatik fransız sanatçı suzanne gerard otel denizparka



-----------------------------------------------------------
dario moreno 💜 ben




-----------------------------------------------------------
hem balık, hem şarkıcı rafael de luna'nın en güncel repertuarı


-----------------------------------------------------------
türkiye'de yayın yapan el amaneser gazetesinin manşeti "arada bir felekten bir gün çalmak iyidir"




-----------------------------------------------------------
sefaradlar hakkında bu kadar konuştuktan sonra aşağıdaki klibi paylaşmamak haksızlık olurdu. keyifle dinleyin ve kendinize iyi bakın amigos.



Clases de Turco - yatmak, uyumak, uyanmak, kalkmak (acostarse, dormir, despertarse, levantarse)

Creo que por estar cansado un poco elijo estos verbos para tratar en esta ocasión. Voy a dar las conjugaciones afirmativas, negativas e interrogativas en presente de indicavito y voy a terminar dejando unos ejemplos.

Antes de empezar a conjugar tengo que informarte que los turcos a veces utilizan o perciben el verbo yatmak como sinonimo del verbo dormir, pero yatmak significa como acostarse o ir a la cama.


YATMAK (ACOSTARSE)
afirmativo
negativo
interrogativo
ben (yo)
 Yatıyorum
 Yatmıyorum
Yatıyor muyum
sen (tú)
Yatıyorsun
Yatmıyorsun
Yatıyor musun
o (él/ella)
Yatıyor
Yatmıyor
Yatıyor mu
biz (nosotros)
Yatıyoruz
Yatmıyoruz
Yatıyor muyuz
siz (vosotros/usted/ustedes)
Yatıyorsunuz
Yatmıyorsunuz
Yatıyor musunuz
onlar (ellos, ellas)
Yatıyor(lar)
Yatmıyor(lar)
Yatmıyor mu


Algunos ejemplos:
Ben saat 11'de yatıyorum - Yo me acuesto a las 11
Sen geç yatıyorsun - Tú te acuestas tarde
O nerede yatıyor - Dónde se acuesta él/ella
¿Por qué no te acuestas? - neden yatmıyorsun?


UYUMAK (DORMIR)
afirmativo
negativo
interrogativo
ben (yo)
 Uyuyorum
Uyumuyorum
Uyuyor muyum
sen (tú)
Uyuyorsun
Uyumuyorsun
Uyuyor musun
o (el/ella)
Uyuyor
Uyumuyor
Uyuyor mu
biz (nosotros)
Uyuyoruz
Uyumuyoruz
Uyuyor muyuz
siz (vosotros/usted/ustedes)
Uyuyorsunuz
Uyumuyorsunuz
Uyuyor musunuz
onlar (ellos, ellas)
Uyuyor(lar)
Uyumuyor(lar)
Uyuyor mu

Algunos ejemplos:
Ben erken uyuyorum - Yo duermo temprano
Her gün 10 saat uyuyorsun - Cada día duermes 10 horas
Nosotros no dormimos mucho - Biz çok uyumuyoruz


DESPERTARSE (UYANMAK)
Afirmativo
Negativo
Interrogativo
ben (yo)
 Uyanıyorum
Uyanmıyorum
Uyanıyor muyum
sen (tú)
Uyanıyorsun
Uyanmıyorsun
Uyanıyor musun
o (el/ella)
Uyanıyor
Uyanmıyor
Uyanıyor mu
biz (nosotros)
Uyanıyoruz
Uyanmıyoruz
Uyanıyor muyuz
siz (vosotros/usted/ustedes)
Uyanıyorsunuz
Uyanmıyorsunuz
Uyanıyor musunuz
onlar (ellos, ellas)
Uyanıyor (lar)
Uyanmıyor(lar)
Uyanıyor mu

Algunos ejemplos:
Saat kaçta uyanıyorsun? - ¿A qué hora te despiertas?
Ben saat altıda uyanıyorum - Yo me despierto a las seis
İnsanlar uyanıyor mu? - ¿Se despierta la gente?


