İspanyolca ile ilgili bir çok şey

Artikeli değişince anlamı da değişen kelimeler

artikel (tanım edatı) isimlerle birlikte kullanılarak, o isimleri tanımlayan kelimelerdir. kendileri ispanyolca öğrenmeye yeni başlayanlar için ideal ömür törpüleridir. ucundan kıyısından alıp götürmekte, talebenin şevkini kırmakta, "ispanyolca da neymiş ya, ben ne diller öğrenmişim bunu mu öğrenemeyecem" diyerek mevzuya giriş yapan nice linguistik cengaveri sukut-ı hayale uğratmakta üzerlerine yoktur. erili, dişili, tekili, çoğulu, belirlisi, belirsizi daha bilmem neleri yetmezmiş gibi bir de kelimenin anlamını değiştirebilen tanım edatları vardır. liste halinde sıralamadan önce en basit örneği vereyim:

el capital - sermaye
la capital - başkent

yani capital kelimesinden önce el (eril, belirli) tanım edatı kullanınca farklı bir anlam, la (dişil, belirli) tanım edatı kullanılınca farklı bir anlam ortaya çıkıyor. neyse ki, artikeline bağlı olarak anlam değiştiren kelimelerin sayısı çok da fazla değil.

yazının niyetini anladığımıza göre, artık listelemeye geçiş yapabilir, "biz ural-altay dil ailesinin çocuklarıyız, bizim hiç artikelimiz olmadı amca" diyerek ve de başlarımızı öne eğerek konunun arkasından dolanabilir, diğer taraftan harıl harıl çalışıp, puanları çaktırmadan keseye doldurabiliriz.

la pez: zift, katran
el pez: balık

la cólera: öfke
el cólera: kolera

la parte: parça, kısım
el parte: rapor

la cometa: uçurtma
el cometa: kuyruklu yıldız

la cura: ilaç, tedavi, çare
el cura: rahip, hristiyan din adamı

la coma: virgül
el coma: koma

la corte: mahkeme
el corte: kesim (kesme eyleminden)

la pendiente: eğim
el pendiente: küpe

la rata: fare
el rata: hırsız

la tema: obsesyon, obsesif fikir
el tema: konu


sıkıcı dipnotlar:
1) ural-altay dil ailesine dahil olan dillerde eril-dişil tanım edatları bulunmaz.

2) uzun bir süre boyunca dil ailesi olarak kabul edilen ural-altay dillerinin ailelik durumları tartışmalı hale gelmiştir. dillerin aynı dil ailesinden kabul edilmesi için bakılan temel noktalar; söz konusu dillerde sayılar, vücudu oluşturan kısımlar vb. için kullanılan kelimeler, temel cümle dizilimi (türkçe'de ve bir çok ural-altay dilinde özne nesne yüklem), eklerin kullanımıdır (sondan eklemeli-sufijos, önden eklemeli-prefijos). bu doğrultuda yapılan araştırmaların ardından ural-altay dilleri arasındaki bağlantının bir akrabalık bağı olmaktan ziyade coğrafi yakınlık nedeniyle kelime ödünç alma - verme bağı olduğu yönünde savlar mevcuttur.

3) herhangi bir dil ailesine mensup olmayan diller için yalıtık dil (lengua aislada) kavramı kullanılır. yalıtık dillerin en önemlilerini oluşturan japonca ve korece son yıllarda ural-altay dilleriyle ilişkilendirilmektedir. yani yüzyıllar boyunca kayıp dil akrabalarını arayan japonlar ve koreliler bu akrabalarına ural dağlarında rastlamışlar ve anlaşılan o ki, özellikle japonlar, bu savdan (biraz da politik nedenlerle) memnun kalmayıp kendi araştırmalarını yürütmeye devam etmişlerdir. bu konuda araştırmalar ve tartışmalar devam etmektedir.

