İspanyolca ile ilgili bir çok şey

İspanyol Amerikan Savaşı (1898)

ispanyolca defterinde yayınlanan başka yazılarda da isimlerini andığım ve şahsen ispanya tarihinin en önemli karakterleri olarak gördüğüm katolik kralları bu yazıda da anmadan geçmeyeceğim (önemli karakter oldukları vurgusundan "iyi insanlar" oldukları veya yaptıkları her şeyi doğru yaptıkları anlamı çıkarılmamalıdır. zira kendilerinin müslümanlara ve yahudilere karşı uyguladıkları baskılar tarih nezdinde aşikardır. yahudileri ve müslümanları bu kadar baskı altına alan katolik krallar tabi ki kendi dindaşlarını ve de öz yurttaşlarını da unutmamış ve engizisyonlar sayesinde onları da yola getirmiştir. engizisyon özünde dini bir kurum gibi görünse de, zaman zaman politik rakiplere, olası muhaliflere karşı da bir tehdit unsuru, aba altından gösterilen sopa olarak da kullanılmıştır. ispanyol engiziyonu başlı başına ayrı bir yazının veya tartışmanın konusu olabilir). ispanyol amerikan savaşının merhum ve merhumeyle olan ilgisini anlatmaya geçmeden önce, "arkadaş! biz buraya lisan öğrenmeye geliyoruz. sen lisan dışında her şeyi anlatıyorsun bize" şeklinde, gayet de haklı olarak, yakınabilecek arkadaşlar için bu tarz başlıkların ispanya ve latin amerika tarihini anlamak konusunda işimize yarayacağını hatırlatmak isterim. dil öğrenimi, tarih ve kültür öğrenimi olmaksızın kuru ve mekanik bir süreç olarak ilerleyecektir. bu yüzden sayfada bulunan bu tarz yazıların da okunmasını tavsiye ederim. sadece tavsiye vermekle kalmamak için yazıda kullanılan kelime ve deyimlerin on tanesini liste halinde yazı sonuna ekleyip dağarcık (vocabulario) çalışması oluşturacağımı dda eklerim. kelimeleri ezberleyebilirsiniz.
üzerinde katolik kralların resmi bulunan bin peso tutarında banknot
endülüs'teki son müslüman taifa'yı da ele geçirip, ülkeyi tamamen hristiyan toprağına dönüştürdükten ve iktidarı konsolide ettikten sonra coğrafi keşiflere yönelen katolik krallar, aralarında kolomb, macellan ve elcano gibi önemli kaşif-askerleri de bulundurun çok sayıda ismi bu keşiflerde görevlendirmiş, bu inisiyatifin meyvelerini okyanusun ötesinde çok sayıda koloni ele geçirerek fazlasıyla toplamıştır. bu kolonilerin bazılarından değerli madenler, bazılarından baharatlar, bazılarından ise köleler gemilerle ispanya'ya taşınmış, ispanya bir imparatorluğa dönüşmüş, önemli bir askeri, ekonomik ve politik güç halini almış ve birkaç yüzyıl bu durumun sefasını sürmüştür. bu durumun bizi (blog başlığı itibariyle) biraz daha fazla ilgilendiren bir sonucu olarak, ispanyolca latin amerika ve pasifik boyunca yayılmıştır. o zamanlar "yeni dünya" (nuevo mundo) olarak adlandırılan latin amerika ve pasifik'te bulunan bu kolonilere sadece dil değil, din de transfer edilmiş, lingüistik emperyalizme bir de dini-kültürel emperyalizm eklenmiş ve keşfedilen bölgelerin kodları ispanyollar lehine baştan yazılmıştır. son cümlede geçen "keşfetme" fiili bugün bir çok latin amerika ülkesinde sorgulanan bir kavramdır. ispanyolların "descubrimiento" (keşif) adını verdikleri bu pratik, günümüz latin amerika toplumları için bir "invasión" (istila) ve "saqueo" (yağma) olarak tanımlamaktadır. 


