Çeviri - Israel, Un Oasis Nuclear en Oriente Próximo



Israel, Un Oasis Nuclear en Oriente Próximo

Según diferentes estudios, Israel posee entre 75 y 400 cabezas nucleares, lo que lo convierte en el único país de Oriente Medio en poseer este tipo de armamento. El hermetismo que rodea al programa nuclear israelí, cuyos inicios se remontan a los años ‘50, impide conocer las dimensiones exactas del arsenal. Con ayuda de Francia y Reino Unido, Israel construyó la central nuclear de Dimona, en el desierto del Neguev, que en 1965 se encontraba operativa y en condiciones de producir plutonio al nivel requerido para uso militar.


David Ben Gurion, uno de los padres del Estado de Israel y primer ministro entre 1948 y 1963, declaró que la central nuclear tenía “fines exclusivamente pacíficos”. Pero los hechos irían haciendo insostenible esta afirmación. Desde entonces, los líderes israelíes han mantenido una política de “ambigüedad nuclear”: convertido en tema tabú, nunca se ha reconocido ni tampoco negado la existencia del arsenal atómico. Esta política de imprecisión se vino abajo cuando el primer ministro Ehud Olmert declaró, en una entrevista con la cadena alemana N24 en diciembre de 2006, que “Irán aspira a tener un arma nuclear como Estados Unidos, Francia, Israel y Rusia”. Tampoco se tiene evidencia de la realización de pruebas nucleares por parte de Israel. Sin embargo, en septiembre de 1979 el satélite estadounidense Vela, diseñado para detectar explosiones nucleares, registró un destello al sur del océano Índico. Una comisión investigadora en EE UU, encargada por el presidente Carter, estableció que no había evidencias suficientes para confirmar o desmentir el origen del resplandor, aunque en un principio se atribuyó el destello a una prueba atómica. Sin embargo, Aziz Pahad, viceministro de exteriores de Sudáfrica en el Gobierno de Nelson Mandela, reconoció en 1997, en una entrevista con el periodista israelí Yossi Melman en el diario Haaretz, que el fogonazo detectado por el satélite Vela fue “una prueba nuclear” llevada a cabo por Israel y Sudáfrica. Según Pahad, “el tema nuclear era secreto, y se han destruido muchos documentos, pero quedan muchos informes que prueban la relación entre los dos países”.

Desde entonces, y gracias a su abultado gasto militar (7,3% del PIB, el sexto país en gasto militar según CIA World Factbook), Israel ha desarrollado la capacidad de lanzar sus armas nucleares desde tierra, con silos subterráneos que albergan los misiles Jericó, con un alcance de más de 11.000 kilómetros, capaces de alcanzar cualquier punto de África, Europa y Asia; desde el mar, con submarinos clase Dolphin de fabricación alemana; o desde el aire, con cazabombarderos F-16 y F-35 de fabricación estadounidense. Según el veterano periodista Seymour Hersh, Israel también tendría capacidad para miniaturizar una bomba que cupiese en un maletín.

Monopolio nuclear

En posesión de la bomba, Israel se ha concentrado en mantener la “superioridad nuclear” en Oriente Medio. Así, su objetivo ha sido evitar que otros países de la región desarrollasen capacidad nuclear, mediante sabotajes, ataques militares y acciones encubiertas del Mossad. Como ejemplos: la destrucción del reactor nuclear de Osirak (Iraq) en 1977, o el bombardeo de una instalación siria, en 2007, donde, según el diario Washington Post, se estaba construyendo una planta nuclear con asistencia norcoreana.

Hasta ahora, el uso del arsenal nuclear ha quedado descartado salvo en cuatro supuestos. Según publicó el politólogo Scott Sagan, en Planeando lo impensable: cómo las nuevas potencias usarán las armas nucleares, el aparato de Defensa israelí estableció en los años ‘60 las líneas rojas que, de cruzarse, llevarían a Israel a utilizar su arsenal:

1) Una penetración exitosa por parte de los países árabes en el territorio israelí posterior a la guerra de 1949.

2) La destrucción de la Fuerza Aérea israelí.

3) Bombardeo de saturación o ataques con agentes químicos o biológicos sobre ciudades israelíes.

4) El uso de armas nucleares contra Israel.

Estos planteamientos fueron formulados por primera vez por Ben Gurion, aunque no se concretarían hasta la llegada al poder de Levi Eshkol, a mediados de los ‘60. Según el historiador Avner Cohen, era la posibilidad de un ataque por parte de una coalición de países árabes lo que llevó a los dirigentes israelíes a desarrollar el arma atómica, de modo que Israel tuviese un “último resorte”, oficialmente denominado “Opción de Sansón”.