bu konuda bazı araştırmacıların fikir alış-verişlerini aşağıdaki bağlantıdan (ingilizce) okuyabilirsiniz.

https://linguistlist.org/issues/5/5-908.html




Clases de Turco - Trabalenguas Turcos (Pronunciados)

Los trabalenguas son muy importantes para mejorar la pronunciación del idioma que se aprende. Aquí voy a dejar algunos trabalenguas turcos para que puedas intentar a pronunciarlos. A fin de ayudarte yo mismo voy a pronunciarlos, así no te vas a confundir la pronunciación correcta. Como que lo importante no es leerlos de manera muy rapida en la primera vez, voy a hablar despacio. Tú, despues de aprenderlos bien puedes intentar de pronunciar rapidamente.

No tengo microfono profesional. Grabare mi propio sonido utilizando mi propio telefono movil. Creo que las grabaciones no tendrán alta calidad y es posible que escuches mi gato maullar :)

Espero que te ayude en algo. Me puedes hacer las preguntas en caso de tener dudas.

Un saludo desde Estambul.

Ya empezamos.

1)
Sizin damda var beş boz başlı beş boz ördek,
Bizim damda var beş boz başlı beş boz ördek,
Sizin damdaki beş boz başlı beş boz ördek ,
Bizim damdaki beş boz başlı beş boz ördeğe,
Siz de bizcileyin beş boz başlı beş boz ördek misiniz demiş


2)
Bu evi yıkıp yapsak da mı otursak, yoksa yıkmasak onarsak da mı otursak?


3)
Adem madene gitmiş,
Adem madende badem yemiş,
Madem Adem madende badem yemiş
Neden bize badem getirmemiş


4)
Cemil, Cemile, Cemal cumaları
Cilacı cüce Canibin cicili bicili cumbalı cilt evinde
Cümbür cemaat cacık yerler, sonra da
Cebecili cingöz coğrafyacının
Cinci cici annesinin cırcırböceğini dinlerler


5)
Kınıklı kılıbık kırpıntı Kıyasettin,
Kırımlı kılkuyruk kıtmiri
Kıkır kıkır kıkırdatarak
Küskütük küçümen küfeci külhaniyle
Külüstür Kürşatı külünklü küngür üstüne
Küttedek devirdi.


6)
Bir berber bir berbere bre berber gel beraber bir berber dükkanı açalım demiş


7)
Şu köşe yaz köşesi şu köşe kış köşesi ortada su şişesi


8)
Az gittim uz gittim.
Dere tepe düz gittim.
Çayır çimen geçerek,
Lale sümbül biçerek,
Soğuk sular içerek,
Altı ayla bir güzde,
Bir arpa boyu yol gittim.



9)
Dal sarkar kartal kalkar kartal kalkar dal sarkar


10)
Çatal dağda Topal Çoban
Yapar satar çatal sapan
Sen de Çatal dağdaki
Çatal yapan Topal Çoban gibi
Yapar satar mısın çatal sapan?




Clases de Turco - Gitmek (Verbo Ir)


En esta clase vamos a estudiar el verbo Gitmek (ir).

La conjugación del verbo en presente:

👀
OJO: este verbo cuenta con la irregularidad de cambio de sonido en raíz. La letra “t” que se encuentra en raíz del verbo (git-) se convierte en “d” (gid-) al conjugar en presente de indicativo (solo en la conjugación afirmativa).


Ben gid-i-yor-um
Sen gid-i-yor-sun
O gid-i-yor 
Biz gid-i-yor-uz
Siz gid-i-yor-sunuz
Onlar gid-i-yor(lar)


Sigamos con unas frases ejemplares.

Ben okula gidiyorum. (Yo voy/yo me voy a la escuela)
Sen eve gidiyorsun. (Tú vas/tú te vas a la casa)
O Arjantin’e gidiyor. (el/ella va/el ella se va a Argentina)


👀
OJO: en español el verbo ir necesita la preposición “a” cuando en la frase se menciona el lugar a donde se va.  En Turco, nosotros utilizamos vocales “a” o “e” en este sentido. Y las añadimos al final de las palabras que mencionan el lugar a donde uno va.