                        Güney amerika, bir eylemde açılan pankart:
"Amerika keşfedilmedi, işgal edildi ve yağmalandı. Amerikada hali hazırda medeniyeter vardı."
yine ayrı bir yazının konusu olabilecek bu konunun da üzerinden atlayarak, coğrafi keşifler sırasında güney amerikada, karayiplerde ve pasifikte işgal edilen ve yağmalanan bu topraklarda sürülen sefanın birkaç yüzyıl sonrasında nasıl cefaya dönüştüğüne bakalım.

avrupalılar sadece amerikada değil, afrika kıtasında da sömürgecilik faaliyetleri yürütmüşler ve yeni topraklar arayıp durmuşlardır. bu arayış 19. yüzyılın son çeyreğine kadar sürmüştür. 1874 yılında ingiliz daily telegraph ve amerikan new york herald gazeteleri sponsorluğunda afrikaya kongo nehri boyunca araştırma yapması için kaşif hanry stanley'i görevlendirilmiştir. zamane gazetelerinin kuponla tencere tava vermek yerine yeni toprak araması için afrika'ya adam göndermesi bir tarafıyla komik bir anekdot olmakla birlikte, batının aç gözlülüğünün afrika'nın açlığından daha büyük olduğunu göstermesi bakımından da önemlidir. kaşif stanley bu garip sponsorlu gezide iki şey bulmuştur. birincisi afrika'da keşfedilecek yeni toprak falan kalmadığı, bütün toprakların keşfedildiği gerçeğidir. ikinci bulduğu şey ise kendisinden birkaç sene önce aynı amaçla afrika'ya gönderilen ve bu kıtada kaybolan david livingstone'dur (şaka değil).

Livingstone anısına zimbabve'de dikilen heykel
avrupalılar kaşif ve misyoner olan livingstone'un sağ salim bulunmasından, hatta kendini bulan stanley'e "haydi o zaman birlikte keşfedelim şu toprakları" diyerek yardım etmesinden ziyade keşfedilecek yeni zenginlik kalmadığı gerçeğiyle ilgilenmiş ve "madem yeni toprak yok o zaman eskileri bir daha paylaşalım" düşüncesiyle kavganın eşiğine kadar gelmiş, "bu böyle olmayacak. bu işin sonu savaş. gelin oturup anlaşalım" diyen bismark'ın çağrısıyla berlin konferansını toplamış ve toprakları bir daha paylaşmışlardır. bu paylaşım konferansına gözlemciden hallice statüsünde katılan genç amerika birleşik devletleri paylaşımı izlemiş ve kolonyalizm hülyalarına dalmıştır. daldığı bu hayalden "ne afrikadan ne asyadan bana pay vermediniz o zaman pasifik ve karayipler benimdir" diyerek uyanmış ve ispanya'nın güçsüzleşmesini fırsat bilerek gözünü ispanyol sömürgeleri olan küba, porto rico, filipinler, guam'a ve birkaç adaya dikmiştir.

küba'ya çöreklenen sam amca
ispanya'nın kolomb'tan o günlere kadar tabir-i caizse etinden sütünden faydalanageldiği toprakları vermeye niyeti, savaşmaya ise gücü yoktur. kübada ve filipinlerde bağımsızlık hareketlerine paralel olarak ispanyolların baskısı da artmış, çatışmaların boyutu katlanmıştır. bu ahval ve şerait içinde amerika birleşik devletleri, "adada yaşayan abd vatandaşlarını korumak" bahanesiyle maine zırhlı gemisini havana açıklarına gönderir. fakat bu işi yaparken diplomasiyi bir kenara bırakır ve herhangi bir ön bildirimde bulunmaz. buna karşı ispanya vizkaya zırhlısını new york'a göndermiş ve amerikalılara diplomasi dersi vermiştir. fakat o yıllar diplomasinin pek de önemsenmediği, birinci dünya savaşına giden taşların döşendiği, insanların kan istediği ve suçu tanrılara attığı yıllardır.