İsrail: Bir Nükleer Silah Vadisi

Farklı araştırmalara göre İsrail 75 ila 400 arasında nükleer silah başlığına sahip ve Ortadoğu'da bu tür silahlara sahip tek ülke.Başlangıcı 1950'li yıllara dayanan nükleer programının etrafındaki giz perdesi nedeniyle İsrail'in sahip olduğu nükleer silahların tam sayısı bilinemiyor. İsrail Negev çölündeki Dimona Nükleer tesisini Fransa ve İngiltere'nin yardımlarıyla kurdu. Bu tesis 1965 yılında faaliyetteydi ve askeri alanda kullanılmaya olanak sağlayacak şekilde plütonyum üretimi gerçekleştirebiliyordu. İsrail Devletinin kurucularından olan ve 1948-1963 yılları arası İsrail başbakanlığı görevini yapan David Ben Gurion'a göre nükleer tesisler “tamamen barışçıl amaçlara” amaçlara sahipti. Ama yaşanılanlar bu açıklamayı savunulmaz kılıyordu. O zamandan bu yana bütün İsrailli liderler “nükleer belirsizlik” politikası izlediler: konu bir tabu haline getirildi, nükleer silaha sahip olunduğu asla kabul edilmiyor fakat hiçbir zaman bunun aksi de savunulmadı. Bu belirsizlik politikası 2006 yılı aralık ayında İsrail başbakanı Ehud Olmert'in, Alman televizyon kanalı 424 ile yaptığı bir röportaj sırasında sarf ettiği “İran, tıpkı ABD, Fransa, İsrail ve Rusya gibi, nükleer silaha sahip olmak istiyor” sözleriyle ortadan kalktı. İsrail tarafından tapılan nükleer denemelerin kanıtları da yok. 1979 Eylülünde, Amerika'nın, nükleer patlamaları tespit etmek için tasarladığı Vela uydusu Hint Okyanusunun güneyinde yoğun bir ışık tespit etti. ABD başkanı Carter tarafından görevlendirilen komisyon, önceleri bu ışıklanmanın nükleer bir denemeden kaynaklandığını söylese de daha sonra bunun bir nükleer deneme olduğunu kanıtlayacak ya da yalanlayacak yeteri kanıtın bulunmadığı kanısına vardı. Nelson Mandela hükümetinde Güney Afrika'nın dışişleri bakanlığı yardımcılığı görevini yapmış olan Aziz Pahad, 1997 yılında Haaretz gazetesinden İsrailli gazeteci Yossi Melman ile yaptığı röportaj sırasında, Vela uydusunun tespit ettiği aydınlanmaların, İsrail ve Güney Afrika tarafından yapılan “nükleer denemelerden” kaynaklandığını kabul etti. Pahad'ın anlattıklarına göre “ nükleer meselesi gizliydi ve birçok doküman imha edildi ama yine de iki ülke arasındaki bu ilişkiyi kanıtlayabilecek çok fazla bilgi mevcut”

Sürekli yükselen askeri harcamaları sayesinde ( CİA World Factbook'a göre, Gayrisafi Yurtiçi Hâsıla'nın % 7,3 ü ile dünyada en fazla askeri harcama yapan ülkeler sıralamasında 7. ülke ) İsrail, yer altı sistemlerinden fırlattığı Eriha füzeleriyle nükleer silahlarını karadan 11.000 km den fazla mesafelere fırlatabiliyor, Alman üretimi Dolphin denizaltılarıyla denizden, Amerikan yapımı F-16, F-35 avcı-bombardıman uçaklarıyla havadan, Avrupa, Asya ve Afrika'nın herhangi bir noktasını vurabiliyor. Deneyimli gazeteci Seymur Hersh'e göre, İsrail, bombalarını bir bavula sığabilecek şekilde küçültebilecek kapasiteye bile sahip.

Nükleer Tekel

Bomba gücü alanında İsrail bölgenin en “yüksek nükleer gücü” olmayı hedefliyor. Bu yüzden bölgedeki diğer ülkelerin nükleer kapasitelerini geliştirmelerini, sabotajlar, askeri operasyonlarla ve Mossad tarafından gerçekleştirilen gizli eylemlerle, engellemeye çalışıyor. 1977'de Irak'ın Osirak nükleer santralinin yıkılması veya 2007 yılında Suriye'de, Washington Post gazetesinin iddiasına göre Kuzey Kore ile işbirliği içinde nükleer çalışmalar yapılan, bir tesisin bombalanması İsrail'in bu yöndeki faaliyetlerine verilecek örneklerdendir.

İsrail'in nükleer silahlarını kullanması, 4 olası durum dışında, şimdilik beklenmiyor. Politika bilimcisi Scott Sagan'ın “Düşünülmez planlarken” isimli çalışmasında yazdıklarına göre, İsrail'in 1960'lı yıllarda belirlediği ve ihlal edilmesi halinde nükleer silah kullanacağı “kırmızı çizgileri” şöyle:

1- Arap ülkelerinin, 1949 savaşı öncesi İsrail sınırlarına başarılı bir işgal gerçekleştirmesi.

2- İsrail Hava Kuvvetlerinin yok edilmesi

3- İsrail şehirlerine gerçekleştirilecek genel bir bombardıman veya biyolojik, kimyasal saldırı

4- İsrail'e karşı nükleer silah kullanılması

İlk olarak Ben Gurion'un formüle ettiği bu kırmızı çizgiler 1960'lı yılların ikinci yarısında Levi Eshkol'un iktidara gelmesiyle somutlaşmıştı. Tarihçi Avner Cohen'in iddiasına göre İsrailli yöneticileri atom silahları yapmaya iten, Arap ülkelerinin oluşturacağı bir koalisyonun İsrail'e karşı gerçekleştireceği saldırı tehdidiydi. Bu şekilde İsrail resmi olarak “Şimşon Seçeneği*” olarak adlandırdıkları “son bir hamle” yapabilecekti.

Çevirmen Notu:
* Şimşon, Yahudilerin kutsal saydığı Hâkimler kitabının 13-16. bölümlerinde yaşamı anlatılan bir karakterdir.
http://www.rebelion.org/noticia.php?id=105438 adresindeki İSPANYOLCA Ercan BAYRAZ tarafından çevirilmiştir.


0 yorum:

Yorum Gönder

Acción Poética

Acción Poética

Humor en Español

Humor en Español

Takipçiler