Okul = la escuela
Okula = a la escuela

Ev = la casa
eve = a la casa

Arjantin: Argentina
Arjantine: a Argentina

Pregunta: Como saber si es necesario utilizar A o e
Respuesta: Para definir que sonido utilizar después de la palabra tenemos que fijar la última vocal de la palabra. Si la ultima vocal de la palabra es “o-u-ı-a” utilizamos a. Si la última vocal de la palabra es “ö-ü-i-e” utilizamos e.

👀
OJO: si la última letra de la palabra es consonante, entonces nos fijamos la última vocal que se utiliza antes de esta consonante. En caso de que la última letra sea vocal, como que al idioma Turca no le gustan mucho dos vocales consecutivas, utilizamos la letra “y” para juntar la palabra y el sufijo “e” o “a”. Por ahora llamamos esa “y” como letra de unión.

Ejemplos:
Ankara (la capital de Turquía)
A Ankara: Ankara-a (Incorrecto) ---- Ankara-y-a (Correcto)
Voy a Ankara --- Ankara’ya gidiyorum

Peru
A Peru: Peru-a (Incorrecto) ----- Peru-y-a (Correcto)
Peru’ya gidiyorum.  (Voy a Peru)

Arriba he dicho que el cambio de “t-d” en raíz solo se realiza en la conjugación afirmativa. En la conjugación negativa no se realiza este cambio.

Git-mi-yor-um
Git-mi-yor-sun
Git-mi-yor
Git-mi-yor-uz
Git-mi-yor-sunuz
Git-mi-yor(lar)

Yo no voy a la casa = Ben eve gitmiyorum.
Tú no vas a Chile = Sen Şili’ye gitmiyorsun
Nosotros no vamos a ningún lugar = Biz hiçbir yere gitmiyoruz.


Las preguntas comunes:
¿A dónde vas? = Nereye gidiyorsun?
¿Con quién vas? = Kiminle gidiyorsun?
¿Cuando vas? = Ne zaman gidiyorsun?
¿Vas? = Gidiyor musun?

👀
OJO: en las frases construidas con la preposición “de” en sentido de posesión (por ejemplo: la capital de Turquía – Türkiye’nin başkenti, la casa de mi amigo – arkadaşımın evi) se utiliza otra letra como la letra de unión. Intentare explicarlo con el ejemplo.
Türkiye’nin başkenti – La capital de Turquía
En esta frase, en lugar de decir Ankara, prefiero decir la capital de Turquía. En caso no puedo decir “Türkiye’nin başkentiye gidiyorum”. Las frases construidas con la preposición “de” requieren la letra “n” como la letra de unión.

Voy a la capital de Turquia
Türkiye’nin başkenti-n-e gidiyorum. (Türkiye’nin başkentiye gidiyorum)

Arkadaşımın evi = la casa de mi amigo
Arkadaşımın evi-n-e = a la casa de mi amigo (Arkadaşımın eviye gidiyorum)
Arkadaşımın evine gidiyorum = Voy a la casa de mi amigo

Kolombiya’nın kuzeyi = el norte de Colombia
Vamos al norte de Colombia = Kolombiya’nın kuzeyine gidiyoruz (Kolombiya’nın kuzeyiye gidiyoruz)



Espero que te sirva en elgo este texto. Si tienes dudas sobre el uso del verbo gitmek y los sufijos puedes preguntarme e intentare explicartelo mejor.

Un saludo desde Estambul.



İspanyolca Deyimler - Arrieres Somos...

Başlığı uzun tutmamak için deyimin tamamını yazmadım. Tamamı "arrieros somos en el camino nos encontraremos" şeklindedir. Doğrudan çevirmek istersek "biz kervancıyız, yolda karşılaşırız" olarak çevirebiliriz.

