Çeviri - Tutankamón I


...

Si bien el primer acto habla de tradiciones y estabilidad, el segundo trata de insurrecciones. Al morir Amenhotep III, el trono pasa a manos de su segundo hijo, Amenhotep IV, extravagante visionario que vuelve la espalda a Amón y las demás deidades que componían el panteón estatal, rindiendo culto a una divinidad única denominada Atón, representada por el disco solar. En el quinto año de su reinado, Amenhotep IV cambia su nombre por Akenatón, “el que sirve a Atón” y, así, se eleva a la condición de dios vivo y deja Tebas, la capital religiosa tradicional, para construir, 290 kilómetros al norte, una vasta urbe ceremonial conocida hoy como Amarna. Allí se establece con su gran esposa real, la hermosa Nefertiti, y juntos se erigen en sumos sacerdotes de Atón. El clero de Amón es despojado de todo su poder y riqueza, y Atón surge como dios supremo. El fin del reinado de Akenatón está envuelto en la confusión. Uno o tal vez dos monarcas gobiernan brevemente, bien junto a Akenatón, después de su muerte o ambas cosas. Igual que muchos otros egiptólogos, creo que el primero de esos “reyes” fue, en realidad, Nefertiti; el segundo, un misterioso personaje llamado Semenejkara, de quien sabemos casi nada. Lo único cierto es que, al levantarse el telón del tercer acto, el trono se encuentra ocupado por un niño de nueve años: Tutanjatón (“la imagen viva de Atón”). En los dos primeros años de su reinado, el pequeño y su esposa, Anjesenpaatón (hija de Akenatón y Nefertiti), abandonan Amarna para regresar a Tebas, donde reabren los templos restituyéndoles sus riquezas y gloria anterior, cambian sus nombres por Tutankamón y Anjesenamón, repudian la herejía de Akenatón y proclaman públicamente su devoción renovada al culto de Amón. Transcurrida una década desde su ascenso al trono, Tutankamón muere sin dejar heredero. Es sepultado con premura en una pequeña tumba más propia de plebeyos que de un monarca y, a modo de represalia contra la apostasía de Akenatón, sus sucesores borran de los anales históricos casi todo rastro de los reyes de Amarna, incluido Tutankamón. La ironía es que aquel intento de erradicar su recuerdo contribuyó a la preservación de Tutankamón para la posteridad. Menos de un siglo después de su muerte, la ubicación de la tumba quedó en el olvido y el mausoleo, protegido de los saqueadores gracias a las estructuras erigidas sobre él, permaneció virtualmente intacto hasta su descubrimiento, en 1922. Pero el registro arqueológico no ha esclarecido aún las relaciones familiares más íntimas del joven rey. Decidimos comparar el ADN de Tutankamón con el de otras 10 momias que, sospechábamos, fueron miembros de su familia inmediata. Hasta ese momento, me oponía al estudio genético de las momias reales porque las posibilidades de obtener muestras útiles y, al mismo tiempo, evitar la contaminación con ADN moderno me parecían tan insignificantes que no justificaban la violación de aquellos restos sagrados. Sin embargo, en 2008, varios genetistas me convencieron de que la tecnología había alcanzado la madurez suficiente para producir resultados eficaces. Por ello, montamos dos laboratorios con la última tecnología en secuenciación de ADN, uno en el sótano del Museo Egipcio de El Cairo y otro en la Facultad de Medicina de la Universidad de El Cairo. Las investigaciones estarían a cargo de los científicos egipcios Yehia Gad y Somaia Ismail, del Centro Nacional de Investigaciones de El Cairo. También decidimos practicar tomografías computarizadas a todas las momias bajo la supervisión de Ashraf Selim y Sahar Saleem, miembros de la Facultad de Medicina de la citada universidad. Conocíamos ya las identidades de cuatro momias, incluidas la de Tutankamón, que seguía en su tumba del Valle de los Reyes, y otras tres exhibidas en el Museo Egipcio: Amenhotep III, así como Yuya y Tuyu –progenitores de la gran reina Tiy, esposa de Amenhotep–. Entre los ejemplares no identificados se encontraba un varón hallado en la misteriosa tumba KV55 del Valle de los Reyes. No obstante, teníamos evidencias arqueológicas y textuales que apuntaban a que el cuerpo pudiera ser la momia de Akenatón o Semenejkara.

......