maine zırhlısı, bilinmeyen bir sebepten ötürü infilak eder. mürettebatın çoğu hayatını kaybeder. patlamanın nedeniyle ilişkili herhangi bir çalışma dahi yapılmadan, hemen ertesi gün abd basınında "düşman zırhlımızı havaya uçurdu" haberi yayınlanır. bu kışkırtıcı yayınlar amerikalıların olası bir savaşa vereceği desteği artırmak için yapılmaktadır ve hedefine ulaşacak, kısa bir süre sonra ispanya ve amerika birbirine savaş ilan edecektir.

manşet: savaş gemisi maine'nin imha eilmesi düşmanın işi.

-aç parantez -
bu noktada, yazıyı uzatmayı göze alarak, william randolph hearst'ten biraz bahsetmek gerekiyor. hearts, "sarı basın" kavramını literatüre sokan amerikalı medya tekeli patronudur. ülke çapında yayın yapan onlarca gazeteyi satın almıştır ve ülke politikası üzerinde belirgin bir rol oynamıştır. savaş çıkacak diye amerikaya gönderilen muhabirden gelen "buralar oldukça sakin, savaş falan çıkacak gibi değil, ben amerikaya dönmek istiyorum" içerikli telegrafa cevaben "havana'da kal. sen fotoğrafları sağla, savaşı ben sağlayacağım" diyecek karakterde bir insan evladıdır kendisi. amerika tarihi için dönüm noktalarından biri olan ispanyol amerikan savaşının ülke içerisinde kanıksanmasında, yalan haberler yapan gazeteleri aracılığıyla, büyük çaba sarfeden william randolph hearts'in hayatı, orson welles tarafından sinemaya aktarılmıştır. yurttaş kane filminde anlatılan kişi william randolph'un ta kendisidir. abuzer kadayıf filminin yayınlanmasına tepki gösteren ibrahim tatlıses misali, hearst de filmin piyasaya çıkmasını engellemek için elinden geleni yapmış fakat o yıllarda yaşanan büyük ekonomik buhran nedeniyle eski gücüne sahip olmadığından olsa gerek, filmin gösterilmesini engelleyememiştir.
kapa parantez-
william randolph hearst, nam-ı diğer yurttaş kane

dört ay kadar süren savaşın sonunda ispanya yenilir ve kosta rika, filipinler, guam (kim jong-un tarafından sürekli olarak "vuracağız" diye tehdit edilen amerikan sömürgesi ada) amerikaya bırakılır, küba'nın bağımsızlık yolunda ilerlemesi ispanya tarafından kabul edilir (güya öyle ama aslında küba da amerika kontrolü altına girmektedir). ispanya donanmasının önemli bir kısmını kaybeder ve okyanusta bulunan sömürge adalarını artık koruyamayacağını anladığından elinde kalan son topraklarını da 25 milyon peso karşılığında almanya'ya satar. eski kolonyalist günlerine, afrika'daki pozisyonları hariç, bir daha dönmemek üzere son verir.

küba bu savaşın ardından amerika güdümüne girer, fidel castro ve arkadaşları batista rejimini devirene kadar bu durum eder. küba bu noktada filipinlere göre şanslıdır zira filipinler amerikan kontolü altına girmemek için direnmiş ve filipin-amerikan savaşlarında bir milyondan fazla insanını kaybetmiştir.


fidel castro, amerika'ya "pışık" çekerken :)


vocabulario:
medeniyet: civilización
zırhlı: acorazado
savaş: guerra
istila: invasión
yağma: saquo
barış: paz
bağımsızlık: independencia
sömürge/müstemleke: colonia
sarı basın: prensa amarilla
gazete: periódico/diario

0 yorum:

Yorum Gönder

Acción Poética

Acción Poética

Joyas de America Latina

Joyas de America Latina
Violetta Parra

Un poco de humor, por favor

Un poco de humor, por favor