Arriero; kervancı, yük hayvanıyla mal ticareti yapan kişi anlamına geliyor. Kelimenin köken olarak, bu işi yapan insanların hayvanları sürmek veya hızlandırmak için kullandıkları "arre" ünleminden türediği düşünülüyor. Güncel olarak İspanya'da bu meslek icra edilmiyor fakat deyim geçerliliğini koruyor.

Kervan ticareti yapan kişilerin birbirlerine yardım etmesi gerektiğini, bu zor işi yapan insanların yollarda birbirlerinden başka kimseye rastlamadıklarından, her durumda birbirlerine sahip çıkması gerektiğini bildirmek amacıyla türetilen deyim zamanla anlam kayması yaşayarak, "sen bana yardım etmezsen zamanı geldiğinde ben de sana yardım etmem" anlamında kullanılmaya başlamış. Türkçe'ye çevirirken "senin de bana işin düşer, o zaman görüşürüz" gibi anlamlar yükleyebiliriz.

örnek diyalog kurmayı deneyelim:

- Dostum sınav için notlar sende vardır, versene bir fotokopisini çektireyim.
+ Olmaz, derste tutsaydın.
- İyi sen bilirsin, senin de bana işin düşer. Arrieros somos en el camina nos encontramos.

Bazı kaynaklara göre deyim negatif durumlarda "sen görürsün!" manasında kullanılırken, başka kaynalara göre pozitif durumlarda "biz aramızda hallederiz" manasında da kullanılabilmektedir. Örneğin tüccarın acil paraya ihtiyacı vardır ve aynı işi yapan arkadaşından ihtiyacı olan miktarı alır ve sonrasında "biz nasıl olsa yolda karşılaşırız, o zaman ben sana öderim" anlamında bu deyimi kullanır.

Latin Amerika'nın bazı ülkelerinde"arrieros somos en el camino andamos" veya "arrieros somos y por el mismo camino nos andamos" şeklinde kullanılmaktadır.

Siz de bu deyimi kullanabileceğiniz hayali durumlar kurgulayıp yorumda paylaşabilirsiniz.


¡Hasta luego compañeros!




Carmen - Bir İspanya Klasiği


İspanyol kültürünün ayrılmaz bir parçası olarak görülen Carmen operası, Fransız besteci Bizet tarafından, yine Fransız yazar Prosper Mérimée’nin aynı adlı 1845 tarihli romanından uyarlanarak yazılmıştır. Hikayeyi ilk olarak, Montijo Contesi Maria Manuela’dan dinleyen Mériméer, romanını başından gerçekten geçmiş gibi, birinci ağızdan anlatımla yazmıştır.

Roman, Mérimée’nin, milattan önce 45 yılında gerçekleşen ve roma iç savaşını sonlandıran Munda savaşının yapıldığı alanı bulmak üzere, fransa’dan yola çıkarak endülüs topraklarına ulaşmasıyla başlar. İspanyol rehber eşliğinde araştırmasına başlayan Mérimée, yolda Don Jose Navarro ile tanışır. Rehber, Mérimée’yi, Navarro’nun tekin bir insan olmadığı yönünde uyarır. Yanında saati dışında değerli herhangi bir eşya taşımayan yazar, Jose’ye yemek ve sigara ikram eder.
(İspanyolca alıntıların tercümesini, alıntının hemen altında okuyabilirsiniz.)

İspanya'da sigara (puro) sunmak ve bunu kabul etmek dostane ilişki kurmak demektir, tıpkı doğuda tuz ve ekmek paylaşmak gibi.

Yemeğin ardından, aynı handa konaklamak üzere yola düşerler. Hanın rahatsız yatak yerlerinde uyuyamayan Mérimée daha rahat bir yer bulmak umuduyla dışarı çıkar ve gecenin bir yarısında, handan ayrılmakta olan rehberle karşılaşır. Rehber, Jose’nin bir haydut olduğunu ve yakalatan kişiye ödül verileceğini söyleyerek handan ayrılır. Mérimée hana dönerek Jose’ye durumu anlatır ve kaçmasını sağlar.