LEVANTARSE (KALKMAK)
Afirmativo
Negativo
Interrogativo
ben (yo)
 Kalkıyorum
Kalkmıyorum
Kalkıyor muyum
sen (tú)
Kalkıyorsun
Kalkmıyorsun
Kalkıyor musun
o (el/ella)
Kalkıyor
Kalkmıyor
Kalkıyor mu
biz (nosotros)
Kalkıyoruz
Kalkmıyoruz
Kalkıyor muyuz
siz (vosotros/usted/ustedes)
Kalkıyorsunuz
Kalkmıyorsunuz
Kalkıyor  musunuz
onlar (ellos, ellas)
Kalkıyor (lar)
Kalkmıyor(lar)
Kalkıyor  mu

Un ejemplo:
Saat altıda uyanıyorum ama saat altı buçukta kalkıyorum - Me despierto a las seis pero me levanto a las seis y media.


Hay que mostrar atención a los cambios que se realiza al conjugar el verbo en afirmativo, negativo e interrogativo.


Me pueden consultar las dudas.






Havaalanlarında kullanılan terimlerin İspanyolca karşılıkları

ispanyollar da tıpkı bizim gibi havaalanlarında genellikle ingilizce terimleri kullanıyor. bu duruma birazcık bozulan ispanyolcacılar (ne garip bir kelime, beş on defa ardarda okuyunca daha garip geliyor kulağa. bazı kelimeler böyle birkaç defa tekrarlayınca zihindeki anlamını kaybediyor. bu duruma semantik doygunluk -saciedad semántica- adı verilir. bu durum birden fazla anlama gelen kelimelerde daha fazla tekrarlamayla ortaya çıkıyor veya bazı durumlarda hiç ortaya çıkmıyor. yine aynı durum semantik doygunluğa ek olarak dönüşüm etkisine de neden olabilmektedir. özellikle hecelerin sıralaması yer değiştirdiğinde yine anlamlı bir sözcük oluşturan veya ulama yapmaya müsait olan kelimelerde bu durum gözlemlenebilmektedir. şöyle ki; ev kelimesini durmaksızın tekrarlayan insanlar bir süre sonra ve ve ve ve demeye başlayacacaktır. ya da çalı kelimesini ardarda hızlı bir şekilde söyleyen insanlar bir süre sonra alıç alıç alıç demeye başladıklarını farkedecektir. semantik doygunluk veya değişim etkisi üzerinde düşünüldüğünde diller hakkında daha fazla fikre veya algılmaya sahip olabilir. zira ilginç bir nokta olarak şunu belirtebiliriz; çalı kelimesinin anlamını bilen ama alıç kelimesinin anlamını bilmeyen bir kişi çalı demeye başladığını fark etmeyecek ve tekrarlamaya başladığı sözcüğün aslında anlamsızlaştığını düşünmeye başlayacaktır. diğer taraftan alıç kelimesini bilen bir kişi için anlamsızlaşma süreci ancak alıç kelimesinin de belirli sayıda tekrarından sonra meydana gelecektir. bu noktadan bakınca kelime bilgisinin dil ve zihin arasındaki bağı güçlendirdiğini, anlamın kaybedildiği süreyi arttırdığını görebiliriz) bu kelimeleri yerelleştirmek için aşağıdaki önerileri sunmuş ve bunların kullanımını doğru olarak kabul etmişlerdir.

ispanyolca dilini öğrenmeye çalışan insanlar olarak, kendilerini hali hazırda kabullendirmiş olan bu kelimeleri öğrenerek, anglisizm (dilde olmayan kelimenin ingilizcesini kullanmak) belasından, en azından ispanyolca konuşurken, sıyrılmış olabiliriz.

haydi listeleyelim:


Check-İn
 Facturación, Registro
 Duty Free
 Tienda Libre De Impuestos
 Fast Line
Fila Rápida 
 Jet-Lag
Desface Horario
Low Cost
Bajo Costo, Bajo Coste 
 Overbooking
Sobreventa
 Shuttle Bus
Lanzadera
 Layover
Escala Menor
 Stopover
Escala Mayor
 Hub
Centro de Operaciones
 Handling
Asistencia En Tierra
 Finger
Pasarela
 Body Scan
Escáner Corporal


ispanyolca defteri iyi uçuşlar diler.