Uzayan Cümleler 9

 Cümlelerin uzadıkça uzadığı, eklenen her yeni öğede gerçekliğin ve gerçeklik algısının değiştiği, gramer üzerinden hayat sorgulamasının yapıldığı serinin dokuzuncu yazısıyla arzı endam etmenin (endamını arz etmenin, yani boyunu posunu sunmanın/göstermenin) gereksiz ve vıcık vıcık gururunu yaşıyorum. Ağdalı giriş cümlesinin bir amacı yok. Hatta doğrudan iki ögeli cümleyle girseydim daha az itici bile olabilirdi ama neylersin ki bir defa bu cürümü işlemiş bulundum. Madem konuya girmeden önce gerekliliği tartışmalı hususlardan bahsediyoruz, etimolojik bir ekleme daha yapayım: hatta kelimesi İspanyolca'ya "hasta" olarak endülüs üzerinden giriş yapmış bir kelimedir. İspanyolca'da "hasta" sadece "-e kadar" anlamına gelmez. Aynı zamanda "dahi-bile" anlamlarına da gelir. 

Örnekler:
Gözlerim bile ağrıyor
Hasta los ojos me duelen
حتى عيناي تؤلمني

Filmi izleyene kadar bekleyeceğim.
Esperaré hasta ver la pelicula.
سأنتظر حتى أشاهد الفيلم.

Etimolojiye olan meyilimi zaten biliyorsun. Bu konuda "Arabismo - İspanyolcada Arap Etkileri" başlıklı bir seri yazma planım var. Planlarımın bir çoğu gibi bu da yıllardır taslak olarak bekliyor. Bir gün gaza gelip yazmaya başlarım diye umuyorum. İki öğeli cümleyle başlayalım.  Topuk masajı muhabbetini bitirirken Jules'un Vincent'a dediği gibi "come on, let's get into character"

Él llora.
O ağlıyor.

Kim ağlıyor? Eril olan O kişisi. Eril olan O kişisi ne yapıyor? Ağlıyor. Bu cümleye başka soru soramayız. Aslında sorabiliriz ama cümleden yanıt alamayız. Bu haliyle cümle çok kısır. Nerede ağlıyor? Niye ağlıyor? Nasıl ağlıyor? Ne zaman ağlıyor? Kiminle ağlıyor? sorularını sorduğumuzda cümle ilerlemiyor. Bu sorulara yanıt verebilecek şekilde cümleyi geliştirelim. İstediğimiz öğeyi ekleriz. Cümle is my bitch. Korkmaya gerek yok. Bu konu yeni bir dil öğrenirken çok sıkıntı çıkarabiliyor. Cümle kuracam ama neyi nereye koyacağımı kestiremiyorum diyenlere yanıtım çok net: istediğin şeyi istediğin yere koyabilirsin. Kurallara bağlı kalırsan on senede, kuralları sallamazsan bir senede konuşursun. Hele ki sentaksis konusunda (en azından İspanyolcada) çok rahat olabilirsiniz. Kimse size şu kelimeyi cümlede şuraya koyduğun için seni anlamadım demez (tabii ki RAE!de çalışmıyorsa). Yeni bir öge ekleyeilim ve bu ağlayan insanın ne acılardan geçmekte olduğunu anlayalım, çilelerine şahit olalım, yapabiliyorsak derdine derman olalım, yapamıyorsak oturup birlikte ağlayalım.

Él no llora.
O ağlamıyor. 

Haydaaa! Ne oldu şimdi? Gramer bizi kontrpiyede bıraktı (futbol, voleybol gibi spor dallarında çok sık duyduğumuz bu kelime aslında contra - pie kelimelerinden türetilmiştir. Karşı ayakta, ters ayakta kalmak anlamına gelir). Biz adamın derdine üzülecektik ama olumsuzluk eki gelince durum tamamen değişti. "Virgül, düşüncenin döner kapısıdır" diye bir söz var. Bence sadece virgül değil herhangi bir öge düşüncenin döner kapısı olabilir ve düşüncelerimizi göz açıp kapayıncaya kadar (en un abrir y cerrar de los ojos) değiştirebilir. Çok değil bir dakika önce özneye üzülürken şimdi kafamızda farklı sorular var. Acaba ağlaması gerekirken ağlamayan duygusuz bir canavardan mı bahsediyoruz. Yoksa ağlamamakla iyi yapan birisi mi var karşımızda? Bunu anlamanın tek yolu cümleyi genişletmek. Farkındaysanız şu anda cümle üzerinde mutlak hakimiyetimiz var. Özneyi istersek vezir ederiz, istersek rezil ederiz. Devamque!

Él no llora cuando pica cebolla.
O soğan doğradığında ağlamıyor.

Konu ağlamak olunca, meselenin duygusal bir yöne sahip olacağını düşündük. Algılarımız bizi bu yöne sevketti ama ortada basit bir gastronomi olayından başka bir şey yokmuş. Yarım bilmek, hiç bilmemekten daha tehlikelidir. 

Él no llora cuando pica cebolla, tampoco llora cuando muere un ser querido.
O soğan doğrarken ağlamıyor, sevdiği biri öldüğünde de ağlamıyor.

Biliyordum. Onun bir canavar olduğu belliydi, soğanı görünce hemen güveniverdik ama bak ne oldu şimdi. Canavar bu canavar! Bugünkü cümle biraz uzun olacak. O yüzden cümleyi iki kısma ayıracağız. İlk kısım yukarıdaki son cümle. Bu cümleyi keseye atıp devam edelim. İkinci cümleyi noktasız bağlayabilmek için neye ihtiyacımız var? Evet, bağlaca. Buraya bir "porque" bağlacı ekleyelim.

Él no llora cuando pica cebolla, tampoco llora cuando muere un ser querido porque...
O soğan doğrarken ağlamıyor, sevdiği biri öldüğünde de ağlamıyor çünkü...

Şimdi de neden ağlamadığını belirten cümleyi porqu


e'den sonra ekleyelim.

Él no llora cuando pica cebolla, tampoco llora cuando muere un ser querido porque tiene una enfermedad que le previene llorar.
O soğan doğrarken ağlamıyor, sevdiği biri öldüğünde de ağlamıyor çünkü ağlamasını engelleyen bir hastalığı var.

Yazık adamcağıza ya. Sevdiği birini kaybettiğinde bile ağlayamayan bir insancağız. Bir de canavar diyorduk adama (söz düşüncenin döner kapısıdır veya Kemal Tahir'in de dediği gibi "iki söz, bir büyüdür").

Unutmayın. Cümle sizin köleiniz, istediğiniz gibi kurabilirsiniz. Konuşmaktan, cümle kurmaktan, kurduğunuz cümleleri uzatmaktan, abuk subuk şeyler söylemekten korkmanıza gerek yok.

Serinin onuncu ve sonuncu yazısında görüşmek üzere.



  

0 yorum:

Yorum Gönder

Blog Takipçileri

Acción Poética

Acción Poética

Joyas de America Latina

Joyas de America Latina
santiago Roncagliolo