İkinci bölümde yazar Cordoba’ya doğru yolculuğuna devam eder. Kadınların yıkanmak için nehire girdiği bir sahneyi ayrıntılarıyla birlikte tasvir eder. Yıkanma faslı sona erdikten sonra kadınlardan biri yanına gelir. Carmen’le orada tanışır. Uzun bir sohbetin, yürüyüşün, birlikte sigara tüttürmelerin ve dondurma yemelerin ardından, falcı olan kadın Merimeree’i evine davet eder. Fal bakılırken eve sinirli bir adam girer. Gelen kişi Jose’dir. Karşısında eski dostunu gördüğü için kendini şanslı hisseder yazar. Yoksa başına neler gelebileceğini tahmin etmektedir.

-Ah beyim, sizsiniz, dedi. Baktım ve arkadaşım don Jose'yi tanıdım. O an, onu ipten kurdardığım için biraz üzülmüştüm.

Herhangi bir sıkıntı yaşamadan evden ayrılabildiği için sevindiği sırada saatinin cebinde olmadığını fark eder, fakat akıbetini araştırmak da istemez. Araştırmasına devam etmek için şehri terk eder. Uzun bir süre sonra şehre tekrar yolu düştüğünde kendisini tanıyan bir rahibi ziyaret eder. Rahip, kendisini gördüğüne çok sevindiğini anlatır ve saatinin bulunduğunu bildirir. Jose hücreye kapatılmış, saate el konulmuştur. Eski dostu olarak bu özel saatin Merimeree’e kendisine ait olduğunu bilen rahip, Jose’nin kısa bir süre sonra idam edileceğini, idam ediliyor olmasının saatle herhangi bir ilgisi bulunmadığını, söz konusu kişinin azılı bir hırsız ve katil olduğunu ekler ve Jose’yle bir görüşme ayarlayabileceğini söyleyerek sözü karşı tarafa bırakır. Merimeree ziyaret etmek istediğini bildirir ve ertesi gün, yanına birkaç sigara alarak Jose’nin hücresine gider.

Carmen ve Jose’nin hikayesi, kitabın bu noktasından itibaren, Jose’nin ağzından anlatılmaya başlanır. Jose, Bask bölgesindendir. Yoksulluk ve işsizlik nedeniyle oradan ayrılıp Jandarma olmaya karar verir ve Sevilla'ya gider. Jose, jandarma olduktan sonra kısa sürede başarı gösterip onbaşı rütbesini alır.

Bizim dağların insanları askerlik mesleğini çabuk öğrenir. Hemen onbaşılığa yükselmiştim
Ziyaretçisinin getirdiği sigarayı keyifle içmekte olan Jose; kapısında nöbet tuttuğu tütün fabrikasını, fabrikada çalışan kadınları, kadınların fabrikaya giriş çıkış saatlerinde erkeklerin etrafa doluşmasını, laf atmalarını, sataşmalarını uzun uzun anlatır. Carmen ile orada, yine kadınların sataşmalar, iltifatlar, laf atmalar, hır gür arasında fabrikaya giriş yaptığı sırada tanışır. Aynı günün ilerleyen saatlerinde fabrikada kadınlardan birinin diğerini bıçakla yaraladığı haberi gelir. Olayla ilgilenmesi için Jose görevlendirilir. Fabrika giren Jose bir kadının yüzüne bıçakla küçük haçlar çizildiğini ve failin Carmen olduğunu öğrenir. Hücreye götürmek üzere Carmen’i peşine takar. Carmen, hücreye gideceğini bildiği için yolda Jose’yi ikna etmeye çalışır. Şivesinden dolayı Jose’nin Basklı olduğunu anlar ve bildiği Baskça cümleleri kullanarak kendisinin de aslında aynı bölgeden olduğunu, aynı bölgenin insanlarının birbirine yardımcı olması gerektiğini söyleyerek Jose’yi kandırmayı başarır.