Eğer birici perde gelenek ve stabiliteden bahsediyorsa, ikinci perde başkaldırılardan bahsediyordur. Amenhotep ölünce tahtı ikinci oğlu, devlet mezarlığını mesken tutmuş diğer tanrılara ve Amon’a sırt çevirip, güneş diski ile temsil edilen Aton’a tapınan, 4. Amenhotep e kaldı. 4. Amenhotep krallığının beşinci yılında ismini “Aton’a hizmet eden kişi” anlamına gelen Akenaton olarak değiştirdi, ve böylece yaşayan tanrı konumuna yükselip, Tebas’ın 290 kilometre kuzeyinde, bugün Amama diye bilinen büyük tören kentini inşa etmek için geleneksel başkent Tebas’ı terk etti. Amama’yı kurmak için gittiği yere büyük soylu eşi, görkemli Nefertiti ile yerleşip orada kendilerini Aton’un başrahipleri olarak kutsadı. Amon’un din adamları bütün zenginliklerini ve güçlerini kaybettiler ve Aton en büyük tanrı olarak kabul edldi. Akenatonun krallığının son günleri karmaşa içinde geçer. Bir ya da iki monark kısa süreli olarak Akenatonla birlikte ve onun ölümünden sonra yönetimde yer alırlar. Diğer bazı mısır bilimcileri gibi ben de inanıyorum ki bu “kralların” birincisi gerçekte Nefertiti’ydi, ikincisi ise hakkında neredeyse hiçbirşey bilmediğimiz Semenejkara adında gizemli bir kişilikti. Kesin olarak bilinen tek şey şu ki, üçüncü sahne için perde kalktığında tahtın 9 yaşında bir çocuk tarafından işgal edilmiş olarak görüldüğü: Tutanjaton (Aton’un yaşayan görüntüsü). Krallığının ilk iki yılında küçük ve eşi Anjesenpaaton (Akenaton ve nefertiti’nin kızı) Amama’yı terkederek eski zenginlik ve görkemini geri vererek tapınakları tekrar açacakları Tebas’a geri dönerler. İsimlerini Tutankamon ve Anjesenamon olarak değiştirir, ve Akenatonun tersine Amon kültüne bağlılıklarını açıkça yenilerler. Tahta geçişinin üzerinden on yıl kadar geçtikten sonra Tutankamon bir mirasçı bırakmadan ölür. Aceleyle, bir monarktan ziyade halktan birine ait olabilecek küçük bir mezara gömülür ve Akenaton’un dönekliğine karşı bir saldırı olarak daha sonraki krallar tarafından, Tutankamon da dahil bütün Amama krallarına ait her şey tarihsel belgelerden neredeyse bütün izleriyle birlikte yok edilir. İşin ironik kısmı şudur ki, Tutankamon’un izlerini tarihten silmek için yapılan bu girişimler onun gelecek kuşaklar tarafından hatırlanmasını sağladı. Ölümünün üzerinden bir yüzyıl geçmeden mezarının yeri unutuldu ve mozolesi üzerine dikilen yapılar sayesinde, tekrar ortaya çıkarılacağı 1922 yılına kadar, yağmacılardan korundu ve hasar görmedi. Buna rağmen arkeolojik kayıtlar, genç kralın en mahrem ailevi ilişkilerine dair hiçbir ipucu vermedi.
Tutankamon’un DNAsını yakın aile üyesi olabileceğinden şüphelendiğimiz diğer 10 mumyanınkilerle karşılaştırma kararı aldık. O ana kadar kraliyet ailesine bağlı mumyalar üzerinde genetik çalışmalar yapılmasına karşı çıkıyordum çünkü iş yarar kanıtlar bulma olasılığı ve aynı zamanda DNA ların modern DNA larla karışmasını engelleme fikri bana pek de anlamlı gelmiyordu ve herhangi bir kanıt bulma olasılığı o kutsal kalıntılara tecavüzü haklı çıkarmıyordu. Buna rağmen, 2008 yılında bazı genetikçiler teknolojinin bu konularda etkili sonuçlar alabilecek kadar olgunlaştığına beni ikna ettiler. Böylece biri Kahire Mısır müzesinin bodrumunda diğeri ise Kahire Üniversitesi Tıp Fakültesinde olmak üzere DNA alanında son teknolojiyle donatılmış iki laboratuar kurduk. Araştırmalar Kahire Uluslar arası Araştırma Merkezinden mısırlı bilim insanları Yehia Gad ve Somaja İsmail’in sorumluluğunda yürütülecekti. Aynı zamanda bahsi geçen üniversitenin Tıp Fakültesi öğretim üyeleri Ashraf Selim ve Sahar Saleem’in kontrolü altında, bütün mumyalara bilgisayarlı tomografi uygulamaya karar verdik. Krallar Vadisinde mezarında olan Tutankamona ait olan mumya da dâhil olmak üzere 4 mumyanın kimliğini biliyorduk. Diğer üç mumya Mısır Müzesinde sergileniyordu: 3.Amenhotep, büyük kraliçe,3. Amenhotepin eşi, Tiv’in ebeveynleri Yuya ve Tuyu. Kimliği bilinmeyen mumyaların arasında Krallar Vadisinde KV55 kodlu gizemli mezarda bulunan bir erkek mumya bulunuyordu. Elimizde mumyanın Akenaton veya Semenejkara olabileceğine dair arkeolojik ve yazılı veriler vardı.


Mısırlı ünlü arkeolog Zahi Hawass'ın yazısı Ercan BAYRAZ tarafından İspanyolcasından çevirilmiştir.

0 yorum:

Yorum Gönder

Acción Poética

Acción Poética

Humor en Español

Humor en Español

Takipçiler