Biz basklılar, İspanyolların hemen tanıdığı bir aksanla konuşuruz.

Jose, kadını serbest bırakır. Bunun karşılığında meslekten çıkarılır ve hapse konur. Yaptığının büyük bir hata olduğunu düşündüğü sırada hapishane nöbetçisi kendisine bir ekmek uzatır ve kuzeninin gönderdiğini söyler. Jose’nin kuzenleri orada yaşamamaktadır. Ekmeği böldüğünde içinden bir İngiliz törpüsü ve altın bir para olduğunu görecektir. Ekmeğin, Carmen tarafından gönderildiğini anlar ama hapisten kaçmak gibi bir niyeti yoktur. Törpüyü de parayı da kullanmaz. Amacı hapishaneden çıktıktan sonra Carmen’i bulmak ve parayı ona iade etmektir. Serbest bırakıldıktan sonra görevine iade edilir. Ama artık rütbesi yoktur, sıradan bir asker olmuştur. Albayın evinin önünde nöbet tuttuğu bir gün Carmen, yanında bazı Çingene müzisyenlerle Albayın evine gelir. Şarkıların, dansların, şarapların tüketildiği gecenin sonunda müzisyenler ve Carmen evden çıkıp kendileri için bekletilen at arabasına doğru ilerlermeye başlar. Daha eve girerken Jose’yi tanımış olan Carmen ona fısıldayarak kendisini nerede bulabileceğini şifreli olarak bildirir.

Carmen yanımdan geçerken, sizin de gördüğünüz bakışlarını üzerime dikti ve bana şunu söyledi "Hemşehrim, lezzetli kızarmış balık yemek istiyorsan Triana'ya, Lillas Pastia'nın evine gitmelisin."

Nöbet süresinin dolmasının ardından Jose traş olur, taranır ve Triana’ya, Lillas Pastia’nın evine doğru yola koyulur. Carmen’i orada bulur ve parayı iade eder. O parayla yiyecek, meyve, şarap alırlar ve geceyi birlikte geçirirler. Sabah olduğunda vedalaşırlar. Carmen, Jose’nin artık onu aramaması gerektiğini, kendisinden hoşlandığını ama kurt ile kuzunun yan yana olamayacağını söyleyerek ayrılır.

Geçirdikleri gecenin ardından Carmen’e aşık olan Jose umutsuzca kadını arar. Fakat hiçbir yerde bulamaz. Yine bir gece nöbet tutarken çıkagelir Carmen. İngiliz malı kaçak eşya taşıyan arkadaşlarının geçmesine izin verirse kendisine para verileceğini söyler. Jose kabul etmez. Bunun üzerine Carmen kendisiyle bir gece daha geçirmeyi önerir. Jose bu teklifi de reddedince, Carmen, bu durumda senin üstün olan jandarmaya giderim ve onunla bir gece geçirmeyi teklif ederim. O, geçmemize izin verir dedikten sonra Jose teklifi kabul eder. ertesi gün buluşurlar. Carmen sıkkındır. Bir gece önce kendisini yalvartmasına, tekliflerini reddetmesine bozulmuştur. Tartışırlar ve ayrılırlar. Aynı gün bir kilisede karşılaşıp, barışırlar. Carmen yeniden görüşeceklerine dair söz verip ayrılır ama yine ortadan kaybolur. Jose yine durmaksızın kadını arar. Buluşmak için kullandıkları eve hergün defalarca gidip gelir ve sonunda kadınla karşılaşır. Ama Carmen yalnız değildir, yanında yüzbaşı vardır. Eve onunla girmektedir. Jose ve yüzbaşı kavgaya tutuşurlar ve Jose, yüzbaşıyı öldürür. Bu defa Carmen ona yardım eder ve şehirden kaçırır. Jose’yi kaçakçılık yaptığı insanlarla tanıştırır ve gruba dahil eder. Jose yeni işini çok sever. İyi para kazanmaktadır ve Carmen’i sürekli görmektedir. Bu mutlu günler Carmen’in kocası olan Tek Gözlü Garcia’nın, hapisten çıkmasıyla son bulur.

Kısa bir süre sonra Tek Gözlü Garcia'yı gördüm; çingeneler tarafından o güne kadar yetiştirilmiş en korkunç canavar oydu: ruhu da teni kadar karaydı, hayatımda tanıdığım en büyük suçluydu.

Garcia’nın kaçakçı grubuna dahil olmasının ardından Carmen’i kıskanarak günlerini geçiren Jose, iskambil oynadıkları bir gece, bir bahane bulup Garcia ile kavga eder ve adamı öldürür. Carmen artık tamamen kendisinin olacaktır. Başlarda bu plan tutmuş gibidir. Kaçakçılık işini Jose ve Carmen birlikte yürütmektedir. Araları hiç olmadığı kadar iyidir. Bu mutlu dönem uzun sürmez. Granada’da boğa güreşlerini izleyen Carmen, Lucas adında bir boğa güreşçisine gönlünü kaptırır. Jose, Carmen’in artık kendisini sevmediğinden emindir ama bir umut, birlikte Yeni Dünya’ya (Amerika) taşınmayı ve yeni bir hayata başlamayı önerir. Carmen bu teklifi, özgürlüğünden ödün vermeyeceğini, özgür doğduğunu ve özgür ölmek istediğini söyleyerek reddeder. Jose, Carmen’i bıçaklayarak öldürür.

Jose -diye yanıtladı- benden imkansız bir şey istiyorsun. Artık seni sevmiyorum: sen beni hala seviyorsun ve bu yüzden beni öldürmek istiyorsun. Sana yalan da söylebilirim; ama bu zahmete katlanmak istemiyorum. Aramızdaki her şey sona erdi.

Kitap burada bitmez ama yazar kitabın son bölümünü Çingenelerin dış görünüşü, konuştukları diller ve yaşam biçimleriyle ilgili izlenimlerine ayrılmıştır. Roman 1845 yılında basılır. Otuz yıl sonra, 1875’te Bizet tarafından bestelenen, kitabın üçüncü bölümünü, yani Jose’nin hücrede yazara anlattıkları kısmı, içeren opera Paris’te ilk defa gösterilir. O tarihten bu yana operaya, tiyatroya ve sinemaya birçok defa uyarlanan Carmen, İspanyol kültürü denilince akla gelen ilk isimlerden biridir.
Aşağıdaki videoda 1938 yılında İspanyol-Alman ortak yapımıyla çekilen “Carmen la de Triana” filminden bir sahne izleyebilirsiniz. Bu uyarlamaya göre Carmen’in sevgilisinin adı Antonio Vargas Heredia’dır. Tütün fabrikasında çalışan Carmen, sevgilisine tütün götürmek için kapıda nöbet tutan jandarmadan, Jose’den yardım almıştır. Akşam olunca bir tavernada karşılaşırlar. Jose, Carmen’e kime tütün götürdüğünü sorar ve Carmen soruya bir şarkıyla yanıt verir. Şarkıyı söyleyen kadın İspanya’nın en iyi aktrizlerinden Imperio Argentina’dır. Kendisini ve Copla’larını severiz ve bugüne kadar sahnelenmiş en iyi Carmen rollerinden biri olduğunu kabul ederiz.




Bir sonraki sahne 1983 tarihinde, yönetmenliğini Carlos Saura’nın, müziklerini ise Paco de Lucia’nın yaptığı mükemmel uyarlamanın fragmanıdır.




Sinemada gerçekleştirilen en son Carmen uyarlamasının fragmanını ise aşağıdaki videoda bulabilirsiniz. Burada da Paz Vega mükemmel bir iş çıkarıyor. Filmlerin tamamını tavsiye ederim. İsteyen olursa romanın İspanyolcasını pdf olarak yollayabilirim. Bir sonraki yazıda buluşuruz amigos.






¡Viva Carmen!


İspanyolca Fiiller - Delirar



romalılar, sabanla toprakta açılan izleri"lira" olarak tanımlamışlar. toprak sürülürken oluşturulan çizgilerin düz olmasının hasat üzerine etkili bir faktör olduğunu bildiklerinden bu duruma önem göstermişler, hatta tarlayı sürerken bu çizgiden sapma eylemini tanımlamak için "lira" kelimesinin başına, "uzaklaşmak", "sapmak" anlamlarını katmak üzere "de-" ön ekini getirip delirare fiilini türetmişler. fiil "izden sapmak", "izden uzaklaşmak" anlamında kullanılmış, daha sonraları "çizgiden çıkmak, yoldan çıkmak, alışılmışın dışında hareket etmek, dengesizleşmek, saçmalamak, delirmek" şeklinde deyimleşmiş ve nihayetinde ispanyolcaya "delirar" olarak kalmıştır.

bu değişim tam olarak nasıl gerçekleşti bilinmez. belki, bir gün romalının biri, saçmalayan başka bir romalıya "bak arkadaşım, senin bu yaptığın, sabanla açılan izleri bozmak kadar anlamsız ve zararlı, yani demem o ki, delirar'ın lüzumu yok" demiştir. bu benzetme ortamda bulunanların çok hoşuna gitmiş, hatta yine bu kişilerin bazıları "güzel benzetme yaptı kadın, zihnime kazıyayım, müsait bir zamanda kullanırım" diye içinden geçirmiş ve kullanımın deyimleşmesine katkıda bulunmuştur. yahut, romalılar, tarımda bu kadar önemli bir hatayı yaparak hasatını tehlikeye atan insanları, hesaba kitabana hiç bakmadan deliden saymış ve hali hazırda delirme eylemini ifade eden fiilin yerine delirare fiilini kullanıma sokmuştur. sonuçta romalıdır, bilinmez.

fiile dönecek olursak, ispanyanın tdk'si olarak adlandırabileceğimiz rae'ye göre fiilin güncel kullanımının tarımsal faaliyetlerle herhangi bir ilgilisi yok. rae, fiili 1) sayıklamak, bir hastalık veya şiddetli bir tutkuya bağlı olarak dengesini kaybetmek 2- alakasız sözler söylemek, şeklinde tanımlıyor. bu bilgilere bakarak fiili türkçeye dengesizleşmek, delirmek şeklinde çevirsek başımız ağrımaz sanırım. hem ses dizilimindeki benzerlik sayesinde hızlı bir şekilde hatırlamak da mümkün.

preterito indefinido veya pretérito perfecto simple olarak adlandırılan zamanda (di'li geçmiş zaman) çekimini de yazayım.

deliré
deliraste
deliró
deliramos
delirasteis
deliraron


not: toprağa saban, pulluk vb. aletlerle açılan izler için türkçede kullanılan özel bir kelime olup olmadığını bilmiyorum. ispanyollar bu izler için surco ve hendidura kelimelerini kullanıyorlar.

not 2: güncel olarak salirse del surco deyimi, tıpkı zamanında romalıların delirare fiili kullandığı gibi kullanılmaktadır. deyimin birebir çevirisi sabanla açılan izlerden çıkmak, sapmak anlamına gelmektedir ve ispanyollar bu deyimi saçma davranışlar gösteren, saçmalamaya, yoldan çıkmaya, delirmeye başlayan insanlar için kullanmaktadır.

not 3: surco'dan toprağı sürmekten falan bahsetmişken!